30 Mart 2007

BANG BANG LUCKY LUKE



Zerrin beni oyun oynamaya çağırdı... Hayalindeki çizgifilm kahramanını anlat dedi...Bundan kolay ne var...

Daha minicik bir kızken REDKIT'e vurulmuştum ben. Onun yalnız kovboy oluşu, dağları, tepeleri ağzına aldığı bir saman parçasıyla aşması hayallerden hayallere sürüklerdi beni. Ben de onunla beraber Grand Kanyonu aşmak, Apaşlarla, Siyularla barış çubuğu tüttürmek isterdim. Evdeki kanepenin kocaman yastıkları "Düldül" olurdu benim için.
Barbunya yedirmenin yolunu da bulmuştu annem. "Bak prenses bu RedKit'in yediğinden derdi." 

Haksızlıkla savaşmanın, paraya, pula kapılmamanın erdemini de ondan öğrendim ben. Okumaya başlayınca - 5 yaşında öğrenmiştim ben okumayı, 6 yaşına girince de kızkardeşime öğrettim. -Pı. ile beraber Redkit çizgi romanları okurduk; artık koca koca kızlar olduğumuz için de babama tutturmazdık bize at al diye...

Sonra genç bir kız olunca elbette koltuk minderlerine binmeyi bıraktım; ama RedKit gibi merhametli, mert, dürüst, maceraperest ve zeki bir kovboyun yolunu gözlemeye başladım.

Biliyordum RedKit öyle her an karşısına çıkmazdı insanın...Bu çetin savaşta bir kaç Dalton da çıktı karşıma elbet. Çarpıştım hepsiyle ve şimdi onlar Teksas hapishanesinde. Kimi ömür boyu taş kıracak, kimi de katran ve tüy cezası aldı...

Biliyorum o bir yalnız kovboy, ben de yalnız bir genç kız... Evimizden çok uzaktayız ve bir gün karşılaşacağız. Belki Austin yolu üzerindeki kasaba birahanesinde olmayacak bu karşılaşma, ya da bir poker salonunda; ama olacak...Çünkü ben RedKit'i çok seviyorum...

28 Mart 2007

FIŞ FIŞ KAYIKÇI...


Fincan böreği. 

Adı böyle bu böreğin. Neden diye sorarsanız şekli fincan ile keserek veriliyor hamura. Benimkine bakmayın siz. Onun şekli için bir fincan kullanılmadı.

Durun da size hikayesini anlatayım dün pişen bu böreğin.

Annemle aramda inanılmaz bir telepati vardır benim. Canım aşeren kadınlar gibi garip garip şeyler ister arada. Kıymalı nohut yemeği, pirinç çorbası gibi. Dün de şirketten çıktım ve nereden geldiyse aklıma "fincan böreği" geldi. Bizde yılda 2-3defa yapılır. Annemi arasam mı acaba diye düşündüm bir ara. Sonra vaz geçtim. Şimdi uğraşmasın kadıncağız diye. Neyse eve geldim. Apartmanı misss ler gibi kokular sarmıştı. Aaaa anneciğim fincan böreği yapmamış mı bir de ne göreyim. Nereden aklına geldi annecim dedim. O da ne bileyim öğlen biraz uzandım, dön dön dön uyuyamadım. İçim sıkıldı ve aklıma geldi yaptım dedi. Gülümsedim kocaman, eline sağlık dedim ; ama söylemedim onun aklına böreği sokanın ve uyutmayanın ben olduğumu...Heh heh heh...
Tarifi annemden en kısa zamanda öğreneceğim. Onun fincan böreği diye adlandırdığı börek biraz farklı oluyor başkalarınınkinden çünkü...


Sevgiler...

26 Mart 2007

OYUN...



Merhaba Sevgili dostlarım.

Tuba beni sobelemişti geçenlerde, okul yıllarımda hiç tembel bir kız değildim ben ama nasıl olduysa bu ödev geciktikçe gecikti.
Oyun şöyle:

Son zamanlarda hayatınıza giren memnun kaldığınız "şey"leri tanıtacaksınız.

