26 Eylül 2014

TAHİNLİ KELEBEK ÇÖREK


Merhaba sevgili dostlar;

Sonbaharın serinliği insanı he rehavete sürüklüyor, hem de mutfakta daha faza oyalanmamız için ilham veriyor. 

Sonbahar gelince mutfak alışverişimin demirbaşları birden değişiyor. Listemin değişmezlerinden biri de "tahin". Kendine has kokusu ve kıvamını severim. Kaşık kaşık yerim de :)) 

Eh koca kavanoz kaşıklamayla bitmeyeceğine göre değerlendirmek için farklı ve tüm ev halkının seveceği alternatifleri aramak gerekiyor.

Tarif sevgili bloger dostum Tümay'dan.

Şimdi sizi harika kokusu mutfağınızı saracak güzel ve leziz çöreklerin tarifiyle baş başa bırakıyorum.

Malzemeler:

1 su bardağı ılıkça süt
1 kahve fincanı toz şeker
1 yemek kaşığı kuru maya
2 adet yumurta
1/2 su bardağı tereyağı
3 su bardağı un
1 fiske tuz

İç harç malzemesi:

1 çay bardağı tahin
1 çay bardağı süt kreması ( ben biriktirdiğim kaymağı kullandım)
1 çay bardağı toz şeker
1 çay bardağı irice dövülmüş ceviz

Yapılışı:

Bir kaseye süt, maya ve toz şekeri koyup 10 dakika bekliyoruz. Başka bir kaba elenmiş un, beklemiş mayalı karışım, tereyağı, yumurta  ve tuzu ekleyerek yoğuruyoruz. Hamurun kıvamı ele yapışmayacak şekilde olmalı, duruma göre un ilave edebilirsiniz. Hamuru iyice özlü yoğurduktan sonra üzerine nemli bir bez örterek, oda ısısında 1 saat mayalanmaya bırakın.

İç harç için tüm malzemeleri bir kapta güzelce karıştırın. 

Hamurun mayalanma süresi bitip iki katına çıkınca, küçük mandalina boyutunda toplar kopararak, pasta tabağı boyutlarında merdane ile açın. İç harçtan 1 yemek kaşığı alıp, güzelce yayın. Hamuru rulo şeklinde sarıp, uçlarını kıvırıp ters çevirin. Uçları ortada boşluk kalacak şekilde karşılıklı kesin. Kesilen katları dışa doğru kıvırın.

Yağlı kağıt serdiğiniz bir fırın tepsisinde önceden 180 dereceye ısıttığınız fırında 30 dk kadar pişirin. ( Har yanı hafif kızaracak)

Afiyet olsun...


18 Eylül 2014

KIŞ HAZIRLIKLARI...



Merhaba sevgili dostlar;

Kış hazırlıklarının hız kazandığı şu günlerde size rehber olması açısından arşivimdeki tüm tarifleri derledim...

Umarım işinize yarar...

Selamlar sevgiler...

12 Eylül 2014

BİR CAILLOU KLASİĞİ.... KÖFTELİ SPAGETTİ

Merhaba can dostlar;

Samimi olarak söylemeliyim ki sizleri çok özledim...

Tatil bitti, kış hazırlıkları yapıldı, eee okullar da açılıyor... Şimdi işime, kendime, hobilerime ve pek tabii sizlere zaman ayırma vakti geldi kabul buyurursanız. 

Bu sene, Allah izin verirse yapmayı planladığım pek çok şey var. 

Sırası geldikçe paylaşırım sizlerle canım dostlarım...

Bizim evde pek televizyon izleme alışkanlığı yok. Eşim ve ben koskoca tatil boyunca evimizde geçirdiğimiz zamanlarda neredeyse hiç tv izlemedik. Oğlum da şimdilerde yeni yeni çizgi filmlere ilgi duysa da belirli bir süreden sonra sıkılıp kapatıyor. Biz bir kısıt koymadan o kendi sınırını çizdi yani. Gerçi kuzenleri ve babaannesinde vakit geçirdiği zaman anladığım kadarıyla televizyon dünyasının o büyüsüne biraz kapılmış. Ben üzerinde durmadım pek. Çünkü kendiliğinden bu eğitimi aldı. Normal düzenimize dönünce, okul açılınca zaten tv. başında geçireceği süre sınırlı olacak.

