29 Ocak 2007

HAFTA SONUNDA CİCİ BİR KIZ OLDUM...




Merhaba;

Hafta sonu cici bir kız oldum ve güzel güzel yemekler yaptım. Biraz dikkat ediyorum bu günlerde yediklerime, içtiklerime. [Söylediklerime ise her zaman ;-) ] O yüzden ben yemedim çok fazla bu böreklerden. 

Neyse tarif aşağıda;

Mutlulukla kalın...

Malzemeler:

- 1 kg yufka (5 adet)
- 2 yumurta
- 1 su bardağı süt
- 1 su bardağı yoğurt
- 200 ml mısırözü yağı
- 250 gr kıyma
- 2 soğan
- Maydanoz
- 1 su bardağı bezelye
- Tuz
- Karabiber
- Kimyon

Yapılışı:

Yumurtaları çırpın ve sıvı yağ ile sütü ekleyerek karıştırın.1 adet yufkayı alarak hafif yağlanmış (sıvı yağ ile) fırın tepsisine yufkayı çok fazla gerdirmeden düzgünce kenarları tepsiden sarkacak şekilde yerleştirin ve üzerine sütlü karışımdan biraz yayın. Üzerine ikinci yufkayı serin ve aynı işlemi tekrarlayın. Üzerine önceden hazırladığınız kıymalı içi (soğanlar pembeleşene dek kavrulur, kıyma eklenir ve pişirilir, bezelye, karabiber, tuz, kimyon ve kıyılmış maydanoz eklenerek karıştılır .) eşit şekilde yayın. Yufkalardan birini küçük küçük parçalara bölerek kıymalı için üzerine serpiştirin. Yumurtalı karışımdan biraz dökün. Üzerine 4. yufkayı kapatın ve yumurtalı karışımdan yaydırın. İlk yufkanın kenarlara taşan kısımlarını tüm yufkaların üzerine kapatın ve en üste 5. yufkayı serin. 1 yumurta sarısı ve yoğurdu fırça ile üzerine yaydırın. İsterseniz üzerine susam, keten tohumu, çörekotu vs serpebilirsiniz. Önceden 200 dereceye ısıttığınız fırında üzeri kızarana kadar (yaklaşık 35 dk) pişirin.

------------------------------------------------------------------------------------


Sonra da afiyetle yiyin...


18 Ocak 2007

BİR ZAMANLAR İZMİR SOKAKLARINDA NELER SATILIRDI NELER...





Küçükken İzmir sokaklarında camekanlı arabalarda satılırdı şambali. Tüm İzmirliler bilir bu tatlıyı. Adı neden böyledir ya da başka bir adı var da bizler söyleye söyleye mi bu hale getirdik bilmiyorum. Ama bildiğim tek bir şey var ki o da çok lezzetli olduğu...

İstanbul' da sokaktan hiç bir şey almamaya çalışıyorum ben. Hele açıkta satılan şeylerin ne koşullarda hazırlandığını çok iyi biliyorum sektörde olduğum için. Size de hiç mi hiç tavsiye etmem. Hatta mümkünse eviniz dışında yememeye özen gösterin diyeceğim bana gülmeyeceğinizi bilsem...

Ama ben bu büyük kuralı bozdum bir kaç ay önce :-) Çandarlı tatilinde. Orada arabasıyla şambali satan bir amca var. Severim kendisini çok. Sadece orada alıveriyorum canım işte sokaktan...

Durun size anlatayım hikayesini...

Bir zamanlar ben de yaptığım incik boncuğu satmaya çalışmıştım Çandarlı sokaklarında yaz boyu. Daha tezgahlar yoktu ve henüz belediye izin vermiyordu sokak boyunca satış yapmaya. Sadece Deniz Cafe'nin önünde satabiliyorduk birşeyler. İşte o günlerde sokakta 4 satıcı vardı. Ben, kardeşim, şambalici amca ve hala kaynamııııışş süt darı diye bütün Çandarlı sokaklarını dolaşan mısırcı amca.

Küçük bir lise öğrencisiydim o zamanlar. Neyse her gece selamlardık birbirimizi. Bir de yaşlı mı yaşlı Kemal Amca vardı. Evi hemen orada olduğu için akşam yemeğinden sonra sandalyesini alır, ağır aheste adımlarla yanımıza gelirdi.

