Sevgili Punto Amcam'ın yazısı üzerine aklıma geldi bu satırlar;Eski evleri çocukluğumdan beri çok sevmişimdir ben de.
Minnacık bir kız çocuğuyken İzmir'de eski kasaba evlerinin olduğu sokaklardan geçerken aklımdan geçen şey hep aynıydı.
Hayran hayran eski evleri, tahta mavi boyalı pencereleri, pencerelere asılmış dantel perdeleri izlerdim. Daima dişleri olmayan gözlerinde kocaman siyah çerçeveli gözlüğüyle kınalı saçlı açık sarı yazmalı bir ninecik gelene geçene bakar bu ardına kadar açık pencereden rüzgara karşı. Bazen açık bir avlu kapısı görürsem içeriye meraklı gözlerle bakar mis gibi "salça" kokan havayı içime çekerdim. Kimi yaz akşam üstlerinde zeytinyağında "coz" diye ses çıkaran patlıcan avluda kızartılırdı.
Muhakkak çivit mavisi boyalı kocaman tahta bir kapı ve önünde bir fesleğen saksısı kapının girişinde. Minicik ellerimle o fesleğenleri okşar kokusu uçana kadar koklardım derin derin.
Büyüyünce çok güzel bir kız olacağımı söylüyordu o günlerde etrafımdakiler. Babaannemlerin mahallesinde en güzel taş eve sahip Emine teyzenin sarışın torunu İsmail vardı benimle yaşıt. Hayrandım evlerine. İşte o zaman çocuk aklımla anneme şöyle derdim hep "Annecim ben büyüyünce güzel bir kız olunca İsmail ile evleneceğim ve onların güzelim taş evi benim olacak"
Çocukluk işte.....
Şimdilerde de ne zaman güzel ve eski bir ev görsem İzmir gezilerimde çaktırmadan bakarım şöyle bir hiç bu evin oğlu var mı diye.......
Sevgiler....