Her neyse. Geçtiğimiz günlerde şu çizgi filmdeki kel kafalı Amerikalı oğlanı izlemiş. Hani çok kibar olan, nenesine, dedesine boyuna teşekkür eden :)) Caillou işte canım...

Köfteli spagetti yiyorlarmış da bizim paşanın da canı istemiş...

Amaan ondan kolay ne var dedim. Bir yandan da Allah'a Çin çizgi filmlerini izleyip de portakallı pekin ördeği istemediğine şükrettim :))



Yapımı çok kolay. 

Köftesi için

Malzemeler:

500 gr kıyma
1 adet kurusoğan
tuz, karabiber,kimyon,kekik

Spagetti için

1 paket yassı spagetti
3 domates rendesi
4 adet sarımsak
zeytinyağı
kekik, tuz, karabiber,fesleğen

Yapılışı:

Kıymayı ve incecik doğranmış soğanı baharatlarla beraber yoğuruyoruz. Karışımı yarım saat buzdolabında dinlenmeye bırakıyoruz. Bu arada bir tencerede bol su kaynatıyoruz ve yassı spagettileri haşlıyoruz. Küçük mandalina boyutunda yuvarladığımız köfteleri az zeytinyağında önlü arkalı çevirerek kızartıyoruz. Haşlanan makarnaları süzüyoruz.

Bir tencerede 1/2 fincan zeytinyağında doğranmış sarımsakları öldürüyoruz. Rende domates ve baharatları da ekleyerek biraz pişiriyoruz. Spagettileri ekleyerek iyice sosa buluyoruz.

Servis tabağına önce soslu spagettiyi üzerine de top köfteleri koyuyoruz...


Not: Geleneksel kış hazırlıklarım kapsamında kullanmadığım domates çekirdeklerini değerlendirdim...

Afiyet olsun...

28 Ağustos 2014

TATİL ANILARI 2014 / 7 DİDİM ve SON

Tatil bitti ancak anılarını yazmak bitmedi bir türlü :)

Evet son posta başladık nihayet. Diğer hikayeleri buradan okuyabilirsiniz...

Bir sabah yine erkenden yolda bulduk kendimizi. Tatilin son durağı Didim'e yolculuk. Daha önce eşimin de benim de uğramadığımız bir yer. Marmaris'den çıkıp yayıla yayıla vardık Didim'e...

Didim bildiğin koskocaman bir şehir olmuş. Kuşadasına benzettim ben şehir merkezini. Kocaman otel, pansiyon, apartlar var yol boyu. Tüm yollar Roma'ya çıkar misali hepsi caddeye ve o da sahil kenarındaki yola açılıyor. Sahil boyu devam eden cadde üzerinde envayi çeşit yeme içme mekanları, dondurmacılar, hediyelik eşya satıcıları, mayocular var. Çok garip geldi bana bir de belki on metrede bir "Türkü Evi"... Yabancı turist haydi ayıp olmasın yok demiyeyim de yüzde bir ancak.:) Tahminimce ziyaretçi profilinin büyük çoğunluğu doğu ve güneydoğulu emekli öğretmen-memurlar. Tek başına takılan genç sayısı az, herkes ailesiyle gelmiş.

Kaldığımız yerden deniz olduğu gibi görünüyor ve balkonundan esen rüzgar içimizi ferahlatıyordu. İlk gün biraz etrafı keşfe çıktık ve odamıza dönüp dinlendik.