İlk geldiği gün şöyle bir bakmıştı bize. Bir tarafta muhtarın kahvesinden tanıdığı ve harıl harıl satış yapan mısırcı ve şambalici diğer tarafta henüz bir şey satamamış "mahzun prenses" ve kız kardeşi... Dediklerini aynen onun ağzından yazıyorum "Aaaa durun kızlar ne boynunuzu büküvereyonuz hemencecik. Daa alıveren çıkar. Hadi gari şefteniz de benden".İşte güzel bir dostluğun "şeftesi de" atılmıştı böylece. Sonradan mısırcı amca ve şambalici de katıldı bize. Hep birlikte her gece çok eğleniyorduk. İki genç kız ve 3 yaşlı ton ton amca... 

O parayı hala saklıyorum cüzdanımda. O günden sonra satışlar açıldı. Gerçi laf aramızda Kemal Amca zorla yakışıklı mı yakışıklı bir kasaba delikanlısı torununu mecbur etmişti bizden her hafta bir şeyler almaya...

O seneden sonra bir daha satış yapmadım ama yazlığa her gidişimde mutlaka ziyaret ettim Kemal, mısırcı ve şambalici amcayı... Sonra bir sene göremedim Kemal Amca'yı. Pazarda yakışıklı mı yakışıklı bir kasaba delikanlısı olan torununa rastladım ve sordum dedesini. Dedemi dedi Ocak ayında kaybettik....

Çok üzüldüm....Bir dostum gitti....

Her Ocak ayında yapıyorum bu tatlıyı, Kemal Amca ile geçirdiğim esintili Çandarlı günlerinin anısına... Allah rahmet eylesin.... (Şambalici amcanın anlatımıyla anneannemin klasik tarifini birleştirdim.)

İşte aşağıda o güzel günlerden kalma tatlı mı tatlı anılarla dolu bir tarif...

ŞAMBALİ (İZMİR TATLISI)

Malzemeler:

- 2,5 su bardağı irmik
- 1 su bardağı toz şeker
- 1 su bardağı yoğurt
- 1 paket vanilya
- 1 paket kabartma tozu
- 1 avuç soyulmuş yer fıstığı

Şerbet

- 3 su bardağı şeker
- 3,5 su bardağı su
- 1/4 limon suyu


Hamur yoğurma kabına; yoğurt, şeker, vanilin ve kabartma tozunu ekleyip bir güzel çırpın.  İrmiği de ekleyip kıvamlı hamur haline gelene kadar karıştırma işlemine devam edin. Fırın tepsisini yağlayıp altına biraz mısır unu serpin. Hazırladığınız kek hamuru gibi olan kıvamlı şambali hamurunu  üzerine yayıp, üstünü düzgünleştirin. Hamurun üstüne soyulmuş yer fıstığı sıralayın. Önceden ısıtılmış 190 derecelik fırında altı ve üstün pembeleşene kadar pişirin. Fırından çıkarır çıkarmaz sıcakken önceden hazırlayıp ( Şerbet: Şeker, su ve limon suyunu 10 dk kaynatıp, ateşten alarak soğumaya bırakın. ) soğumaya bıraktığınız şerbeti dökün. Pişen tatlıyı sönmüş fırının içinde biraz bekletip şerbetini iyice çekmesini sağlayın.


Afiyet olsun tatlı günlerin anısına...

------------------------------------------------------------------------------------

15 Ocak 2007

PİLAV YEDİM TAŞ ÇIKTI... EMİNE BEDER'İN İÇ PİLAVI




Merhaba;

Konusu özenle seçildiği her halinden belli olan yeni bir #YE# etkinliğinde bir arada olmak çok hoş. Yaban güllerini bu yüzden severim ben. Güzel kokusu etrafına bir sürü çalışkan arıyı toplar...

Pirinç denilince benim aklıma bembeyaz pilav geliyor . E onu da çok bilindik bir tarif olması yüzünden es geçtim. Ne hazırlamalıyım, ne hazırlamalıyım derken Osmanlı Mutfağına has olan biraz ağır olduğunu düşündüğüm "iç pilavı" denemeye karar verdim. Tarif Emine Beder'e ait. Yapması benden... Eee takdir de sizden...


