02 Ocak 2016

SÜRK PEYNİRİ YAPIMI...


Merhabalar sevgili dostlar;

Yepyeni bir yılın ilk günlerinden sesleniyorum size. Bir çokları gibi ben de bembeyaz sayfaları olan, tertemiz yeni bir deftere yazı yazmayı, daha keskin ütüsü bozulmamış, yeni bir elbiseyi, pırıl pırıl parlayan yeni ayakkabılar giymeyi çok severim.

Bu da henüz daha yaşanmamış, acıları, güzel günleri tadılmayı bekleyen, umutlar, hayaller, renklerle dolu yepisyeni bir yılın ilk tarifi olsun.

Dilediğinizce güzel, faydalı, sağlıklı, hayırlı bir sene dilerim hepimize.

Gelelim tarife.

Tarif Hatay yöresine ait. Ben de Hatay'lı bir arkadaşımda yemiştim. Yapımı gayet kolay.

Malzemeler:

1 kg lor peyniri ( Ben kendi yaptığım lor peynirini kullandım.)
1 yemek kaşığı acı biber salçası (Yazın yaptığım salça)
2 yemek kaşığı tatlı biber salçası (Yazın yaptığım salça)
4-5 diş ince doğranmış/ rendelenmiş/ezilmiş sarımsak
1 yemek kaşığı kekik (saksıda yetiştiriyorum)
1 tatlı kaşığı kişniş
1 tatlı kaşığı kimyon
1 tatlı kaşığı karabiber
1 tatlı kaşığı yenibahar
1 çay kaşığı çörekotu
              
Yapılışı:

Tüm malzemeyi bir güzel yoğurun, küçük yumurta şeklinde toplar yuvarlayın. Orjinalinde bu peynir güneşte kurutuluyor, ben taze tükettim. Artanı derin dondurucuya koyup parça parça tüketebilirsiniz.

Kahvaltıda, makarnalarda veya salatalarda kullanabilirsiniz. Çok nefis tavsiye ederim.


Afiyet olsun...
                    

15 Aralık 2015

GÜVEÇTE YEŞİL DOMATESLİ, KİŞNİŞLİ TAVUK PİRZOLA




MERHABA SEVGİLİ DOSTLAR;

BU YEMEĞİ SONBAHAR ORTASINDA YEŞİL TURŞULUK DOMATESLERİN MEVSİMİNDE YAPMIŞ VE FOTOĞRAFLAMIŞTIM. SİZİNLE PAYLAŞMAK BU GÜNE KISMET OLDU. 

MALZEMELER:

1 KG TAVUK PİRZOLA
500 GR TURŞULUK YEŞİL DOMATES
1 ADET KURU SOĞAN
3 ADET YEŞİL BİBER
1 ÇAY BARDAĞI SU
1 KAHVE FİNCANI ZEYTİNYAĞI
TUZ
KARABİBER
KİŞNİŞ

YAPILIŞI

TAVUK PİRZOLALARI YIKAYIP KİŞNİŞ, KARABİBER ve ZEYTİNYAĞLI SOSA BULAYIP DÖRT SAAT KADAR BUZDOLABINDA BEKLETİN. SÜRE SONUNDA GÜVEÇ TENCERESİNE 1 KAHVE FİNCANI ZEYTİNYAĞINI ALIN, 1 ADET KURU SOĞANI KÜP KÜP DOĞRAYIN. SOĞANLAR HAFİF PEMBELEŞİRKEN TURŞULUK DOMATESLERİ ve BİBERLERİ İRİCE DOĞRAYIN, TENCEREYE ALIN. SOSTA BEKLEYEN TAVUKLARI BİR BIÇAK TERSİ YARDIMIYLA BAHARATLARINDAN SIYIRIN. DOMATES ve BİBERLERİN ÜZERİNE YATIRIN. 1 ÇAY BARDAĞI SICAK SU ve TUZ İLAVE EDEREK, KIZIK ATEŞTE AĞZI KAPALI OLARAK 2 SAAT GÜVEÇ TENCERESİNDE PİŞİRİN.

AFİYET OLSUN...

