15 Nisan 2014

KEREVİZ DOLMASI



Merhabalar sevgili dostlar;

Geçtiğimiz hafta sonunda 33. yaşımı devirdim çok şükür. Sağlıkla, sevdiklerimle güzel, mutlu ve huzurlu bir ömrüm olsun isterim. Eşime de güzel hediyesi için ayrıca teşekkür ederim.

Hafta sonu yemek tercihim hafif şeylerden yana oldu. Ne de olsa bir dilim pastayı hak etmiştim ve buna yer açabilmek için kalorisi az ve lezzetli yemekler yapmaya çalıştım.

Hem mevsimi geçmeden şifa olsun diye, hem de sevdiğim bir zeytinyağlı olduğu için "Kereviz Dolması" nı tercih ettim.

Yapılışı gayet kolay.

Malzemeler

Kişi sayısına göre irice kereviz
Bezelye
Havuç
Patates

Yapılışı:
Bezelye, küp doğranmış havuç ve patatesleri (ben bu sefer patates kullanmadım. ancak patates de yakışıyor.) kaynamış suyun içine alın. Biz kerevizleri hazırlarken onlar biraz yumuşasın.

Kerevizlerin yeşil yapraklarını kesin. Dış kabuğunu kazıyın. Enlemesine ikiye bölüp, ortasını biraz oyun. Çıkan içleri daha sonra çorbaya koymak için saklıyorum ben. Limonlu suda bekletin biraz. Genişçe bir tencereye kerevizleri dizin. Ortasına bezelye, havuç ve patates karışımından paylaştırın. İsterseniz kerevizin yeşil yapraklarını da ince kıyıp serpebilirsiniz. Üzerine zeytinyağı ve kerevizleri beklettiğiniz limonlu sudan ilave edip, tuzunu ayarlayın. Ağzı kapalı olarak sebzeler yumuşayana kadar pişirin.


Afiyet olsun.

Diğer kerevizli tarifler için tık


10 Nisan 2014

DOĞAL YAŞAMA ŞEYSİ....



Yaş 30'u geçti bende... Sizde nasıl?

Matematiksel hesap yapınca hal böyle ancak ben sanki kendimi bildim bileli hep aynı yaştayım. Hep 30... Hep olgun, vakur, ağır... Lakabım da "ağır kız" idi uzun yıllar :))

30'un ilk yarısındayım, pek fark hissetmedim geçen yıllara bakınca; ancak 35'ten sonrayı çok merak ediyorum. :))

33 yıllık hayatım boyunca hep doğanın, doğallığın, doğal olanın peşinden koştum. 

Sokaklardaki yer karolarının arasından fışkırmış otlara aşık olup onları bile suladım. O nedenle ağacı sevmeyen, onu "üç - beş" diye küçümseyeni sevmedim hiç. Allah'ın değer verip vücuda getirdiğine saygı duyup, hayran olmamak imkansız.

Doğal davranan, yapmacıksız, içini görebildiğim insanları seçmeye çalıştım hep çevreme. Az ve öz...

Doğal olmayı da bir o kadar sevdim. Sürprizlerim yoktur, bana güvenebilirsiniz gözünüz kapalı. İyi bir insan mıyım, onu çevremdekilere sormak daha doğru ; ancak doğal, içimden geldiği gibi, açık, yalın ve sade bir insan olduğum şüphesiz. Bir gün öyle bir gün böyle değilim... Belki sıkıcı bile biraz .

Heh işte doğal olmanın bir başka yönü var ki o da fiziksel doğallık :))

Konumuz da bu zaten.

Bebeklikten çocukluğa geçişten itibaren doğal beslenme, giyinme ve yaşama dünyasına adım attım. Annem kırk yılda bir heveslenip oğlumun tabiriyle "paketli ürünler" i satın alsa bile babam karşı çıkardı muhakkak. Yedirmezdi. 

Bol et, meyve, sebze, süt ve baklagil yedik. Bir subay olan ve prensiplerinden ödün vermeyen babamın sofrasında onu yemem, bunu beğenmem deme ve yemek seçme hakkımız yoktu. Pazı, ıspanak, pırasa ve bakla... Öğürerek de olsa o tabak bitecek... Anneciğim de en güzel, en sağlıklı yemekleri ve makul aralıklarla kekimizi, kurabiyemizi pişirdi.

Neredeyse liseye gidene kadar haftada 1 adet çikolata alıp onu 5'e bölerdik. İlk hamburgerimi lisede yedim. 1 kutu kolayı tamamen bir içişte de sanırım üniversitede bitirmiştim. Ondan önce hep yarım...

Annem master hayatımın sonuna kadar her gün sağ olsun içi bol marullu sandviç hazırladı, yanına da bir meyve...