Malzemeler:

- 1 orta boy soğan
- 2 su bardağı pirinç
- 2.5 su bardağı et suyu
- 1/2 çay bardağı sıvı yağ (pilav için)
- 1/2 çay bardağı sıvı yağ (fıstıklar ve ciğer için)
- 250 gr kuzu ciğeri
- 1 çorba kaşığı kuş üzümü
- 1 çorba kaşığı çamfıstığı
- 1/2 demet dereotu
- Karabiber, tarçın, yenibahar (1' er çay kaşığı)
- 2 tatlı kaşığı şeker
- Tuz
- 1/4 limon suyu

Yapılışı:

Pirinçleri ılık, limonlu ve tuzlu suda 30 dk bekletin. Bir tava içine sıvı yağ (zeytin yağı kullandım) alıp, çam fıstıklarını hafifçe pembeleşene kadar kavuralım. Fıstıkları yağdan delikli bir kepçe yardımıyla alalım. Aynı tavaya minik minik doğranmış ciğerleri alalım ve yumuşayana kadar kavuralım. sonra delikli bir kepçeyle alıp bekletelim. Başka bir tencereye pilav için kullanacağımız sıvı yağı (mısır özü kullandım) alıp, küp doğranmış soğanları ekleyerek pembeleşene kadar kavuralım. Pirinçleri süzüp onları da ekleyerek kavurmaya devam edelim. Kuş üzümünü, çam fıstıklarını, şekeri, sıcak et suyunu ekleyip tuz miktarını ayarlayalım. Kısık ateşte pirinçler suyunu çekene dek pişirelim. Pişen pilavı ateşten almadan önce ciğerleri, baharatları ve kıyılmış dereotunu  ekleyerek karıştıralım. Pilav 15-20 dk demlendikten sonra servis yapabiliriz.

Afiyet olsun...


Görüşmek üzere, mutlulukla kalın...
------------------------------------------------------------------------------------

11 Ocak 2007

PORTAKALLI KEREVİZ VE OCAK AYI AMA BEN NEDEN ÜŞÜMÜYORUM?








Merhaba sevgili dostlarım.

Ne ilginç değil mi? Kış sebzeleri tarifleri ekliyoruz bloglarımıza durmadan ama ortada ne kar var, ne yağmur, ne de üşüten fırtınalar. Oysa aylardan Ocak ve onu da neredeyse yarılamak üzereyiz.

Kendi küçük dünyamızda seviniyoruz belki de buna. Oh oh bu sene az üşüdüm, güneşli havalarda gezdim diye. Sadece Türkiye değil bütün dünyada sıcaklık normalin üstünde. Avusturya'dan Arkadaşım Ka. de oralarda havaların inanılmaz sıcak gittiğini söylüyordu geçen gün. Ancak emin olun ki ne Kutup Ayıları, ne Alaska Ren Geyikleri ne de Mavi Balinalar böyle sevinmiyor.


Umarım yapabileceğimiz bir şeyler vardır ve bunların farkında oluruz. Daha da önemlisi elimizden geleni yapabiliriz.

Kerevizin ne tadını ne de kokusunu çok sevmiyorum aslında. Hatta babaannem "Çocukluğumda sırf kereviz kokusunu derin derin koklamak için manavların arka sokaklarında sıralandığı Menemen'in meşhur "Taş Hanı'na" uğrardım her fırsatta. " dediğini duydunca kıkır kıkır gülmüştük sevgili kardeşlerim Pı. ve On. ile. Kerevizin kokusu mu ıyyyy diye.

Geçenlerde ziyaretine gidince Ze. yengemde yedim. Ben nezaket icabı minik bir tabak almıştım; ama o kadar lezzetli olmuş ki dayanamadım ve bir tabak daha istedim.

Sonra anneme de söyledim evde denemesi için. Tarif, aşçılık anneme ait. Ben sadece fotoğrafladım, kalori tablosunu düzenledim ve tabii ki oturup bir güzel yedim.