01 Aralık 2015

BİR KAÇ ÇÖPATAN PROFİLİ

SABAH SABAH FENA UZUN YAZDIM UYARAYIM BAŞTAN, YAZMADIĞIM GÜNLERE NİSPET...
Dün oğlumla sabah yürüyüşünden dönüyoruz. Yan sokaktan bir delikanlı önümüze doğru kıvrıldı. Beş metre kadar önümüzden yürüyor. Saç şekli ve giyiminden mülteci olduğunu anladım, ama önemli değil kimlerden olduğu anlatacağım bununla ilgili değil.
Her neyse, elinde bir kutu soğuk kahve bir de gofret/bisküvi gibi bir şey var. Biz konuşa konuşa tıngır mıngır yürüyoruz oğlumla arkada. O sırada genç önce gofret sandığım şeyin ambalajını, ardından kutu kahveyi bir kaç adım sonra da yine bir ambalaj kağıdını Hanselle Gratel misali attığı yere, sokağa. Oğlum mütemadiyen konuşmaya proğramlandığı için o fark etmedi.
Ben bakakaldım.
Sonra zihnimden eve varana kadar "yere çöp atma"nın felsefesini yaptım.
Benim bu güne kadar rastladığım üç çeşit çöp atan insan (?) tipi var.
Birincisi size tarif ettiğim genç gibi. Yaptığı şeyin ne olduğunun bilincinde değil. Hiç bir şeyin bilincinde olabileceğini de sanmam. Hani yersin içersin sonra da "kakan" gelir de afedersin gidip yaparsın ya. Onun gibi olağan bir şeydir tüm davranışları. Kakan gelince de düşünmezsin beynin ( Allaha şükür o bize hazır proğramlanmış olarak verilmiş) uyarır seni. O tip birine asla mantıklı bir şeyi anlatamaz, öğretemezsin. Büyük şeyler bekleyemezsin. Varlığı, vücuda gelişi, hiçliği, evrenin varoluşunu... Bu davranışı sergileyen tipler her türlü kötülüğü, toplum düzenini bozacak davranışı yapmaya müsaittir. Değil kainatta başka varlıkların yaşadığı, kendinden gayrı bir cismin varlığının ve haklarının bile bilincinde değildir.
Gelelim ikinci tipe. Bu grup insanlar yere çöp atmanın toplumun hoş karşılamayacağı, ayıp, günah bir davranış olduğunu öğrenmiş, ezberlemişlerdir. Ancak yine de yarım kalan bir şeyler vardır. Ezberletilmiş doğrulara göre çöpü atmamalarını söyler vicdan, atma kuzum günah der, komşular görürse ne derler der... Ancak beyin de at gitsin o pis ayranı kutusunu ne cebinde taşıcan şöyle kimse görmeden duvar dibine bırak yel üfürür, su götürür der. Bu grup da bence beyin ve vicdan arasındaki kordinasyonu tam işletemiyorlar. Hani siz de görmüşsünüzdür. Ellerindeki ayran kutusunu bizim genç gibi sokağın ortasına değil de duvar dibine bırakanı, ya da yollarda belediyenin çevre düzenlemesi adı altında diktipi ağaç diplerine buruşturup mendil atanı, ya da içtiği biranın şişesini plaj kumuna gömeni.
Son profil ise ikna edici çöpatandır. Attığı çöpün doğada eriyeceğini, bir plastik şişenin de gübre olabileceğine inanır, sizi de ikna etmeye çalışır. Attığı gofret kağıdındaki çikolata bulaşığındaki kalsiyumun bitki gelişiminde oynadığı önemli rollerden bahseder. Her zaman atmadığı konusunda da iknaya uğraşır, üç kağıtçının önde gidenidir. Çöpün kenarına küflü ekmek asıp bir hurdacının gelip onu yemesini bekleyecek kadar da acımasız.
Evet şu otuz küsur yıllık hayatımda elhamdülillah üç çeşit profille de bolca karşılaştım. Üç büyük örnek var aklımda karşılaştığım an tüm insanlığa olan inancımı ve ümidimi yitirdiğim.
Biri fakültenin 6. Katından, camdan aşağıya boş pet şişesini atan biyoloji bölümü son sınıf öğrencisi arkadaşımı gördüğüm gündür inancımı kıran insanlığa.
İkincisi üniversite gençlik yaz kamplarında bir doğa harikası olan kanyonları gezdiren, bize yabani yılkı atlarını gösteren, dünyanın dört bir köşesinden gelen bilim adamları ve turistlerin bu yörenin güzelliğine hayran oluşunu anlatan ve ardından boşalmış 50ye yakın pet şişeyi kanyondan aşağı dereye yuvarlayan öğretmenin halidir. Derenin, uçurumun kenarında şişelerin turistlere görünmeyeceğini, hem daha içecek çok suyumuz olduğınu, gideceğimiz derenin hoştur suyu diye kendini savunan hali...
Üçüncü yıkılışım ve gelecek günlere inancımı solduran olay ise Anadolunun tam ortasında, yaşamını toprakls kazanan, kuşaklardır toprağı işleyen bir güzel köyde gerçekleşti. Bizi ağırlamak için kurbanlat kesildi çifter çifter, göl kenarına köycek sofralar kuruldu. Yendi meşrubat, ayran içildi, çocuklar bezlendi. Ardından sıra toplanmaya gelince eteğine elini silen köy ahalisi traktörüne bindi. Ortalık, o canım göl kenarı. Ağaçların altı bebek bezleri, peçete, poşet, plastik şişe ile bezeli kaldı. Ben bir poşete dokdurmaya kalkınca biz buraya seneye bahara değin gelmeyiz o zamana kadar da onlar erir gübre olur kızım, göle de balık gelir diye beni ikna etmeye çalıştılar...
Dedim uzun olacak diye, velhasılı kelam
Nilar der ki çöpünü çöpe değil yere atanı
Yere yatırıp ayaklarını gülmekten öldüresiye gıdıklamalı. Ya da sizin aklınıza gelen başka bir çözüm...
Selametle...

