05 Nisan 2016

İpana Luxe Perfection Beyazlatıcı Diş Macunu yorumlarım

Doğru makyaj, dolgun kirpikler, bakımlı bir cilt, hacimli saçlar… En önemlisi de beyaz dişlerle sağlıklı, güzel bir gülümseme! Bu yüzden diş bakımına ve beyaz olmasına oldukça özen gösteriyorum. Sürekli yeni ürünleri deneyimlemeyi de seviyorum. Burada raflarda gözüme çarpan ve Amerika’nın en büyük diş macunu markası olan Crest aslında Procter and Gamble’ın Türkiye’de sunduğu İpana markasıyla tamamen aynı içeriklere sahipmiş. Dünyada ilk defa beyazlatıcı bantları üreten bir marka olduğu için 3 boyutlu Beyazlık ailesi oldukça ilgimi çekti. Son zamanlarda market alışverişine gittiğim her mağazada ve televizyonlarda sıklıkla İpana’nın yeni ürünü olan Perfection’a denk gelince ve özellikle 3 günde %100’e kadar lekesiz iddasını duyunca denemek istedim ve hemen aldım.

İpana’nın en hızlı ve en güçlü beyazlatıcı diş macunu ünvanına sahip bu diş macunu ile deneyimlerimi sizlerle paylaşmak istedim. Diş hekimimin de daha beyaz bir diş için önerdiği İpana 3D White Perfection ile güvenle, bembeyaz gülebiliyorum.

Perfection diş macunu 3 Boyutlu Beyazlık ailesinin en ileri ve etkili beyazlatıcı diş macunu teknolojisini içeriyor. Böylece diş minesine zarar vermeden sadece 3 günde diş yüzeyindeki lekeleri %100’e kadar etkin biçimde çıkarıp ve bembeyaz bir gülümsemeye sahip olmamızı sağlıyor.

Performansına gerçekten çok şaşırdım. Etkisi inanılmaz! İlk kullanımdan itibaren bile diş yüzeyindeki lekeleri çıkarma etkisini farkediyorsunuz. Keskin nane tadıyla ferahlığı sağlıyor, böylece uzun süre ferah bir nefese de sahip oluyorsunuz. Beyazlatma etkisi bu kadar iyiyken diş mineme hiç bir zarar vermediğini bilmek de çok güzel.



Procter and Gamble’ın tüm dünyada pazara sunduğu en gelişmiş beyazlatıcı diş macunu olan 3 Boyutlu Beyazlık Luxe Perfection İpana ile Türkiye’de de raflarda yerini aldı. Denediğinizde bana hak vereceksiniz:) Kullanmadan kesinlikle inanmazdım, deneyince etkisini gördüm ve mükemmel sonuç aldım.

Tam bir bakım sağlamak için aynı ailenin Oral-B 3D White Luxe ağız bakım suyunu da kullanıyorum. O da diş macunu ve fırçasının ulaşamadığı alanlardaki lekeleri bile çıkararak uzun süre, keskin bir ferahlık sağlıyor.

Unutmadan küçük bir not ekleyeyim; P&G ve İpana ürün performansına o kadar güveniyor ki, memnun kalmazsanız paranızın 2 katını iade ediyor. Bu nedenle beyazlatıcı etkisini kendiniz de görün diye bence gerçekten denemeniz gereken bir ürün.

Ürünü satın almak isterseniz tıklayınız!



P.S. Bana bu bilgiler yetmedi, ağız ve diş sağlığı üzerine daha çok şey merak ediyorum diyenleri aşağıdaki siteye alalım.
http://www.agizbakimuzmani.com/

#ipanaperfection  #gülüşünügöster

İçerik Kaynak: http://kokoshgirl.com/
Video Kaynak: https://www.youtube.com/watch?v=B7MDJzarokU


Bir boomads advertorial içeriğidir.

18 Mart 2016

HALİL OĞLU HALİL... 18 MART ANISINA



Senelerden bir sene bir Ege kasabasında üç kuşak Halil isminde bir aile yaşarmış...

Dede Halil, oğul Halil ve torun Halil.