1) Bu resimde kapkara görünen şey benim MP3 player'ım. Hayatıma gireli 7-8 ay oldu. Ben onu çok seviyorum ama. İstanbul'u ve trafiğini bilen bilir. Avrupa yakasında evim ve Asya yakasında iş yerim. Nerdeyse 2 saat süren gidiş ve geliş yolu boyunca bana eşlik ediyor bu aletçik. Güzel bir Ege Türküleri arşivim var. Kah onu dinliyorum, kah ABBA ya da o gün canım ne isterse...



2) Bu anneme kızkardeşimin aldığı yeni bir kahve makinası. Gayet güzel köpüklü kahveler yapıyor. Ayrıca falları da hep çıkıyor ;-)


3) E tabii siz beni hiç görmediniz. Benim kadar gür saçlı bir kız böyle bir şeye ihtiyaç duyacaktır. Bu saç düzleştiricisi 1 yıldır hayatımda ve ne önemli !!! hazırlıklar için bana yardım etti. Hakkını verdiğini bütün kalbimle söyleyebilirim... ;-)


4) Fotoğraf makinamı çok seviyorum. Taa annem genç bir kız iken babamla sözlendiği ilk yıllarda almış bu makinayı. O zamanlar annem Antep'te görevli yeni mezun bir müzik öğretmeni, babamda Ankara'da yeni teğmen çıkmış. Çekilen fotoğraflar, anılar, sevgiler sakladığı için seviyorum makinamı. Son zamanlarda yeni bir digital makina almak istiyorum; ama bu makina ile de hep çekeceğim. Düğünümü, çocuklarımı, dostlarımı ...



5) Bu kitapları yeni aldım. Söylemiştim sanırım, bitkileri seviyorum ve hobi olarak ilgileniyorum taksonomi ile. Tabii aldığım eğitim bu yöndeydi. Diğer kitap ise vahşi doğada hayatta kalmak için yapılması gerekenleri içeriyor. Bir ara "Survivor" a katılmayı kafaya koymuştum da...


18 Mart 2007

ŞEVKETİBOSTAN YAN GEL OSMAN

Güzel dostlarım;

20. YE etkinliği geldi çattı bile. Ev sahibimiz Asya. Konu seçimi ise bence şahane. Şahane diyorum çünkü;

- Aylardan Mart ve her yer otlarla dolu.
- İzmir' li olarak otlar ve yemekleri benim de damak zevkime gayet uygun.
- Eee biyoloji kökenli olunca taksonomik botanik ve farmokolojiden anlıyorum çat pat.

Neyse bu etkinlik dört gözle gelmesini beklediğim bir konudan ibaret olunca hani size geçenlerde bahsetmiştim ya İzmir / Çandarlı seyahatimi, işte orada bu konu için biraz hazırlık yaptım. Durun da anlatayım...

Cuma günü kasabanın pazarıdır. Dağ köylerinden (Yaylayurt) tazecik toplanmış otları getirir köylüler pazara. Bu fotoğraftaki sevimli çift de o köyden. Teyze ve eşi beraberce poz verdiler bana.




O kadar çok otları vardı ki; Ebegümeçleri, turpotu, kazayağı, ısırgan...



Ne alsam ne alsam diye bakınıp duruken şevketibostanlar gözüme ilişti. Hiç denememiştim, acaba yapabilirmiyim ben bunu diye düşünürken "hadi" dedim. "Sen bunu da yaparsın, prenses ;-)" Kendime verdiğim bu "gaz" ile alıverdim daha tazecik sabah toplanmış şevketibostanları. Teyze "akçakız" amca ise "akkız" dediler adına. Tatlı bir ağız dalaşı da oldu gitti aralarında.



Biraz botanik bilgimi yokladım eve gelince. Bileşikçiçekgillerden (Compositae) bu dikenli ot. Latince adı Carduus benedicti ya da sinonim olarak Cnicus benedictus olarak geçiyor. Şevketibostan, mübarekdikeni ve akkız diye de yöresel adları var. İzmir pazarlarında bolca satılıyor ve İzmir'liler çok seviyor bu otu.
Tarif anneannemden.