Falan da filan...

Ben de şimdi oğlumu öyle büyütüyorum, siz de öyle yapın olur mu?

İtiraf edeyim iş hayatıyla beraber biraz sapıttım. Hazır ürünler, dışarıda yemek, abur-cubura merak, hareketsiz saatler, yorgunluk, iş stresi kilo almama sebep oldu. Evlilik ve doğum sonrası iyice ipin ucu kaçtıydı. Neyse ki onu da kontrol ediyorum ve eski doğal yaşantıma dönmeye çalışıyorum çok şükür... Bildiğim ama uygulayamadığım, uygulamaya üşendiğim, unuttuğum, kolayıma gelen nice şey var.

Bu sene 10 kg verdim, kendime daha çok vakit ayırdım. Ruhumu besledim.

İlk makyajımı yaptığım günü hatırlıyorum da :)) Üniversite birinci sınıftaydım. İlk makyaj malzemem beyaz bir göz farı, rimel ve mavi bir göz farıydı. Denemek için sabırsızlanmış ve sürüp fakülteye gitmiştim. Ben arkadaşlarımdan "Aaa ne güzel olmuşsun" demelerini beklerken görenler "Ne oldu hasta mısın? " demiş, kimileri de sadece yüzüme bakmıştı anlamsız. Artık nereme nasıl bir boya sürdüysem hasta, yorgun ve komik görünüyordum :))

Epeyce bir sürede yapmadım makyaj. 

Sonra kulakları çınlasın, gözlerine bir hareketle kalem çeken, kirpiklerini tek tek ok gibi rimelleyen, koyu far nereye, açık far nereye sürülür bilen dostum bana da öğretti yavaş yavaş. 

Yine de çok makyaj yapmayı sevemedim. Hala da öyle...

Saçlarımı da üniversite son sınıfta mavi-siyah renge boyadım ilk olarak. Bir kere de düğünden önce. Sanırım arada bir ya da iki kez daha... Genelde kına yaktım. Şimdi onu da bıraktım, gri teller belirdi üç beş.

Hal böyleyken  kremlerim, nemlendiricilerim, losyonlarım, toniklerim, maskelerim olmadı. 

Ancak doğum, yaş ve yaşam koşulları cildimin ve saçlarımın tazeliğini etkiliyor doğal olarak. Sadece sağlıklı beslenme, temizlik, mutluluk yetmemeye başlıyor. Takviyelere gereksinim duyuyorsunuz zamanla. (Mutluluk ve huzurun da güzellik için çok gerekli olduğuna inanıyorum.) 

Ben de doğal çözümler üretmeye giriştim. Yıllardır uyguladıklarım ve yeni geliştirdiklerimle.

İşte bugün doğal cilt bakımı yöntemlerimi yazacaktım size ama çok konuştum ona sıra gelmedi...

Kızmayın ne olur. Bir sonraki postta yazacağım söz...

Sevgi, selam ve sağlıklar....

04 Nisan 2014

ISPANAKLI KREMALI TAVUK SARMA


Selamlar sevgili dostlar;
Bugünlerde mutfak ve ev işleri bana çok zor gelmeye başladı. Her türlü işi erteliyorum, sonra bir güç gelip yapmaya başlayınca da koskocaman sıradağlarla boğuşmak zorunda kalıyorum. İş bir yandan; kışın tortularından kurtulma çabası bir yandan bastırdı...

Eşim geçen gün sen eskiden ne değişik yemekler yapardın, bir süredir menü aynı dedi şakayla karışık. Biraz kızdım, biraz alındım, biraz da hak verdim :))

Bu sefer tavuk göğsünü haşlamak ve ıspanağı da havuçlu zeytinyağlı pişirmek yerine bir tavuk sarma yapayım bari dedim :)

Yapılışı kolay, lezzeti bol ve gösterişi de çok...

Aşağıda detaylıca anlattım, haydi kolay gele...

Malzemeler:

6 adet ince kesilmiş tavuk göğsü
500 gr ıspanak
1 adet kuru soğan
1 adet havuç
3 diş sarımsak
1 adet kırmızı biber
2 kahve fincanı zeytin yağı
1/2 paket krema
200 gram mantar
kaşar peyniri
tuz, baharatlar

Yapılışı:

1 kahve fincanı zeytinyağı içine tuz, karabiber, kırmızı biber, kekik vs gibi sevdiğiniz baharatları dökün. Açılmış ve inceltilmiş göğüsleri bu sosa bulayın. Bir kaç saat buzdolabında bekletin. Bu arada iyice yıkanmış ve doğranmış ıspanağı bir kahve fincanı zeytinyağında, ince doğranmış kuru soğan ile hafif suyunu salıp çekene kadar kavurun. ancak kurutmayın. İnce doğranmış sarımsak, kırmızı biber ve rende havucu da ekleyerek altını kapatıp ılıtın. Tuz, karabiber ekip karıştırın.

