22 Ocak 2015

KÖFTELİ BUĞDAYLI / YULAFLI ÇORBA


Merhaba dostlar;

Havalar her ne kadar bahar tadında geçiyor olsa da kış mevsimi hastalık mevsimi, şifa niyetine yaptığımız çorba tarifim bu sefer tüm hastalar için gelsin. :))

Aslında ben bu çorbayı yaz-kış, hasta-sağlıklı çok severek yapıyor ve içiyorum (z). Hatta her daim buzluğumda köftelerinden bulunur. Sahi bu zamana kadar neden yazmamışım tarifini bilemedim. Şimdi yazayım da telafi edeyim bari.... :)

Malzemeler:

80 gr kıyma
1 su bardağı haşlanmış nohut
1 kase yoğurt
1 çay bardağı buğday veya yulaf
2 tatlı kaşığı un
1 yumurta
tereyağı
tuz, karabiber, nane, pulbiber

Yapılışı:

Buğdayı veya yulafı yıkayıp bir tencereye alın. Üzerini 3 parmak geçecek şekilde kaynar su ekleyip haşlayın. Buğday (yulaf) haşlanınca, haşlanmış nohutu ekleyin. Bir yandan kıymayı tuz ve karabiberle yoğurup misket kadar köfteler yapın. Ayrı bir tavada 1 yemek kaşığı yağ ile köfteleri hafif öldürün.

Hazırladığınız köfteleri buğday ve nohutlu karışıma ekleyin. Su miktarını kaynar su ile ayarlayın. Terbiyesi için yoğurdu ve yumurtayı derince bir kasede çırpın. Ardından unu ekleyin. Önce bir bardak soğuk su döküp karıştırın. Sonra sıcak su ekleyin ve karıştırın. Ardından bu terbiyeyi sürekli karıştırarak çorbaya ekleyin. Kaynayana kadar karıştırın.

Sosu için, tavada eritilen tereyağının içine nane, tuz, pulbiberi ekleyin. Çorbanın üzerine gezdirerek servis edin.

Afiyet olsun.... 

17 Ocak 2015

BİR ZAMANLAR İZMİR SOKAKLARINDA NELER SATILIRDI NELER...İZMİR TATLISI ŞAMBALİ...




Küçükken İzmir sokaklarında camekanlı arabalarda satılırdı şambali. Tüm İzmirliler bilir bu tatlıyı. Adı neden böyledir ya da başka bir adı var da bizler söyleye söyleye mi bu hale getirdik bilmiyorum. Ama bildiğim tek bir şey var ki o da çok lezzetli olduğu...

İstanbul' da sokaktan hiç bir şey almamaya çalışıyorum ben. Hele açıkta satılan şeylerin ne koşullarda hazırlandığını çok iyi biliyorum sektörde olduğum için. Size de hiç mi hiç tavsiye etmem. Hatta mümkünse eviniz dışında yememeye özen gösterin diyeceğim bana gülmeyeceğinizi bilsem...

Ama ben bu büyük kuralı bozdum bir kaç ay önce :-) Çandarlı tatilinde. Orada arabasıyla şambali satan bir amca var. Severim kendisini çok. Sadece orada alıveriyorum canım işte sokaktan...

Durun size anlatayım hikayesini...

Bir zamanlar ben de yaptığım incik boncuğu satmaya çalışmıştım Çandarlı sokaklarında yaz boyu. Daha tezgahlar yoktu ve henüz belediye izin vermiyordu sokak boyunca satış yapmaya. Sadece Deniz Cafe'nin önünde satabiliyorduk birşeyler. İşte o günlerde sokakta 4 satıcı vardı. Ben, kardeşim, şambalici amca ve hala kaynamııııışş süt darı diye bütün Çandarlı sokaklarını dolaşan mısırcı amca. 

Küçük bir lise öğrencisiydim o zamanlar. Neyse her gece selamlardık birbirimizi. Bir de yaşlı mı yaşlı Kemal Amca vardı. Evi hemen orada olduğu için akşam yemeğinden sonra sandalyesini alır, ağır aheste adımlarla yanımıza gelirdi.