ŞEVKETİ BOSTAN

Malzemeler:

-1 kg şevketibostan
- 500 gr kuzu eti
- 2 adet kuru soğan
- 2 dal taze soğan
- 1 kahve fincanı zeytinyağı
- 2 su bardağı su
- Tuz
- Karabiber

Terbiyesi için:


- 1 yumurta sarısı

- 1 çay kaşığı un
- 1/2 limon suyu

Yapılışı:

Pazardan dikenlerinden ayrılmış olarak aldığım şevketibostanların kabuk kısımlarını ayıklayıp, yeşil kısımları doğrayın.
Toprak bir tencerede küp doğranmış kuru soğanı ve ince kıyılmış taze soğanları zeytinyağı ile öldürün. Kuşbaşı doğranmış kuzu etlerini ilave ederek 10 dakika kadar daha kavurun. Ayıkladığınız şevketibostanları da ekleyerek 15-20 dk. tencerenin kapağı kapalı olarak pişirin. Su, tuz ve karabiberi ekleyin. Otlar yumuşamaya dönünce önceden hazırladığınız terbiyeyi (Bir kapta yumurta sarısı, biraz un ve limon suyunu karıştırın.) yemeğin suyu ile karıştırarak toprak kaba dökün. Yemeğiniz pişmiştir.

Afiyet olsun...


Baktım bahçede de epey turpotu ve hardal çıkmış onlardan da topladım bolca ve güzel bir salata yaptım yanına.




TURPOTU SALATASI

Malzemeler:

- 1 kg turpotu ve hardal
- İstenildiği kadarZeytinyağı
- Tuz
- Limon
- Un


Yapılışı:

Turpotlarını ve hardalları yıkayıp ayıklayın ve doğrayın. Bir miktar kaynamış suda haşlayın. Bir kapta 1 çay kaşığı un, zeytinyağı, limon ve tuzu karıştırın, sonra bu karışımı otların üzerine gezdirerek soğuk olarak servis yapın.

Afiyet olsun...

15 Mart 2007

FIRINDA SEBZELİ BALIK VE MÜTTEFİKİ HAVUÇ TUPR SALATASI








Merhaba sevgili dostlarım.

Bu gün güneşli mi güneşli bir sabaha uyandım. Dün yağmur yağıyordu oysa. Aaa bu ne biçim iş şu İstanbul'un havası derken aklıma beni çocukluğumdan beri hep sinir eden meşhur "İstanbulun havasına İzmir'in... "deyişi geldi.
Elimi yüzümü yıkayıp kendime gelmek için banyoya gittim ve aynaya baktım bir de ne göreyim şişmiş dudaklar, torbalı gözler günaydın diyor bana. Nedeni basit dün yemeği çok kaçırdım ve bütün gece yorganımla çarpıştım. İşte aşağıda düşman tarifi ve yanında müttefiki salata...

FIRINDA SEBZELİ BALIK

Malzemeler:

- 1 kg iri cins balık (ben levrek kullandım)
- 2 domates
- 2 yeşil biber
- 2 kırmızı biber
- 1 baş soğan
- 200 gr mantar
- Konserve mısır
- Konserve bezelye
- 1 orta boy patates
- 1 minik kereviz ve yaprakları
- 3-5 defne yaprağı
- 1 havuç
- 10 adet brüksel lahanası
- 5 minik dal brokoli
- Zeytinyağı
- Tuz
- Karabiber
- Kekik
- Limon
- Maydanoz

Yapılışı:

Balıkları temizleyip halka halka doğrayın. Fırın ısısına dayanıklı cam bir kaba alın. Sebzeleri iri iri doğrayarak kaba koyun. Üzerine zeytinyağı, baharatlar, tuz ve limon ilave edin. Cam kabın ağzına alüminyum folyo kapatarak fırına koyun. Sebzeler yumuşamaya et pişmeye dönünce alüminyum folyoyu çıkarın ve bir süre ağzı açık şekilde pişirin.

Afiyet olsun.


