21 Şubat 2007

YOLCU YOLUNDA GEREK...


Sevinçliyim güzel dostlarım; çünkü bir kaç günlüğüne kaçıyorum İzmir'e. Müşteri ziyaretlerim vardı, ben de 2 gün ekledim üstüne ve doğruu Çandarlı'ya.

Kışın ve baharda da o kadar güzel oluyor ki oralar. Bütün sokaklar sizin, her yer bomboş, ıssız. Sadece gürültücü köpekler var ortalıkta. Bir de ağaçları pasaklı bir kadın saçına döndüren deli rüzgar. Sanki deniz bile yok gibi. Öylesine durgun, öylesine sessiz ki... Hadi hadi biliyorum ben seni ey deniz diyesi geliyor insanın. Bütün yaz deli dalgalarını görmedik mi sanki...

Sonra bir de balıkçılar oluyor yazın olduğu gibi. Bir kere çıkmak istiyorum onlarla balığa; tabii kabul ederlerse benim gibi meraklı bir prensesi kayıklarına...Gerçi sevgili dostum Me. söz verdi bana teknesini satmassa götürecek beni bir sabah Corci'ye avlanmaya. Üstelik bir de söz aldı benden, mızmızlanmak yok diye. Halbuki bilse ben ne uslu bir kızım...

Yazın telaşlı kalabalığı yerini dingin bir toprak kokusuna bırakıyor. Bahçelerde yabani otlar saltanatı ele almış alaycı alaycı bakıyorlar süs bitkilerine. Hele pazarı görün siz. Kerevizler gelinlik kızlar gibi püskül püskül saçlarını savuruyorlar. Bir sürü ot var sonra, karabaş, kaz ayağı, şevketibostan, radika...

Özlemişim oraları...

Dönünce anlatırım maceralarımı...

19 Şubat 2007

TÜRK KAHVELİ NESCAFELİ BROWNİE





Sevgili dostlarım merhaba hepinize. 

Yeni bir mutluluğun, yeni umutların, güzel günlerin habercisi olsun başlayan yeni hafta. Sevenler sevdiklerine kavuşsun, yağmur toprakla buluşsun diyelim...


Gelelim bu ayın etkinliğine...Ev sahibi Ayşenur. Bakalım beğenecek misiniz?



Malzemeler:


- 250 gr margarin (1 su bardağı)
- 300 gr toz şeker (1 su bardağı + 1 kahve fincanı)
- 1 paket vanilya
- 3 yumurta
- 250 gr un (1 su bardağı)
- 150 gr kakao (1 paket)
- 10 gr türk kahvesi (1 tatlı kaşığı)
- 10 gr nescafe
- 1 paket kabartma tozu
- 10 gr tuz
- 200 gr iri dövülmüş fındık (1 su bardağından biraz az)




Yapılışı:



- Fırınınızı 180 C' ye getirin ve ısınmaya bırakın. Kek kalıbınızı bir miktar margarin ile yağlayın. Bir kapta yağ (eritilmiş), şeker ve vanilyayı mikserin yüksek devirinde 7 dk çırpın. Yumurtaları teker teker ilave ederek 5 dk daha çırpın. Başka bir kap içinde un, kakao, kabartıcı, kahve, nescafe ve tuzu eliniz ile iyice harmanlayın. Bu karışımı sıvı karışıma ilave ederek mikserin hamur karıştırma ucu ile yoğurun. Fındıkları da ekleyerek karıştırmaya devam edin. Sonra karışımı kalıba dökün. 180 C'lik fırında 30 dk tutun. Fırını kapattıktan sonra 5 dk daha fırından çıkarmadan bekletin. Sürenin sonunda keki dışarı alın ve iyice soğuduktan sonra kalıptan çıkarın. Kekiniz afiyetle yenmeye hazırdır.



Afiyet olsun, sevdiklerinizle paylaşın...



------------------------------------------------------------------------------------







08 Şubat 2007

SOBE - EBE




Şu "sobe" oyunu da ne oluyormuş ki derken kendi kendime, sevgili Tuba duymuş olmalı ki içimden geçenleri sobeleyivermiş beni. Sanırım onun cümlelerine kendi yorumlarımı yazmam gerekecek; ama önce ben size kendimi tanıtmak istiyorum.