Malzemeler:

- 5 orta boy kereviz
- 3 kuru soğan
- 2 kerevizin yeşil yaprakları
- 1 çay bardağı zeytin yağı
- 1/4 limonun suyu
- 1 çay bardağı portakal suyu
- 1 yemek kaşığı pudra şekeri
- 1 çay kaşığı tuz

Yapılışı:

Kerevizlerin kabuklarını derin olarak soyup iri iri dilimleyin. Limonlu suda bir süre bekletin. Tencerede ince ince doğradığınız soğanları zeytinyağının yarısı ile kavurun. Üzerine limon suyunda beklettiğiniz ve suyunu süzdüğünüz kerevizleri ekleyin. Kereviz yapraklarını, tuzu, şekeri, portakal suyunu ve zeytinyağının geri kalanını ekleyelip ağır ateşte pişirin. Soğuduktan sonra cam veya porselen bir kaba alıp, soğuk olarak servis yapın.

Afiyet olsun size şimdiden.



BİR BAŞKA PORTAKALLI KEREVİZ TARİFİ İSE BURADA 


------------------------------------------------------------------------------------




06 Ocak 2007

ESKİ DEFTERLERİ KARIŞTIRMAK








Sahile yazılan isimler küçücük bir dalgayla silindiler.



Ya kalplerde kalan izler?


En derinlerde bir gün hatırlanmayı bekler...


Bugün kütüphanemi düzenledim ve elime bu mısralar geçti. Sonra yatağıma oturdum ve uzun uzun bu şiiri ne zaman yazdığımı ve neden yazdığımı hatırlamaya çalıştım. Hatırlıyorum, bu şiiri yazarken bir yandan Beşiktaş'ın 100. yıl kutlamalarını izliyordum. Ne komik değil mi? Coşku ve hüzün...

Koskocaman harflerle sahile adım yazılmıştı bir zamanlar ve önüne oturulup bir de hiç silinmeyecekmişçesine mutluluk pozları verilmişti...

Neyse artık ne sahilde koskocaman harflerle "MAHZUN PRENSES" yazıyor ne de bende bir iz kaldı...

Sanırım şu an tek üzüntüm sadece göz ucuyla izleyebildiğim ama çoşkusuna katılamadığım 100. yıl şampiyonluk kutlamalarını kaçırmak oldu... :)


Mutlulukla kalın, sevgiler...

05 Ocak 2007

KETEN TOHUMLU PAZAR OMLETİ






Merhaba;

E bayramda bol bol vakit bulunca mutfağa attım kendimi dedim ya işte ilk tarifim "Keten Tohumlu Omlet" Pazar sabahı maaile beraber kahvaltı yapmak güzel oluyor. Herkes bir araya toplanınca değişik birşeyler yemek ve kahvaltıyı uzattıkça uzatmak gerçekten çok eğlenceli. Ben de bu pazar elimdeki malzemeleri değerlendirmek adına bir tarif uyduruverdim. ama sonuç hoş oldu gerçekten. Siz de deneyin bence...

Malzemeler

- 4 adet yumurta
- 1 tatlı kaşığı tereyağı
- 1 tatlı kaşığı zeytin yağı
- 6 zeytin
- 2 kibrit kutusu kadar beyaz peynir
- 2 dilim dil peyniri
- 2 dilim taze kaşar
- 2 tatlı kaşığı galeta unu
- 1 tatlı kaşığı mısır unu
- 1 kahve fincanı süt
- 1/4 demet maydanoz
- 1-8 demet dereotu
- 2 tatlı kaşığı keten tohumu
- Kekik
- Nane
- Pul biber
- Karabiber
- Tuz

Yapılışı

Çırpıcının kabına yumurta, tereyağı, zeytin, peynirler, galeta ve mısır unu, süt, maydanoz, dereotunu koyup bulamaç haline gelene kadar çırpın. Karışımı zeytin yağı damlattığınız ve biraz ısıttığınız tavaya boşaltın. Ara ara tavayı sarsarak pişmesini sağlayın. Üzerine baharatları ve keten tohumunu serpin. 10 dk sonra üzerine bir kapak kapatarak 3-4 dk. da böyle pişirin. Sonra omleti ters- yüz edin. Kapağını kapatmadan öbür yüzünün de pişmesini sağlayın.

Omletiniz hazırdır.

Afiyet olsun...


------------------------------------------------------------------------------------