HAVUÇ - TURP SALATASI

Malzemeler:

- 3 havuç
- 2 beyaz turp
- 1 kereviz
- Bir kaç dal maydanoz
- Zeytinyağı
- Limon
- Tuz
- Zeytin


Yapılışı:

Havuç, turp ve kerevizi rende ile veya başka bir yol bularak :-) ince ince kıyın. Diğer malzemeleri de ekleyip iyice karıştırarak zeytin taneleri ile süsleyin...

Afiyet olsun


Sevgiler

12 Mart 2007

BİR OYUN ve MÜZEYYEN HANIMIN AŞURESİ


Sevgili dostlarım merhaba.

Anneannemin tarifiyle annemin yaptığı aşureyi anlatacaktım bugün size; ama bir de ne göreyim Zerrin beni sobelemiiişş. Eeee bu oyunları kim sevmez? Ben de önce oyuna katılayıım sonra da tarifi yazayım istedim.

Oyun şöyle,

Evet burada gerçekten birbirimizi göremiyoruz, seslerimizi duyamıyoruz belki ama "dost", "arkadaş" olabiliyoruz. Çünkü yüreğimizden dökülenleri yazıyoruz sayfalarımıza, belki seslerimizi birbirimize hiç duyurmadan. Tariflerimizi, yaptığımız yemekleri paylaşıyoruz bloglarımızdan o nefis kokuları koklamadan. Kızgınlıklarımızı, hüzünlerimizi belki gizli gizli aralara serpilmiş sevdalarımız bile var bu sayfalarda. Her sabah büyük bir merakla okuduğumuz, sanki o anlatıyor da biz dinliyormuş edasıyla gelsin de konuşalım dediğimiz dostlarımız var bu sayfalarda. Oyun istiyor ki bu dostlarımızı, arkadaşlarımızı başkaları da tanısın, okusun, öğrensin...

Ne mutlu bana ki Zerrin beni de seçmiş dostları arasına . Tekrar teşekkür ederim ben ona...

Şimdi ben de tanıtayım size buradan edindiğim dostlarımı teker teker.

1) Chemistry: Hindistanlı bir arkadaş geldi buldu beni bir kaç ay önce. İnceledikçe sevdim sayfasını. Yemek tarifi yok blogunda, yaşadığımız dünyayı ilgilendiren ağırlıklı olarak çevre sorunlarını anlatıyor. Güzel, hoş araştırmaları var.

Selamlar sana Mr Saini... DUYARLI SAINI

2) Elit: Elit'i blogumu yeni yazmaya başladığım acemi yazarlık günlerimden beri tanıyorum. Tatlı mı tatlı ve cici bir dost. İdealleri var koskocaman ve yılmadan peşinde koşuyor. Kurslara gidiyor, okuyor, öğreniyor, dinliyor. Kendini aşmaya çabalıyor. Bir de en son trendleri biliyor. Yeni çıkanlar, işe yarayan ve yaramayanlar. Koular, takılar, filmler, kitaplar...

Başarı seninle olsun Elit...TREND ELIT

3) Deniz: Biz birbirimiz çok iyi anlıyoruz onunla. Dillerimiz aynı ve de söylediklerimiz. İçten bir dost, akıllı bir anne ve şairane, masalımsı bir deniz o. Sıradan yemekleri bile sıradışı şekillere sokabiliyor. Güzel, pratik tarifleri ve ilginç hobilerini siz de görün isterim. Ben onun İzmir kokan yanaklarından öpmeyi seviyorum...

Kordon rüzgarı yanağını okşasın Deniz... YARATICI DENİZ

4) Zerrin: Nasıl tanıştığımızı ben tam hatırlayamadım. Sen hatırlıyor musun Zerrin? Sanırım bir yemek etkinliği olmalı. O günden beri dört gözle yazılarını takip ettiğim akıllı bir dost. Minicik bir olayı bile upuzun bir hikaye olarak heyacanla okunacak dilde anlatıveriyor kendileri. Çoook uzaklardan tarifleri var, bazen de bizlerden değişik tarifler veriyor. Kendini beslenme konusunda aşmış sımsıcacık bir dost. Sayfasını her gün güncellesin istiyorum, istiyorum ki onun tatlı dilinden güzel yazılarından mahrum kalmayayım.