1981 yılının güneşli bir Nisan sabahı Ankara'da, yeni kurulan bir ailenin, ilk göz ağrısı olarak ilk selamımı verdim dünyaya. Sonra babamın görevi nedeniyle oradan oraya dolaştık durduk, geçen yıllarla birlikte sayıca artan ailemle birlikte. Ama kalbimiz maaile hep İzmir'de kaldı...
İzmir'li olmak, İzmir aşığı olmak zor çünkü. Tıpkı gerçek bir sevgiliye duyulan bir aşk gibi bu. Nereye giderseniz gidin ne yaparsanız yapın ondan ayrı kalınca hep bir şeyler eksikmiş gibi geliyor...
Yolumuz İstanbul'a düştü en son...Marmara Üniversitesi Biyoloji Bölümüne girişim; güzel umutlar besleyerek başladığım ve her saniyesinden zevk alarak geçen güzel akademik eğitimimin başlangıcı oldu. Bütün derslerimi çok sevmeme rağmen Moleküler Genetik uzun uzun kitap başına oturup bana hayaller kurduran bir alan olup çıkınca bu alanda master eğitimi almaya karar verdim; ama botanik, özellikle taksonomik botanik ve farmokoloji özel araştırma ve hobi konularım olarak yerini aldı. Yabani bitkilerin ve tıbbi bitkilerin tarımı üzerine çalışmak ve bilgi edinmek zevk veriyor bana.
Master eğitimim bitince tesadüfler sonucu özel sektöre yöneldim. Analist olarak girdiğim Gıda sektörünü çok sevdim ve aldığım bazı eğitimlerle, elde ettiğim başarılarla alanımın oldukça dışında olmakla birlikte Gıda Ar&Ge'si ve üretim konularına yöneldim. Şu an bu alanda güzel çalışmalara çok severek imza atmak gayretindeyim.
İstiyorum ki bu hasret bitsin artık, İzmir'e dönebileyim ve bazen yarım kaldığını düşündüğüm şeyler tamamına ersin. Bir kasabada (ki ben bunun neresi olduğuna karar verdim :)) sakin, huzurlu, sevdiklerimle paylaşacağım verimli bir yaşam; tarım sektörüne yönelmek ve kendimi bu alanda geliştirmek belki gelecekte olmasını istediğim şeyler olabilir...

Doğayı, doğal olmayı ve doğal olan her şeyi seviyorum.

Denizin üstünde ve altında olmak, doğa gezileri yapmak, okumak, Türk halk danslarıyla ilgilenmek, yemek pişirmek, yeni diller öğrenmek, yeni kültürleri tanımak, bilim dünyasını yakından takip etmek, bitkiler, ailem, güzel dostlarım ve İzmir vazgeçemediğim tutkularım...

Dilim döndüğünce anlattım kendimi şimdi de gelelim sevgili Tuba'nın sorularınaaa...

- Market alışverişi yaparken yeni ürünleri alıp mutlaka denerim....

Kozmetik ve temizlik ürünlerini tedirgin olduğumdan, biraz da fazla ince eleyip sık dokuduğumdan hemen deneyemem. Özellikle gıda ürünlerini biraz özel merakım, biraz işim gereği ilk deneyenlerden olmaya bayılırım; ama sonuç her zaman mutluluk verici olmuyor, bazen hayal kırıklığı da yaşayabiliyor insan.

- İnternetten gazete okumayı hiç sevmem....

İnternetten gazete okumaya hiç alışamadım ben. Bazen önemli haberleri gün içinde yakalamak adına göz attığım oluyor.

- Hiç sigara içmedim, tadını bilmem....

İlk gençlik yıllarımda sigara içmenin nasıl bir şey olduğunu merak etmiştim. Annem de babam da sigara kullanıyor. Babama gidip sigara içmenin nasıl bir şey olduğunu çok merak ettiğimi söylemiştim cesurca. O da bana bir sigara yakıp verdi ve bunu içebilirsin demişti. Merakım fazla dallanıp budaklanmadan "iğrenç" bir şey olduğunu kendim birebir görünce bir daha hiç mi hiç merak etmedim aksine hep nefret ettim. Sigara içenlerden ve sigara içilen yerlerden kaçmaya özen gösteriyorum şu an...

- Sevgi, saygı ve hoşgörü hayatımdan çıkarmayacağım kavramlardır. Ukalalıktan nefret ederim....