Akşam yemeğinden sonra sabah gözüyle gördüğüm sahil boyunu bir de gece gezdik. Fiyatlar hem konaklama hem de yeme-içme adına epey uygun. Kalabalık çok ama... Dediğim gibi fiyat, hizmet kalitesi tamamen Türk ziyaretçiler düşünülerek hesaplanmış. Ben dondurma yemedim ama oğluma numaracı Maraş dondurmacıları çok ilginç geldi ve o yedi. Haa söylemeyi unuttum metrekareye beş tane Maraş dondurmacısı düşüyor :))




Akşam olunca kumsaldaki tüm şezlong ve şemsiyeler kaldırılıyor ve geniş sahil tamamen boş kalıyor. Bu hoşuma gitti. Tüm çocuklar da kumlarde koşturuyor gece boyu. Havaya fırlatılan ışıklı oyuncaklarla oynuyordu çocuklar. Biz de üç lira verip bir tane de oğlumuza aldık. Babasıyla beraber oynadılar zevkle

Ertesi gün vaktimizin büyük bir kısmını plajda geçirdik. Plaj hem enine hem boyuna geniş. Halk plajı, giriş ücretsiz. Ancak bu kadar kalabalığa rağmen gördüğüm temiz kumsallardan diyebilirim. Deniz sığ, çocuklara uygun. Bana çok tat vermedi ama nedense denizi...

Kaldığımız yerin güzel bir avlusu vardı. Akşam yemeğinden sonra biz eşimle "çiğdem çitleyip" tatilimizi değerlendirirken oğlum da kendine bir kaç arkadaş edinip onlarla oynadı. Duvar diplerine yuva yapmış kırlangıçları ve yuvalarını inceledi.

Ertesi sabah Didim harabelerini ve Kutsal yol üzerinde yer alan diğer antik kalıntıları gezdik.

Fotoğraflarımız aşağıda...







Ve tatil bitti...

Kürkçü dükkanı misali Çandarlıya döndük.... Oradan da evimize, İstanbul'a... Şimdi kocaman bir sonbahar ve kış var önümüzde...


Hoşkalın, hoşçakalın...


18 Ağustos 2014

TATİL ANILARI 2014/ 6 MARMARİS

Selam sevgili dostlar;

Gezi anılarımı anlatmaya devam ediyorum hele bir kulak verin bana. Hikayenin başı burada.

Patara içim sızlayarak ayrıldım senden. Ben bu köyü cidden çok sevdim :)

Yine bir sabah güzel bir kahvaltı sonrası düştük yollara. İstikamet Marmaris...




Antalya il sınırından çıkıp tekrar Muğla il sınırına girdik ve yeşil ağaçlar tüm sevimliliğiyle sağlı sollu bizi selamladılar yol boyu. Marmaris'de gezilecek yer çok olduğu için, bizim de kalan vaktimiz sınırlı olduğu için yolda pek oyalanmadık bu sefer. 

Konakladığımız yer Marmaris Armutalan' daydı. Gece eğlencelerinin ve turistlerin çok olduğu bir yer. Pataradaki ıssız ve sakinlikten sonra oy Kezban'ım köyden indim şehre olduk resmen :)

Otomobilimizin sıcaklık göstergesi 42 dereceyi gösterirken biz kalacağımız yere vardık. Yine yabancı turistlerin doldurduğu bu sefer çok kalabalık bir tesis bizi karşıladı. Odamıza kabaca yerleşip, elimizi yüzümüzü yıkayıp yeniden arabamıza döndük. 

Herkeslerin diline düşmüş Selimiye'yi bir yakından görerek Marmaris gezimize başlayalım istedik. 



Yine geze geze, gördüğümüz her mavilikte, her yeşillikte hayran hayran etrafa bakına bakına vardık Selimiye köyüne.

Açıkçası ben çok büyük hayal kırıklığına uğradım. Mavi, yeşil harika ancak doğallık, sadelik adına pek bir şey kalmamış. Belki bundan bir on sene evvel rüya gibi bir küçük balıkçı köyüydü kim bilir. Şimdilerde sayıca az olsalar bile evlerin, pansiyonların, butik otellerin kıyı boyu sevimsizce sıralandığı, şirin köy havasından çıkmış bir yer. Arabadan inmek bile istemedi canım doğrusu. 




Tam köyün çıkışındaki eski bir taş evin önündeki duvara oturup temiz hava kokladık. Bu sırada oğlum da bir aslan heykelini gıdıkladı gönlünce :)




Tıngır mıngır Marmaris yoluna çıktık. Tepeden Marmaris'in o beton beyazı dokusu göründü bile işte...