Teşekkürler sana Zerrin, miss gibisin...SANATÇI ZERRİN

5) TaTa: Sevgili TaTa. Bana ilk yazdığında kimdir, nedir bilmiyordum. Ancak yazdığı iki cümle bile ona müthiş saygı duyma dürtüsünü uyandırdı bende. Annem gibi o. Anneme benziyor sözleri. Bazen sofrasını anlatıyor, bazen gördüklerini sonra da düşündüklerini. İlgi ve büyük bir merakla okuyorum, dinliyorum onu.

Saygılar sana TaTa...ANNE TATA

6) Tuba: Uzaklardan bir dost edindim kendime. Yeni kıtadan. Öyle tatlı dilli ki. Bazen yaptığı tatlıları yiye yiye böyle oluyor herhalde diye düşünmekten alıkoyamıyorum kendimi. Her sabah yeni bir tarif, özlü bir yazı ve nefis resimlere bakmak için oturuyorum PC başına. Bazı Pazar günleri evde cici kız edasıyla yaptığım yemeklerin tarifleri ondan. Çünkü çok pratik ve çok lezizler...

Seni seviyorum Tuba...PRATİK TUBA

7) Aybike: Blogunu en sık güncelleyen dostum benim o. Her sabah şirin bir tarif ve Labiate familyasından olduğunu tahmin ettiğim kır çiçekleri arasında gülümseyerek bana merhaba diyor. Türkiyeden tarifleri var, annelerinden öğrendiği püf noktaları ile beraber. Sonra yabancı mutfakları bize yakın kılmaya çalışan değişik tatları tanıtan tarifleri. Çok çalışkan cici bir anne.

Hep gülümse Aybike...ÇALIŞKAN, AZİMLİ AYBİKE

E tarifi de yazayım artık değil mi?





Malzemeler:

- 1/2 kg aşurelik buğday
- 6 su bardağı toz şeker
- 1/2 su bardağı nohut, kuru fasülye, pirinç, çekirdeksiz kuru üzüm
- 6 incir, kuru kayısı
- 1 portakalın kabuğu
- 1 kahve fincanı gül suyu
- 1 paket vanilya
- 3 avuç fındık, ceviz içi
- Tarçın
- Zencefil
- Hindistan cevizi
- Kuru dut
- Nar
- Karanfil
- Damla çikolata

Yapılışı:

Akşamdan yapılacak işlemler

Kuru fasülye ve nohut ayrı kaplarda ıslatılın.

Buğday ayıklanır, yıkanır ve üzerine 1 tatlı kaşığı karbonat dökerek ılık su ile ıslatın. 1-2 saat sonra buğdayın suyunu süzün ve yıkayın. Üzerini biraz geçecek kadar sıcak su ilave edip 15 dk kapağı açık olarak kaynatın. Daha sonra ateşten alarak sabaha kadar ağzı kapalı olarak serin bir yerde bekletin.

Sabah yapılacak işlemler

Buğdayın üzerine su ekleyerek iyice kaynatın. Yapışmasını engellemek için arada karıştırın. Nohut ve fasülyeyi haşlayın, buğdaya ilave edin. Karışıma pirinci ve incecik kıyılmış portakal kabuğunu ekleyin. Karıştırdıktan sonra toz şekeri ve bir avuç kadar haşlanmış kuru üzümü ilave edin. Karanfilleri bir cezve içinde kaynatın. Süzdüğünüz suyunu aşure tenceresine koyun. 1 tatlı kaşığı zencefil ekleyin. Ateşten almadan 10 dk önce doğranmış kuru incir, kayısı, karadut, gülsuyu, vanilya ekleyin.

Kaselere boşalttıktan sonra soğumaya dönünce süslemek için fındık, ceviz içi, tarçın, hindistan cevizi, nar ve damla çikolata ile süsleyin.

Afiyet olsun...



-----------------------------------------------------------------------------------





05 Mart 2007

GİTTİM - GÖRDÜM - DÖNDÜM

Merhaba sevgili dostlar...