Bir tabağa bir adet tavuk göğsü alın. İçine 2 yemek kaşığı ıspanaklı içten koyun. Üzerine 1 ince dilim kaşar peyniri koyun ve bohça gibi ağzını kapatın.


Kat yeri altta kalacak şekilde fırın kabına dizin. Ispanaklı sostan artanı ve yıkayıp bütün bıraktığınız mantarları da üzerine yayın. Kremayı da ekleyerek 180 derecelik fırında 40 dk kadar pişirin. arada kontrol edin tabii...



Sonra da cümbür cemaat yiyin :))

Afiyet olsun...

29 Mart 2014

DOĞAL EV KİMYASALLARI DENEMELERİM...ÇAMAŞIR YUMUŞATICIMIZI KENDİMİZ YAPALIM



Selamlar;

Doğal ev Kimyasalları denemelerim devam ediyor. Geçen postta bulaşık makinesi koku gidericiyi anlatmıştım. 

Hayatımdan ilk çıkarmak istediğim zehirlerden biri de çamaşır yumuşatıcısı. Son durulama suyu ile birlikte makine alıyor ve çamaşırlarda tüm kimyasal kalıyor.Bir daha durulama yapmıyor...

Kafaya taktığımdan mıdır nedir kokusu da son zamanlarda beni rahatsız etmeye başladı. Hamileyken de böyle olmuştum. Reklamlarda muhteşem diye anlatılan koku ben de iğrenç bir mide bulantısı hissi oluşturuyordu.

Kokusuz bebek için olanları da kullandım ama, yok sinmedi yine içime. Bir kaç kez yumuşatıcı kullanmadan yıkama yaptım, bu sefer de kazık gibi çıktı çamaşırlar. Hele yünlüler, eşimle sıkı bir tartışma da yaşadık bu kazık gibi kazaklar yüzünden..

Yine bir kaç farklı site, pinterest araştırmam sonunda en basit, maliyetsiz ve sıfır riskli bir formülü seçtim. Formül dediğime de bakmayın çok basit bir yumuşatıcı muadili :))

İhtiyacımız olanlar 

1 kahve fincanı elma sirkesi (üzüm sirkesi gibi renkli sirkeler çamaşırı zamanla yıpratabiliyor. Bu nedenle beyaz sirke - elma- kullanmalısınız. Ucuz bir tane işinizi rahatlıkla görür)

1 kahve fincanı sirkeyi 1 su bardağına tamamlayacak kadar çeşme suyu

Bir kaç damla hoş kokulu, hoşunuza giden uçucu yağ. (Uçucu yağı aktardan alabilirsiniz. Kullanmasanız da olur.)

1 yemek kaşığı karbonat

Eveet bir su bardağına bir yemek kaşığı karbonatı dökün ve biraz su ile eritin. Üzerine 1 kahve fincanı sirkeyi dökün ve karışımı su ile bir su bardağına tamamlayın. En son olarak da bir kaç damla sevdiğiniz bir uçucu yağdan damlatın. 

Ben farklı farklı yağları denedim. Portakal, gül, menekşe ve sandal ağacı kokularını en çok beğeniyorum. Bu esansları kullanmasanız da olur. 

Sonuca gelelim...

Çamaşırlar makineden çıkınca miss gibi bir koku yayılıyor önce. Sirke kokusu kesinlikle yok, yumuşaklığı ideal...

Esans kokusu belli belirsiz; ancak seneler seneler öncesinden hatırladığımız o elde yıkanıp güneşte kurumuş tertemiz hissi uyandıran tanıdık koku ön planda...

Zehirsiz, yumuşak ve naif kokan çamaşırlar...


NOT: Son 5 denememde karbonat kullanmayı bıraktım. Çünkü kendi çamaşır deterjanımı kendim hazırlamaya başladım. Onun içinde karbonat olduğu için yumuşatıcıya koymuyorum. Aklınızda bulunsun.

28 Mart 2014

DOĞAL EV KİMYASALLARI DENEMELERİM... BULAŞIK MAKİNESİ KOKU GİDERİCİ



Selamlar sevgili dostlar;

Dünyamız kirleniyor, çünkü biz insanoğlu kirlendik. Masumduk, saftık, birbirimizi severdik... Şimdi ise bırakın bir başkasını sevmeyi, kendimizi bile sevmez olduk... Kendini sevmeyen, saygı duymayan bir başkasını, ülkesini, dünyayı sevebilir mi? Ya yaratıcıyı?