Yaşam felsefem bir ömür boyu "huzurlu" olmak ve etrafımdakilere "huzur" vermek üzerine kurulu. Sanırım sevgi, saygı ve hoşgörü de bunu tamamlayan öğeler. Ukalalık mı? Bazen yapıyorum ben de ;) Dozunda olunca belki kabul edilebilir bence; ama sınırı aşınca ukala olanlar hiç sevilmiyor bilesiniz.

- Futbolu seviyorum...

Bir spor olarak futbolu seviyorum. Oynamayı da izlemeyi de; ama fanatikleri bom boş buluyorum. Başkalarının başarıları ya da başarısızlıkları uğruna boş boş konuşanlardan hoşlanmıyorum.

Evet ödevimi bitirdim. Tuba öğretmenin beğenisine sunulmaya hazır artık sanırım ;-)...

Şimdi sıra geldi birilerini sobelemeye;
Ben blog arkadaşım sevgili Elit'in ve yazılarını oldukça içten bulduğum ve yüzümde kocaman gülümsemelerle okuduğum Başak ve Burcu'nun kendilerini bize kısaca tanıtmasını ve Tuba'nın bana sorduğu sorulara kendi yorumlarını katmalarını rica ediyorum eğer kendileri için de uygunsa tabii ki...

Sevgiler, mutluluklar

06 Şubat 2007

GEÇ KALMAYIN, DOLMA YAPIN






Merhaba sevgili dostlarım;

Şimdi kar yağıyor lapa lapa İstanbul sokaklarına; ama ne yerlerde, ne çatılarda ne de arabaların üzerinde birikmiyor. Sadece yağıyor. Daldım gittim ben de yağan kar tanelerini izlerken. Önce yan binada oturan adamı seyrettim biraz. Eline bir sigara almış, kapalı pencereden bakıyordu yağan kara. Sanki esip duran rüzgar binanın duvarlarını geçebilecekmiş gibi dehşetle bakıyordu savrulan ağaçlara. Karşıdaki kuaförde bir kadını gözüme kestirdim sonra. Sürülen ojenin kırmızısı atkısının tonundaydı...

Ben geç kalmıştım. Aslında karşıdaki adamı, kar tanelerini, kırmızı ojeleri seyrederken unuturum sandım. Hayır unutmadım hatta daha çok farkına vardım. Hem de çok geç kaldığımın. Söylenmesi gereken şeyi "en uygun zamanı" kollamak derdine düştüğüm için söyleyemedim, duyamadım...

Neyse ki herkesin ikinci şansı belki de üçüncü şansı var. O döndüğünde söylerim kayıp değil ki bu...

Siz de geç kalmayın olur mu? Sonra üzülürsünüz. Dolma yapın ama çeşit çeşit. Soğanları doğrarken, sebzeleri yıkarken de düşünün bir yandan " ya hayat bize ikinci bir şans vermeseydi" diye.



Mutlulukla kalın,

Acele etmeyin ama çok geç de kalmayın...


Malzemeler:


- 5 adet dolmalık biber
- 2 adet patlıcan
- 2 adet domates
- 2 adet patates
- 2 adet kuru soğan
- 4-5 dal taze soğan
- 1 su bardağı pirinç
- 1/2 su bardağı + 1/2 çay bardağı zeytinyağı
- 1 çay bardağı su
- 1/2 limon suyu
- Maydanoz
- Dereotu
- Kuru nane (Baharda taze nane :-)
- Karabiber
- Tuz


Yapılışı:

Ayıklayıp yıkadığınız pirinci bir kaba alın. Domatesin bir tanesini, taze ve kuru soğanları, dereotu, kuru nane, maydanoz, karabiber, tuzu, zeytinyağını pirinçle iyice karıştırın. Dolmalık biberlerin, patlıcanları, patateslerin ve domatesin içini oyun. Karışımı her birinin içine tepesinde bir parmak boşluk kalacak şekilde doldurun. Dolmaları tencereye dik duracak şekilde dizin. 1 çay bardağı su ile yarım çay bardağı zeytinyağını karıştırıp sebzelerin üzerine gelecek şekilde tencereye dökün. Sebzeler yumuşayana kadar kısık ateşte ağzı kapalı olarak pişirin; ama sakın benim gibi merak edip ikide bir kapağını açmayın....:-)


Afiyet olsun. Haaa yanında bol naneli, sarımsaklı, üzerine kırmızı biber ve zeytinyağı gezdireceğiniz güzel bir cacık da yapıverin olmaz mı?


------------------------------------------------------------------------------------