Kucak dolusu sevgiler getirdim. Çandarlı rüzgarına fısıldadım tüm iyi dileklerimi sizler için de. Belki benden önce ulaştı tüm bu iyi dilekler...Sağlık diledim hepimiz için ve de mutluluk. Sonra da düşündüm ki hep bizi sevenlerle ve sevdiklerimizle olalım ve hiç ayrılmasak ne güzel olurdu değil mi diye...

Nereden başlasam bilemiyorum. Öyle güzel, öyle büyüleyici geçti ki günlerim. 3 güne sığdırmaya çalıştım özlemini duyduğum her şeyi. Şimdi de sizlere anlatacağım. Çok cömertti ama İzmir. Beni hiç üzmedi...














Yalancı bahara aldanmıştı erikler en çok ona üzüldüm.


Topraktan en önce çıkana ödül mü veriliyor sanıyor bu papatyalar anlamadım gitti. Yol kenarlarında, kırlarda, zeytinliklerde ve her yerde. Topladım ben de bol bol. Kaynatıp suyunu içmek, tonik olarak yüzüme sürmek ve saçlarımı yıkamak için.
Sonra dağ taş Karabaş otu ile doluydu. Çandarlı dağlarında o kadar çok ki bu ot. Gözlerinize inanamazsınız. Lavantaya benziyor ama kokusu o kadar güzel değil. Faydaları da çok.
Sonra dağ laleleri, hindibalar nazlı nazlı uyanıyor gibilerdi.
Arap sümbülleri de bütün bahçeleri doldurmuştu. Bizim bahçede de birkaç tane gördüm. Yazlıkların bahçelerini bilirsiniz yazın hep bakımlı ve süs bitkileriyle doludur; ama kışın kimsecikler kalmayınca mevsimlik çiçekler solar ve yerlerini bizim yabani dediğimiz aslında oraların gerçek sahibi otlara bırakırlar. Arap sümbülleri de böyledir işte. Yaza kadar hüküm sürerler yazlıkçıların bahçelerinde. Taa ki yazlıkçılar gelip cicili bicili çiçekleri ekene kadar.. Laf aramızda ben hiç koparttırmam annemle babama yabani bitkileri bahçemizden. Onlarla aramda gizli bir bağ var...Baksanıza kim kıyabilir bu yeşile, kırmızıya, sarıya ve mora...





Sahilde yürüdüm bol bol. Derin derin nefes aldım. Yanaklarım kızarana kadar rüzgara döndüm yüzümü.
Yazın sereserpe bikini ile dolaştığınız yerlerde atkı, eldiven ile dolaşmak o kadar garip geliyor ki insana. Güldüm halime. Dalgaları seyrederken daldım gittim uzaklara, eskileri düşündüm, geride bıraktıklarımı ve yanıma kalanları. Hep mutluluk vermiyorsun bak Çandarlı. Hüzünlendirdin beni diye de sitem ettim laf aramızda...



Eski sokak aralarında turladım. Sadece ben vardım sokaklarda ve tüm tatil boyunca bana eşlik eden gürültücü köpekler. Bazen rüzgar da eşlik etti bize; ama köpekler kadar kadim dost olamadı bana...











Evettt gelelim balık maceralarına;

Rüzgar var diye balıkçılar yanaşmadılar beni yanlarına almaya. Me. de yoktu, yurtdışında o da. Söz aldım ama yaz başında av yasağı başlamadan alacaklar beni yanlarına. Denizci sözü verdiler hem de. Ama onlarla sohbet ettim uzuuun uzuun ve fotoğraflarını çektim...


Anneanneme de uğradım. O hasta şimdi; uzunca bir zamandır çok hasta. Neler neler yapar bize o. Ben gidiyorum diye de havuç marmelatı yapmış. Çok beğendiğimi söyleyemiyeceğim ama kokusu, görünüşü hoştu çok. Eee bir de benim için yaptığını duyunca gözüm kapalı yedim bitirdim hepsini. Aşure de vardı. Onu da anlatacağım sonra size...



Son gün annemin yaptığı tarhanadan içtim bahçede. İçine de bahçeden topladığım arapsaçı ve nanelerden attım. Biliyor musunuz tadı hala damağımda ve kokusu da burnumda...


Offf doyamıyorum ben İzmir'e...

Sevgiler, mutlulukla kalın...