İlk geldiği gün şöyle bir bakmıştı bize. Bir tarafta muhtarın kahvesinden tanıdığı ve harıl harıl satış yapan mısırcı ve şambalici diğer tarafta henüz bir şey satamamış "mahzun prenses" ve kız kardeşi... Dediklerini aynen onun ağzından yazıyorum "Aaaa durun kızlar ne boynunuzu büküvereyonuz hemencecik. Daa alıveren çıkar. Hadi gari şefteniz de benden".İşte güzel bir dostluğun "şeftesi de" atılmıştı böylece. Sonradan mısırcı amca ve şambalici de katıldı bize. Hep birlikte her gece çok eğleniyorduk. İki genç kız ve 3 yaşlı ton ton amca... 

O parayı hala saklıyorum cüzdanımda. O günden sonra satışlar açıldı. Gerçi laf aramızda Kemal Amca zorla yakışıklı mı yakışıklı bir kasaba delikanlısı torununu mecbur etmişti bizden her hafta bir şeyler almaya...

O seneden sonra bir daha satış yapmadım ama yazlığa her gidişimde mutlaka ziyaret ettim Kemal, mısırcı ve şambalici amcayı... Sonra bir sene göremedim Kemal Amca'yı. Pazarda yakışıklı mı yakışıklı bir kasaba delikanlısı olan torununa rastladım ve sordum dedesini. Dedemi dedi Ocak ayında kaybettik....

Çok üzüldüm....Bir dostum gitti....

Her Ocak ayında yapıyorum bu tatlıyı, Kemal Amca ile geçirdiğim esintili Çandarlı günlerinin anısına... Allah rahmet eylesin.... (Şambalici amcanın anlatımıyla anneannemin klasik tarifini birleştirdim.)

İşte aşağıda o güzel günlerden kalma tatlı mı tatlı anılarla dolu bir tarif...

ŞAMBALİ (İZMİR TATLISI)

Malzemeler:

- 2,5 su bardağı irmik
- 1 su bardağı toz şeker
- 1 su bardağı yoğurt
- 1 paket vanilya
- 1 paket kabartma tozu
- 1 avuç soyulmuş yer fıstığı

Şerbet

- 3 su bardağı şeker
- 3,5 su bardağı su
- 1/4 limon suyu

Hamur yoğurma kabına; yoğurt, şeker, vanilin ve kabartma tozunu ekleyip bir güzel çırpın.  İrmiği de ekleyip kıvamlı hamur haline gelene kadar karıştırma işlemine devam edin. Fırın tepsisini yağlayıp altına biraz mısır unu serpin. Hazırladığınız kek hamuru gibi olan kıvamlı şambali hamurunu  üzerine yayıp, üstünü düzgünleştirin. Hamurun üstüne soyulmuş yer fıstığı sıralayın. Önceden ısıtılmış 190 derecelik fırında altı ve üstün pembeleşene kadar pişirin. Fırından çıkarır çıkarmaz sıcakken önceden hazırlayıp ( Şerbet: Şeker, su ve limon suyunu 10 dk kaynatıp, ateşten alarak soğumaya bırakın. ) soğumaya bıraktığınız şerbeti dökün. Pişen tatlıyı sönmüş fırının içinde biraz bekletip şerbetini iyice çekmesini sağlayın. 

Afiyet olsun tatlı günlerin anısına...

------------------------------------------------------------------------------------

07 Ocak 2015

KISA GÜNÜN KAR TATİLİ....



Kar tatili bizde böyle geçiyor işte... 

Cicili bicili artık kumaşlardan mutfak havluları diktim ve dumanı tüten cevizli, kuş üzümlü kurabiyeler yaptım. 

Çok kitap okudum, oğlumla bol bol oyun hamuru oynadım :))

Siz neler yaptınız?

Sevgiler...

12 Aralık 2014

KEFİR NASIL MAYALANIR?