Gün gelmiş düzen bozulmuş, gavur düşman, fakir ama kendi kendine yeten, Anadolu insanının bir tarih yazacağını bilmeden ucu çivili sopasını böğrüne böğrüne batırmış. İşte o günlerde Baba Halil'le oğul Halil Çanakkale'de gövdelerini siper etmeye çağrılmışlar beraberce. Dede Halil zaten çoktaan ölmüş gitmiş.

İkisinin künyesi de Halil Oğlu Halil...

Günlerden kara bir gün, kasabaya bir künye gelmiş. İşitmişler ki Halil oğlu Halil şehit düştü. İki üç sene kasabalı acaba şehit düşen baba Halil mi, oğul Halil mi diye beklemiş durmuş. Zaten kaç erkek kalmış ki. Dişsiz üç beş dede bir kaç kucakta bebe.

Kocadan mı geçsin evlattan mı bilemeyen kadın inşallah ölen kocamdır evladımı bana bağışla diye dua eder dururmuş boyuna. Duasımı yetmedi, çilesi mi bitmedi bilinmez üç beş sene sonra sallanıp gelmiş kocası.

Anlamışlar ki şehit olan Halil torun Halil.

Sığnıdere'de şehit olmuş sabi.

Dedemin dayısı olur Halil...

Uşak Ulubeyli Halil oğlu Halil...

RUHU ŞAD OLSUN...

28 Şubat 2016

Diş sağlığı hakkında

Herkese yeniden Merhaba;

Youtube kanalımdaki Diş sağlığı videomda bahsettiğim İpana 3D White perfection’ı merak edenler için bir de burda detaylı olarak yazmak istedim.
Shakira’nin bembeyaz dişleriyle reklam yüzü olduğu macunu bende bir süredir deniyorum.



Ürünün içinde aynı yüzümüze uyguladığımız peelingler gibi minik partiküller bulunuyor ve diş beyazlatmayı vaadediyor.Macunun verdiği ferahlık hissi ve beyazlık çok güzel.

Detaylı bilgi için Youtube videomu buraya da ekliyorum. İzleyip yorumlarınızı benimle paylaşmayı unutmayın!

Ürünü Satın almak için buraya tıklayınız.
Daha detaylı bilgi için http://agizbakimuzmani.com/ sitesini ziyaret edebilirsiniz :)



Bembeyaz gülüşlü günler herkese!

#ipanaperfection  #gülüşünügöster

Kaynak: http://melodininmakyaji.blogspot.com.tr/


Bir boomads advertorial içeriğidir.

14 Şubat 2016

HER SEVGİNİN BİR HİKAYESİ VARDIR...




Gelenek edindiğim üzere yine yazıyorum aynı yazıyı...
Bugün evlilik teklifi almamın üzerinden tam 6 yıl geçti.
Yaşıtım bir çok genç kızın yaşadığı gibi 14 Şubat' ta evlilik teklifi aldım ben de :))