Hayır...

Abartıları, uçları oldum olası sevemedim... Basit, sade, doğal... Hatta iş başvuruları için hazırladığım CV imde bile "Doğal olanı ve doğal olmayı severim." yazmıştım ilk gençlik yıllarımda :))

Şimdilerde hayatımdan bazı yükleri çıkarma peşindeyim. En basitinden en karmaşığına; gerçek güzellikleri görmeme engel olan şeyleri daha basit, doğal ve dertsiz haliyle değiştiriyorum...

Size verebileceğim basit bir örnek ise - bunca felsefik cümleden sonra komik gelmesin- bulaşık makinesi koku gidericisini söktüm attım hayatımdan. Bir kaç kere satın aldığım deterjanın yanında hediye gelmişti. Kokusu ilk zamanlar güzel geldi ancak sonra bardak, tabak yemek yerken hep burnuma koktu...

Ancak balık, yumurta gibi proteinli bulaşık artıkları makineyi kokutuyor ve bazen yıkanmış mutfak gereçlerinde bile bu koku kalıyor gibi geliyor bana...

Bir yerlerde  görmüştüm bir zamanlar bunu... Sıktığım limon kabuklarını makinenin çubuklarına saplıyorum... 3-5 tane koyduğum bile oluyor bazen. Hem makinam doğal bir yolla missler gibi kokuyor, hem de yıkanan kap-kacak daha bir parlak çıkıyor.

Bilginize...

Bu aralar doğal çamaşır yumuşatıcı, bulaşık/ çamaşır deterjanı ve cilt bakımı denemelerine yoğunlaştım. Elde ettiğim sonuçları sizinle de paylaşırım...

Sevgiler

25 Mart 2014

KARNABAHAR NAZİK....




Yapımı kolay, yemesi kolay bir yemek...

Kilo milo da aldırmaz.

Diyet süresince severek yedim...

Ali Nazik gibi :) Patlıcansızı ama... Çocuklar da severek yer...

:)

Malzemeler:

500 gr karnabahar
250 gr kıyma
1 adet kuru soğan
1 kase yoğurt
3 diş sarımsak
tuz, karabiber, pul biber
3 yemek kaşığı zeytinyağı

Yapılışı:

Karnabaharları yıkayıp, buharda yumuşayana kadar haşlayınız. O sırada bir tavada ince kıyılmış soğan  ile kıymayı kavurunuz. Tuz, karabiber ve pul biber serpip altını söndürünüz.

Yumuşayan karnabaharları ezin. Sarımsakları tuz ile havanda döverek yoğurda karıştırın. Yoğurtlu karışımla karnabaharları harmanlayın. Servis tabağının altına yoğurtlu - karnabaharlı ezmeyi koyun. Üzerine de kavrulmuş kıymayı koyun ve karnabahar naziğinizi afiyetle yiyin...

20 Mart 2014

FIRIN POŞEDİNDE SEBZELİ TAVUK


Merhaba sevgili dostlar;

Hepimiz mutfakta harikalar yaratmak, onlarca misafir ağırlamak, bilmem kaç çeşitlik, sütlüsünden, etlisine, tatlısından, tuzlusuna eksiksiz sofralar kurmak istiyoruz. Aynı zamanda da yaptıklarımızı çabucak halletmek, pratik menüler tercih etmek, ekonomik ve iktisatlı mutfak harcamaları yapmak, lezzetli, farklı ve ilk deneyen biz olmak istiyoruz...

Vallahi son günlerde havadan sudan mı, ilerleyen yaşlardan mı, memleket derdinden mi bilinmez mutfak işlerini epey bir boşladım. Kolay ve besleyici olsun tamam... Kafamda gün içinde yapmak istediğim bir sürü iş var. Zaman yetmiyor... Nerede daha düne kadar o cevizli sucukları yapan ben :))

Dün akşam da eşimin aldığı köy tavuğunu, en basit şekliyle fırın pişirme poşedine bir kaç baharatla atıverdim. Yanına da biraz patates ve havuç... Miss

Malzemeler:

Orta boy tavuk
2 adet patates
2 adet havuç
1 kahve fincanı zeytinyağı
1/2 limon suyu
dilediğiniz baharatlar

Yapılışı:

Tavuğu güzelce yıkayın. Bir kasede zeytinyağı, limon suyu ve baharatları güzelce karıştırın. Tavuğu bu sosa güzelce bulayın. Sebzeleri irice doğrayın. Bir fırın pişirme poşedine soslanmış tavuk ve sebzeleri koyun. 200 derecelik fırında kızarana ve etleri yumuşayana kadar pişirin.

Afiyet olsun efem...

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...