Selamlar sevgili dostlar;

Vallahi hafta sonu mutfağım mandıra gibi çalışıyor desem yalan olmaz. Silivri'den gelen süt önce kaynıyor fokur fokur. Bir kısmı oğlana içmelik diye ayrılıyor. Bir kısmı ile yoğurt mayalıyorum. Bazı haftalar lor yapıyorum. Bir ara peynir de yapıyordum ya bu sene yapmadım.

Şimdilerde her hafta bir litre kadar "kefir" de mayalıyorum kendime kadar. 

Aslında kefirle tanışmam pek hoş olmamıştı. Bundan tam on sene önce bir gıda fuarına katılmıştım çalıştığım firma adına. O fuarda ortaokul yıllarımdan, annemin de öğrencisi olan çok sevdiğim bir ablayla karşılaştım. Şimdi kendisi çok bilinen bir gıda firmasında genel müdür yardımcısıdır. Her neyse, o zamanlar yine çok bilinen bir firmanın üretim müdürüydü, onlar da fuara katılmıştı ve beraber hem sohbet edip, hem de stantları dolaşıyorduk. 

O zamanlar hazır kefir pek bilinmiyor ve market raflarında yeni yeni yer buluyordu. Şimdilerde gayet aşina olduğumuz bir kefir üretici firmanın standına geldiğimizde stant görevlisi yanımdaki ablama "Cildiniz çok sivilceli, bol bol kefir için, çok iyi gelir" deyiverdi pat diye. Firmanın sahibi o sırada ablayı tanıdı ve hürmetle selamlaşınca, epey mahcup oldu hem o abla hem de amirince azarlanan görevli. Ben de onun adına epey utanmıştım... Bir süre ne zaman kefir görsem o olay aklıma geldi ve alıp da tadına bakmadım...

Sonra piyasaya çeşit çeşit kefir çıktı. Aromalıları falan. Oğluma hamileyken bir tane aldım böğürtlenlimiydi ne, hiç hoşuma gitmedi. Almadım da içmedim de bir daha...

Dikkat ediyor musunuz bilmem ama kıyafetler, ayakkabılar gibi, yiyecekler, evde bu yiyecekleri yapma furyası var kadınlar arasında, moda akımı gibi :)

Son günlerin gözdesi de evde kefir mayalamak.Bir denemek istedim ben de. Özellikle de son zamanlarda süt içmek bana rahatsızlık verince.

Ancak kefir mayalamak için öncelikle olgunlaşmış kefir tanelerine ihtiyacınız var. Bunu sürekli kefir mayalayanlardan alabilirsiniz. Sonra bundan kendi mayanızı üretebilirsiniz. Çevremde olmadığı için ben başka alternatifler ararken Gıda Mühendisi, arkadaşım, Makarnacı Tuğbanın ürünleri arasında aşağıdaki hazır mayayı gördüm. 




Satın aldım ve haftalardır kendi kefirimi mayalıyorum. Bayıla bayıla da içiyorum. Kefirsiz geçen günlerime de aklıma geldikçe oturup ağlıyorum :P

Uygulama çok basit aslında. Önce mayayı aktif hale getirmek gerek. Ilık süt içinde yaklaşık on saat oda ısısında bekletmek kafi. Daha sonra cam bir kavanoz içine bir litre ılık süt ve aktif maya ekleniyor. Oda ısısında kabaca yirmi saat mayalanmaya bırakılıyor. 4-5 saatte bir karıştırmak gerek.


Süre sonunda zaten o kefirin kokusu ve kıvamını hissediyorsunuz. Kavanozdaki kefiri plastik bir süzgeçten bir sürahiye süzün. Kavanozu bir gece buzdolabında dinlendirin ve soğuk tüketin kefiri.



Süzgecin üzerinde minik karnabahar tanelerine benzer tanecikleri göreceksiniz. Her mayalama sonunda tanecikler hem sayıca artacak, hem de irilik olarak büyüyecek.