Aslında bu altı yıl içinde hayatımda ne kadar çok şey başladı ve bir o kadar şey de bitti...
En başından başlamalıyım belki de anlatmaya...
Genç kızlığın o ilk hülyalı yıllarında bir sürü hayaller peşinde koşardım. Pembenin elli tonu 💕 Bambaşka, daldan dala hayaller. Hepsini anlatmayayım da konumuz ile ilgili olanı seçeyim bari sizin için..
Ömrümü, sevgimi armağan edeceğim, seveceğim ve sevdiğinden bir an bile şüphe etmeyeceğim bir adam çıkacaktı karşıma evvela.
Onunla tanışma hikayemiz türlü türlüydü. İlle de masalsı gerçeküstü ama...
Bir at sırtında karşılaşmalıydım onunla. Dağ bayır gezerken yolunu kaybetmiş bizim yakışıklı da at üstünde. Ben ona kaybettiği yolunu tarif edecektim, o da bana yıllardır sevilmemekten yosun tutmuş kalbimi yıkayacak güneşini verecekti...
Ya da balık avlamaktan dönerken yorgun sandalımı onarmama yardım eden bir balıkçı olacaktı kalbimin sahibi... Dünyanın kahpeliğine inanmış, yaşamın özünü denizlerde, sakin limanlarda bulmuş bir balıkçı... O benim sandalımı onaracaktı, ben de onun aşka inanmayan kalbini...
Bir Zeytindağlı çoban hikayem var ki ona hiç girmeyeyim. Annem bile inanıp ağzımdan "Zeytindağ" çıkmasını yasaklar olmuştu o yıllarda.smile ifade simgesi Yan gözle bile minibüslerine baktırmıyordu billahi. Zeytindağ Bergama'ya bağlı bir minik Ege kasabasıdır. Çandarlı körfezinin tüm güzelliğini tepeden sakince seyreder durur. Taa evlendikten sonra eşimle bir görmeye gittim, gerçekten çobanı var mıdır diye :)) Çobanını bilmem ama 5kg kasap sucuğu aldık geçenlerde 😀
Üniversite, master yılları bitti. İyileşmiş ancak yaşanılan hüzünleri unutmamış, "gerçek" aşkı arayan kalbimle bir başıma kalakaldım...İş hayatına atılınca hayat koşturmacası beni hayallerden uzaklaştırmadı, tam tersine daha da sıkı sarıldım hepsine... Atlıyı da, balıkçıyı da, çobanı da unutmadım...
Sonra ne mi oldu, gittim hiç bir genç kızın tabii ki hayalini kurmadığı gibi, klasik, dümdüz ve hiç bir aşk romanında yazmadığı şekilde çalıştığım şirkette, çalışma arkadaşıma aşık oldum. :))
Onu çok sevdim...
Onda biraz gezgin atlıyı, biraz boş vermiş balıkçıyı, biraz da aşkını dağlarda arayan şy bizim Zeytindağlı çobanı gördüm... Ve benim bile hayal edemediğim yüzlerce güzel şeyi...
Evlendik, el ele, gönül gönüle verdik...
İşte hayallerimde bu yüreği de bileği kadar güçlü delikanlıyı tanıyıp bir yuva kurduktan sonra sıra miniş ve tatlı bir bebeğe geliyordu. Gürbüz, mis kokulu, tatlı bir bebeğimiz olacağını hayal ederdim...
Ancak şimdi dönüp bakıyorum ki bir bebek olduktan sonrasını hiç hayal etmemişim. Bende son sahne mutlu anne, gururlu baba ve kucakta nur topu gibi bir bebek. Hiç devamını kurmamışım o ilk gençlik yıllarımda.Keşke kursaymışım devamını da.
Çocuk sahibi olmak dünyanın en güzel şeyi belki de... Güzelliklerini yaşayan herkes bilir. Ancak şöyle de bir gerçek var ki; çocuk dediğin yüze inen bir Osmanlı tokadı gibi. Şrakk diye şaklayarak adamı hayal dünyasından gerçek aleme bir anda döndürüverir...
smile ifade simgesi
Selametle canlar.....

02 Ocak 2016

SÜRK PEYNİRİ YAPIMI...


Merhabalar sevgili dostlar;

Yepyeni bir yılın ilk günlerinden sesleniyorum size. Bir çokları gibi ben de bembeyaz sayfaları olan, tertemiz yeni bir deftere yazı yazmayı, daha keskin ütüsü bozulmamış, yeni bir elbiseyi, pırıl pırıl parlayan yeni ayakkabılar giymeyi çok severim.

Bu da henüz daha yaşanmamış, acıları, güzel günleri tadılmayı bekleyen, umutlar, hayaller, renklerle dolu yepisyeni bir yılın ilk tarifi olsun.

Dilediğinizce güzel, faydalı, sağlıklı, hayırlı bir sene dilerim hepimize.

Gelelim tarife.

Tarif Hatay yöresine ait. Ben de Hatay'lı bir arkadaşımda yemiştim. Yapımı gayet kolay.

Malzemeler:

1 kg lor peyniri ( Ben kendi yaptığım lor peynirini kullandım.)
1 yemek kaşığı acı biber salçası (Yazın yaptığım salça)
2 yemek kaşığı tatlı biber salçası (Yazın yaptığım salça)
4-5 diş ince doğranmış/ rendelenmiş/ezilmiş sarımsak
1 yemek kaşığı kekik (saksıda yetiştiriyorum)
1 tatlı kaşığı kişniş
1 tatlı kaşığı kimyon
1 tatlı kaşığı karabiber
1 tatlı kaşığı yenibahar
1 çay kaşığı çörekotu
              
Yapılışı:

Tüm malzemeyi bir güzel yoğurun, küçük yumurta şeklinde toplar yuvarlayın. Orjinalinde bu peynir güneşte kurutuluyor, ben taze tükettim. Artanı derin dondurucuya koyup parça parça tüketebilirsiniz.