13 Kasım 2015

AY ÇÖREĞİ




Merhaba sevgili dostlar;

Bugün epeydir denemeye niyet ettiğim bir tarifi paylaşmak isterim sizlerle. Ben ve evdekiler sonuçtan gayet memnun kaldık. 


İçine kullandığım harcı, keserken parçalanan kakaolu kekimden hazırladım :) Siz isterseniz yeni bir kek de pişirebilirsiniz.

Malzemeler:

100 gram tereyağı
1 kahve fincanı zeytinyağı
1 çay bardağı su
5 yemek kaşığı toz şeker
1 yumurta akı
1 paket instant maya
bir fiske tuz
500 gram un

İç harç:

5-6 dilim kakaolu kek
1 yemek kaşığı kakao
3 yemek kaşığı toz şeker
1 kahve fincanı kuru üzüm
1 çay bardağı irice çekilmiş ceviz içi
1 çay kaşığı tarçın
1 kahve fincanı süt

Hazırlanışı:

Hamur malzemelerini karıştırıp yoğurun. Nemli bir bez örterek 30 dk kadar dinlenmeye bırakın. İç harcı hazırlamak için kekleri ufalayın, diğer malzemeleri de ekleyerek sütle yoğurun. 

Dinlenen hamurdan mandalina büyüklüğünde bir parça koparıp unlayarak bir karış kadar açın. Ortasına iç harçtan rulo şeklinde ince bir silindir koyun. Hamurları sararak içi dolu bir rulo yapın.



Kenarlarını kıvırıp yarım ay şeklini verin.



Yağlanmış ya da yağlı kağıt serilmiş tepsiye dizin. Üzerine yumurta sarısını sürün ve ister badem, fındık vs serpin. Ben haşhaş tohumu serptim. Önceden 180 dereceye ısıttığınız fırında kızarana kadar pişirin.






Afiyet olsun...

25 Ekim 2015

SOSYAL MEDYA

Merhabalar efendim;

Takip etmek isterseniz, bana ulaşabileceğiniz sosyal medya hesaplarımı güncellemek istiyorum:

* FACEBOOK SAYFALARIM: www.facebook.com/MHZNPRNSS ve www.facebook.com/mahzunprenseshobi

* TWITTER HESABIM: https://twitter.com/nilardinho

* PINTEREST HESABIM: tr.pinterest.com/nilaracaroglu

* INSTAGRAM HESABIM: instagram.com/nilardinho

* BLOG SAYFALARIM: http://mahzunprenses.blogspot.com.tr/  ve  http://mahzunprenseshobi.blogspot.com.tr/

Selamlar, sevgiler...

NOT:

SAĞ SÜTUNDAKİ KISAYOL TUŞLARI İLE HESAPLARA ULAŞABİLİRSİNİZ

12 Eylül 2015

NE GARİP BİR MEMLEKET OLDUK BİZ

Biz ne garip memleket olduk.

Son iki aydır yaşanan kalleşliğe söylenecek laf çok. Neresinden tutsanız elinizde kalan bir kokuşmuşluk... Yürek ağrısı...

Ben şimdi başka bir konu hakkında yazmak istiyorum...

Hani bugün yağmur yağdı da "Bir sengine tüm Acem mülkünün feda" olduğu koskoca İstanbul'u seller aldı ya...

Elin Avrupalı'sı, Amerikalı'sı mevsimleri mevsim gibi yaşıyor azizim...

Sonbahar gelince, evinin arka bahçesindeki koyu gölgelikli ağaçların, yemyeşil yapraklarından süzülen yağmur damlalarını seyrediyor.

Elinde bir fincan böğürtlen çayı. O böğürtleni de ailecek yaptığı bisikletli pazar gezisinde, sepetini alıp evine giden yol üstünden topluyor.

Evinin yolu üstünde kendiliğinden yetişmiş, "bilmemne büyükşehir" belediyesince peyzaj mimarisi adı altında yabanıl hayatın içine eden yöntemlerle sökülmemiş böğürtlen çalıları, "nut" ağaççıkları dolu. Topluyor, reçelini yapıyor bolca.