 Süzgeçte toplanan kefir taneciklerini bir sonraki mayalama için bir minik cam kaba alın. Üzerine yarım çay bardağı yeni mayalanan kefirden ve yarım çay bardağı ılık süt koyarak buzdolabında saklayın. Mayayı bu şekilde bir hafta saklayabilirsiniz.



Afiyet, şifa olsun...

Selamlar

09 Aralık 2014

Silverline ve Yağız İzgül ile “Hikayesi Tadında Yemekler”

Bugüne kadar teknolojik, fonksiyonel, şık ve çevreci ürünler ile mutfaklarımıza ulaşan Silverline, şimdi de “Hikayesi Tadında Yemekler" ile yine bizlerle.


Bir boomads advertorial içeriğidir.

25 Kasım 2014

MOBİLYALARDAKİ SICAK LEKELERİNE PRATİK ÇÖZÜM


Merhaba sevgili dostlar;

Ev eşyası dediğin insana hizmet etmeli, insandan hizmet beklememeli...

5 yıl bitti evleneli...

Mütevazı, şirin bir evim var. Eşimle evimizi kurup eşya alırken gayet makul seçimler yaptık, abartmadık.

Ekonomik, birden çok amaca hizmet edecek, temizliği bakımı kolay, çoluk çocuğa da karışınca bize problem çıkarmayacak şeyleri tercih ettik.

Gel gelelim ki kullanmaya başladıkça "eğer bir daha ev düzersem şunu şunu almam..." diye listeler hazırladım.

Daha az ve daha öz eşya olacak prensibim.

Aslında hiç halım olmasın, kilim sereyim; perdelerim basmadan olsun, kendim dikeyim, süs, püs eşyası olmasın, mobilyalarımı eşim kendi tezgahında yapsın isterim...

İşte gelelim konu başlığımızın yaşandığı güne.

Günlerden bir gün annemiz elinde çok da sıcak olmayan, ılınmış bir demlik ile salona gelir. Evin küçük oğlu anne kakam var diye feryadı basınca, nihale mihale bulmaya fırsatı kalmadan nasılsa ılık diye demliği mobilyaya bırakıverir annemiz. Olan her şey bu beş dakikada vuku bulur.

Tuvalet faslından sonra salona gelen kahramanımız mobilya üzerinde bu bembeyaz lekeleri görür...

İşte aynen böyle oldu olay. Bu beyaz leke nasıl yok olur diye epey araştırdım. Leke üzerine kolonya döküp yakarak çıkıyormuş ama bana çok güvenilir gelmedi.

Ben de önce lekenin fiziksel olarak neden oluştuğunu araştırdım. Ağaç mobilyalarda, odunsu doku rendelenip sonra vernikleniyormuş. Yüksek ısılar sonunda bu verniğin altındaki odunsu dokuda nemlenme ve şişme olup, neticesinde vernikli yüzey odunsu yüzeyden ayrılıyormuş. Bu da beyaz bir görüntü veriyormuş.

Dokularda şişme yapan suyu bir şekilde buharlaştırırsam ayrılma kaybolur ve leke de silinir diye bir mantık yürüttüm. Kolonya döküp yakma da suyu buharlaştırıyordu zaar.

Daha tehlikesiz ve pratik bir çözüm olarak saç kurutma makinesi ile lekeyi ısıttım. Yaklaşık 15 dakika tuttum, beş dakika ara verdim. Aynı şekilde üç uygulama yaptım. Şekilde görebilirsiniz.

Olayın üzerinden haftalar geçti ve leke şu an tamamen kayboldu. Aynı uygulamayı kolonya vs dökülünce de yapabilirsiniz, etkili oluyor...


Aklınızda bulunsun...

18 Kasım 2014

DENİZ ESİNTİLERİ...TARATOR SOS, KALAMAR TAVA ve SOSLU SARIKANAT



Selamlar sevgili seyirciler :)

Büyük şehirde yaşayıp da doğal, sağlıklı ve katkısız ve ekonomik beslenmek neredeyse Mandrake sihirleri sırrını öğrenmek kadar imkansız... 