Kahvaltıda, makarnalarda veya salatalarda kullanabilirsiniz. Çok nefis tavsiye ederim.


Afiyet olsun...
                    

15 Aralık 2015

GÜVEÇTE YEŞİL DOMATESLİ, KİŞNİŞLİ TAVUK PİRZOLA




MERHABA SEVGİLİ DOSTLAR;

BU YEMEĞİ SONBAHAR ORTASINDA YEŞİL TURŞULUK DOMATESLERİN MEVSİMİNDE YAPMIŞ VE FOTOĞRAFLAMIŞTIM. SİZİNLE PAYLAŞMAK BU GÜNE KISMET OLDU. 

MALZEMELER:

1 KG TAVUK PİRZOLA
500 GR TURŞULUK YEŞİL DOMATES
1 ADET KURU SOĞAN
3 ADET YEŞİL BİBER
1 ÇAY BARDAĞI SU
1 KAHVE FİNCANI ZEYTİNYAĞI
TUZ
KARABİBER
KİŞNİŞ

YAPILIŞI

TAVUK PİRZOLALARI YIKAYIP KİŞNİŞ, KARABİBER ve ZEYTİNYAĞLI SOSA BULAYIP DÖRT SAAT KADAR BUZDOLABINDA BEKLETİN. SÜRE SONUNDA GÜVEÇ TENCERESİNE 1 KAHVE FİNCANI ZEYTİNYAĞINI ALIN, 1 ADET KURU SOĞANI KÜP KÜP DOĞRAYIN. SOĞANLAR HAFİF PEMBELEŞİRKEN TURŞULUK DOMATESLERİ ve BİBERLERİ İRİCE DOĞRAYIN, TENCEREYE ALIN. SOSTA BEKLEYEN TAVUKLARI BİR BIÇAK TERSİ YARDIMIYLA BAHARATLARINDAN SIYIRIN. DOMATES ve BİBERLERİN ÜZERİNE YATIRIN. 1 ÇAY BARDAĞI SICAK SU ve TUZ İLAVE EDEREK, KIZIK ATEŞTE AĞZI KAPALI OLARAK 2 SAAT GÜVEÇ TENCERESİNDE PİŞİRİN.

AFİYET OLSUN...