Şıpırdayan yağmur damlalarının sesiyle huzurla kuruluyor koltuğuna rengarenk yünlerle örüyor işte bir şeyler, sonbahar geldi ya.

Bizde ne huzur, ne romantizm ne de gelen mevsimin güzelliklerini yaşamak kaldı en basitinden...

Bir yağmur yağdı mı trafik, karmaşa... Ortalık taşan kanalizasyonlardan gelen afedersiniz şey kokusuyla doluyor. Anladınız işte üç harfli...

İşten dönen, trafikte bezmiş insanlar yorgun, dalgın, bıkmış Dinlenecek de keyfi gelecek de romantizm yaşansın...

Bir başkası kan ağlarken gülemiyor insan, memleket vatan haini ve ona uyan hain-oğlu hainlerle dolu. Gencecik insanlar ölüyor, her yürekte kan...

İşte bize düşen de bu ülkece... En basit mutluluklar, huzur, güzellikleri hissetmek çok bize...

Velhasıl-ı kelam hepimiz şahidiz, hepimiz şehit...

Nilar Acaroğlu GÖK

05 Eylül 2015

MİDYE DOLMA NEDİR, NASIL YAPILIR ?



Merhabalar sevgili dostlar; 

Yaz tatili anılarımı sizlere yazmadan evvel bir deniz kokan tarifle "merhaba" diyeyim dedim...

Yemeyi çok sevdiğim ancak daha önce hiç denemediğim bir tarif "Midye dolma"...

Her reçetesinden çok memnun kaldığım rahmetli Erkan Acurol'un tarifini uyguladım.



Ben midyeleri taze olarak Metro Gross marketten aldım. Ege bölgesinden toplanan midyeleri satıyorlar.

Şimdi size aşağıda midye konusunda önemli hususları aktarmak isterim:

1 - Öncelikle midye konusunda fizyolojik bir bilgi aktarmalıyım. Bu deniz canlıları su içinde kayalık, iskele vs gibi deniz içinde yer alan beton kısımlar gibi yüzeylere tutunarak yaşarlar. Yaşamları boyunca yer değiştirmezler. Suyu kabuklarını açarak içlerine alırlar ve içindeki mineral vs yi süzerler. Yer değiştirmedikleri ve suyun içeriğini tamamen süzdüklerini düşünerek; temiz, kanalizasyon akıntısı olmayan, şehirleşmeden uzak, hastane, fabrika vs akıntılarının olmadığı bölgelerden toplanmış olmalıdır. Yoksa deniz suyunda yer alan ağır metal, çeşitli kimyasalları hapsederler.

2 - Taze, canlı ve güvenilir midyelerin kabuklarındaki kir ve diğer canlılara ait kalıntıları akan soğuk suyun altında bir bulaşık teli ile ovarak temizleyin.

3 -2 litre suya 1 çay kaşığı tuz olacak şekilde tuzlu su hazırlayın. Midyeleri bu su içine alın. Midyeler bir süre sonra kabuklarını açıp kapamaya ve hava kabarcıkları çıkarmaya başlayacaktır. Bu sayede temiz tuzlu su solungaçlarından içeri geçerek midyenin içini de temizler. Yaklaşık 2 saat beklesin.

4 - Midyelerin kaynar su içine alın ve kabuklarını açanları dışarı çıkarın. Kenarlarındaki bıyıkları temizleyerek bir süzgeçte bekletin.

Malzemeler:

30 adet ayıklanmış midye
1 su bardağı pirinç
1 adet kuru soğan
1 yemek kaşığı dolmalık fıstık
1 yemek kaşığı kuş üzümü
1 er çay kaşığı baharatlar (tuz, karabiber, tarçın, şeker, dolma baharı,)
1 çay bardağı zeytinyağı

Yapılışı:

İnce kıyılmış soğanlar ve dolmalık fıstık zeytinyağında pembeleşene kadar kavrulur. Üzerine yıkanan pirinçler ve kuş üzümleri ilave edilir. Kavrulmaya devam edilir. 1 çay bardağı sıcak su ve baharatlar eklenerek ağzı kapalı olarak suyunu çekene kadar demlendirilir. Ocaktan alınarak bir kenarda soğumaya bırakılır.

Pilav soğuyunca kabukları açılmış temizlenmiş, ayıklanmış midyelerin içine doldurulur. Genişçe bir tencereye sıralanır. Üzerine 1 çay bardağı sıcak su biraz zeytinyağı ve yarım limon sıkılır. Suyunu çekene kadar ağzı kapalı olarak pişirilir. Soğuyunca limon ile servis edilir.


Afiyet olsun.