GDO, katkı maddeleri, boyalar, sentetikler, kimyasallar, kanserojenler, çevreye ve bize toksik maddeler... 

Hepsi bir kaşığın içinde. 

Doğal hayatı desteklemek, tarıma yönelmek, hayvancılığı arttırmak yerine daha çok harap edip, kesip biçip, kılıfına uyduruyoruz pek güzel. 

Verilen zarar ziyan malesef nesiller, nesiller sonrasını bile etkileyecek. İnsan, hayvan, bitki tüm beşeri kapsayacak şekilde...

Gücümüz yettiğince, biz doğru olanı yapalım, söyleyelim, yazalım... Yanlışı yapanlar, destekleyenler ve kötülerin de cezasız kalmayacağını; Allah'ın, sistemin, doğanın (artık her kim neye inanıyorsa) adil ve iyi bir intikam alıcı olduğunu unutmayalım. 

Ben her gün asıl sahibi yaradan olan ama bizim korumamıza, himayemize, kullanımımıza sunulmuş; su, hava, toprak, börtü, böcek, ağaç, ot için dua ediyorum, şükrediyorum ve onları kendi elim kolum, gözümmüşçesine çok seviyorum. Kıymetini bilip evlatlarıma da öyle öğütlüyorum...


Şimdi gelelim sevindirici bir habere...

Bu sene balık bol vesselam...

Ben de çeşit çeşit tazecik ve ekonomik alıp pişiriyorum sık sık. Severek de yeniyor evimizde. Şimdi size eşimin deniz ürünleri spesyallerinin tariflerini yazayım sırasıyla...

Eşim iyi bir balıkçıdır da bu arada. Geçen hafta elimiz boş döndük ama ziyanı yok :))



İlk tarif balık ve diğer deniz ürünlerine en çok yakışan TARATOR SOS





Malzemeler:

5 yemek kaşığı galeta unu
4-5 diş sarımsak
3-4 adet ceviz
1 su bardağı yoğurt
1 çay kaşığı limon suyu
1 yemek kaşığı zeytinyağı
1 tatlı kaşığı sirke


Yapılışı:

Tüm malzemeleri rondodan geçirin, kıvamı için galeta unu  ya da yoğurt suyu kullanın. İsteğe göre pul biber de ekleyebilirsiniz.

İkinci tarif ise KALAMAR TAVA




Malzemeler:

250 gram taze ya da donuk kalamar. (Donuk ise çözünmesini bekleyin.)
1 yemek kaşığı toz şeker
1 yemek kaşığı karbonat
1 limon suyu

zeytinyağı, un, tuz

Yapılışı:

Şeker, karbonat ve limon suyunu çukur bir ksede karıştırın. Kalamarları bu karışıma iyice bulayarak 4-5 saat buzdolabında dinlendirin. Suyunu iyice süzgeçten süzdürerek kızdırılmış yağda un-tuz karışımına bulayarak kızartın. Tarator sos ile servis edebilirsiniz.

Son tarif ise son günlerde eşimin özel tarifi ve bizim mutfağın da gözdesi. SOSLU (AJVAR) SARIKANAT 





Malzemeler:

1 kg temizlenmiş sarıkanat ( çinekopun ağabeyi )(isterseniz başka balık da olabilir)
1 su bardağı mısır unu
zeytinyağı

5-6 diş sarımsak
1 su bardağı ajvar sos (közlenmiş patlıcan, kırmızı biber, domates içeriyor)
1 çay bardağı zeytinyağı

Yapılışı:

Temizlenip yıkanmış balıkların suyunu iyice süzdürün. Yğğ kızarken balıkları teker teker mısır ununa bulayın. Bir yandan da iri doğranmış sarımsakları zeytinyağında kokusu çıkana kadar kavurun sonra ajvar sosu ekleyerek pişirin.

Balıklar kızarınca tavadaki yağı azaltın, pişen ajvar sosu kızartma tavasına alın, balıkları da ekleyerek birbirine tadının geçmesini bekleyin... Servis tabağına alın...

Afiyet olsun....