01 Aralık 2015

BİR KAÇ ÇÖPATAN PROFİLİ

SABAH SABAH FENA UZUN YAZDIM UYARAYIM BAŞTAN, YAZMADIĞIM GÜNLERE NİSPET...
Dün oğlumla sabah yürüyüşünden dönüyoruz. Yan sokaktan bir delikanlı önümüze doğru kıvrıldı. Beş metre kadar önümüzden yürüyor. Saç şekli ve giyiminden mülteci olduğunu anladım, ama önemli değil kimlerden olduğu anlatacağım bununla ilgili değil.
Her neyse, elinde bir kutu soğuk kahve bir de gofret/bisküvi gibi bir şey var. Biz konuşa konuşa tıngır mıngır yürüyoruz oğlumla arkada. O sırada genç önce gofret sandığım şeyin ambalajını, ardından kutu kahveyi bir kaç adım sonra da yine bir ambalaj kağıdını Hanselle Gratel misali attığı yere, sokağa. Oğlum mütemadiyen konuşmaya proğramlandığı için o fark etmedi.
Ben bakakaldım.
Sonra zihnimden eve varana kadar "yere çöp atma"nın felsefesini yaptım.
Benim bu güne kadar rastladığım üç çeşit çöp atan insan (?) tipi var.
Birincisi size tarif ettiğim genç gibi. Yaptığı şeyin ne olduğunun bilincinde değil. Hiç bir şeyin bilincinde olabileceğini de sanmam. Hani yersin içersin sonra da "kakan" gelir de afedersin gidip yaparsın ya. Onun gibi olağan bir şeydir tüm davranışları. Kakan gelince de düşünmezsin beynin ( Allaha şükür o bize hazır proğramlanmış olarak verilmiş) uyarır seni. O tip birine asla mantıklı bir şeyi anlatamaz, öğretemezsin. Büyük şeyler bekleyemezsin. Varlığı, vücuda gelişi, hiçliği, evrenin varoluşunu... Bu davranışı sergileyen tipler her türlü kötülüğü, toplum düzenini bozacak davranışı yapmaya müsaittir. Değil kainatta başka varlıkların yaşadığı, kendinden gayrı bir cismin varlığının ve haklarının bile bilincinde değildir.
Gelelim ikinci tipe. Bu grup insanlar yere çöp atmanın toplumun hoş karşılamayacağı, ayıp, günah bir davranış olduğunu öğrenmiş, ezberlemişlerdir. Ancak yine de yarım kalan bir şeyler vardır. Ezberletilmiş doğrulara göre çöpü atmamalarını söyler vicdan, atma kuzum günah der, komşular görürse ne derler der... Ancak beyin de at gitsin o pis ayranı kutusunu ne cebinde taşıcan şöyle kimse görmeden duvar dibine bırak yel üfürür, su götürür der. Bu grup da bence beyin ve vicdan arasındaki kordinasyonu tam işletemiyorlar. Hani siz de görmüşsünüzdür. Ellerindeki ayran kutusunu bizim genç gibi sokağın ortasına değil de duvar dibine bırakanı, ya da yollarda belediyenin çevre düzenlemesi adı altında diktipi ağaç diplerine buruşturup mendil atanı, ya da içtiği biranın şişesini plaj kumuna gömeni.
Son profil ise ikna edici çöpatandır. Attığı çöpün doğada eriyeceğini, bir plastik şişenin de gübre olabileceğine inanır, sizi de ikna etmeye çalışır. Attığı gofret kağıdındaki çikolata bulaşığındaki kalsiyumun bitki gelişiminde oynadığı önemli rollerden bahseder. Her zaman atmadığı konusunda da iknaya uğraşır, üç kağıtçının önde gidenidir. Çöpün kenarına küflü ekmek asıp bir hurdacının gelip onu yemesini bekleyecek kadar da acımasız.
Evet şu otuz küsur yıllık hayatımda elhamdülillah üç çeşit profille de bolca karşılaştım. Üç büyük örnek var aklımda karşılaştığım an tüm insanlığa olan inancımı ve ümidimi yitirdiğim.
Biri fakültenin 6. Katından, camdan aşağıya boş pet şişesini atan biyoloji bölümü son sınıf öğrencisi arkadaşımı gördüğüm gündür inancımı kıran insanlığa.
İkincisi üniversite gençlik yaz kamplarında bir doğa harikası olan kanyonları gezdiren, bize yabani yılkı atlarını gösteren, dünyanın dört bir köşesinden gelen bilim adamları ve turistlerin bu yörenin güzelliğine hayran oluşunu anlatan ve ardından boşalmış 50ye yakın pet şişeyi kanyondan aşağı dereye yuvarlayan öğretmenin halidir. Derenin, uçurumun kenarında şişelerin turistlere görünmeyeceğini, hem daha içecek çok suyumuz olduğınu, gideceğimiz derenin hoştur suyu diye kendini savunan hali...
Üçüncü yıkılışım ve gelecek günlere inancımı solduran olay ise Anadolunun tam ortasında, yaşamını toprakls kazanan, kuşaklardır toprağı işleyen bir güzel köyde gerçekleşti. Bizi ağırlamak için kurbanlat kesildi çifter çifter, göl kenarına köycek sofralar kuruldu. Yendi meşrubat, ayran içildi, çocuklar bezlendi. Ardından sıra toplanmaya gelince eteğine elini silen köy ahalisi traktörüne bindi. Ortalık, o canım göl kenarı. Ağaçların altı bebek bezleri, peçete, poşet, plastik şişe ile bezeli kaldı. Ben bir poşete dokdurmaya kalkınca biz buraya seneye bahara değin gelmeyiz o zamana kadar da onlar erir gübre olur kızım, göle de balık gelir diye beni ikna etmeye çalıştılar...
Dedim uzun olacak diye, velhasılı kelam
Nilar der ki çöpünü çöpe değil yere atanı
Yere yatırıp ayaklarını gülmekten öldüresiye gıdıklamalı. Ya da sizin aklınıza gelen başka bir çözüm...
Selametle...