Öğleden sonra tekrar Armutalan'a döndük. Biraz da konakladığımız yerin civarında turlayıp dinlenmek için odamıza çekildik. Zira bizi ertesi gün güzel bir gezi bekliyordu :)

Sabah dipdiri uyanıyorum Muğla'da... Havası çok hafif. Siz zahmet etmeseniz bile burnunuza kendiliğinden doluveriyor sanki :) Erkenden uyandık, kahvaltımızı yapıp günümüze başladık. Niyetimiz sırasıyla Amazon ve Bördübet koylarını görmekti. 

08 Ağustos 2014

TATİL ANILARI 2014 /5 PATARA

Selamlar sevgili dostlar;

Gök yarılmışçasına yağan yağmuru izlediğim balkonumda sonbaharı ne kadar da özlediğimi fark ettim bir an. Sonra yaptığımız güzel tatilin anıları gözümde canlandı ve yaz hiç bitmese daha iyi diye düşündüm :) Şu yağmurlu ıslak günlerde içinizi ısıtan tatil yörelerini anlatsam fena olmaz değil mi?

Denizli gezimizi bitirmiştik en son. Serinin diğer parçalarını ve geçtiğimiz yılların hikayelerini okumak isterseniz buyurun buraya...

Pamukkale manzarasına karşı son kahvaltımızı yaptık. Eşyaları arabaya yükledik. Bir sonraki durağımız için yola çıkmadan otelin yanındaki hediyelik eşyadan tutun da mayoya kadar her şeyi satan büfeden oğlumun çok istediği dev horoz magnetini aldık. 

Sonraki durağımız Patara... Güneye doğru bir inişe geçtik anlayacağınız. Deniz, kum, güneş hani :)

Eşim yine haritadan bakıp, köylerin içinden geçen en sapa dağ yollarına vurdu :) Önce Acıpayam ilçesinden geçtik. Ne kadar şirin bayındır bir yer. Oğlum arabanın sarsıntısından uyuyunca biraz mola verip ovaları seyrettik eşimle el ele. Yaaa ben bu adamı da,memleketimi de ne kadar çok seviyorum. Allah'ım şükürler olsun sana dedim bol bol yeşil bağlara bakıp bakıp... Üzüme bakıp da sarhoş oldum sandım bir an, içmeden, tertemiz, günahsız :P




Acıpayam'dan itibaren çok fazla kuruyemiş işleme tesisleri ve irili ufaklı kuruyemiş firmalarını görebilirsiniz. Acıpayam Egece bilmeyenler için söyleyeyim AcıBadem demektir :) Demek ki badem üretimi dışında başka çerezler de var bu bölgede.

Vallahi bir ara içim geçmiş afedersiniz. Gözümü bir açtım Fethiye'ye varmışız. Geçen sene Fethiye'de keşfedilecek yerleri keşfetmiş ve eşimle bu ilçeyi ileride yerleşilecek yerler listemizde ilk sıralara yazmıştık. Yine büyük bir sevgiyle seyrettim aşina olduğum yolları. Patara Muğla il sınırından çıkıp Antalya il sınırına girince hemen karşınıza çıkıveren antik bir köy. Köyün adı "Gelemiş Köyü" Antalya il sınırına girer girmez göz alabildiğine belki binlerce desem yalan olmaz seralar çıkıyor karşınıza. Bence çok çirkin bir görüntü. Üstelik mevsim nedeniyle çoğu kullanım dışı ve neredeyse harabe halde. Yol tepeye doğru kıvrılarak çıkınca yukarıdan bembeyaz bir naylon tarlası gibi görünüyor.

Öyle böyle derken Patara antik köyüne ulaştık. Adı üstünde minik ve sevimli bir köy burası. Evlerin çoğu pansiyon haline getirilmiş. Bunun dışında bir kaç otel de var. Köyün yerli halkının evleri ise dağınık ve iç kesimlerde. Ancak köy tamamen yabancı turistlere hizmet veriyor. Fiyatlar da makul sayılabilir. 

Seçtiğimiz pansiyon çok geniş bir alan üzerine kurulmuş. Çok kapsamlı yapılmış, ancak şu an Patara'nın eski turistik canlılığı kalmadığından olsa gerek atıl durumda. Bahçesindeki çeşitli meyve ağaçları altında tavuklar koşuşup duruyordu. Odamızı balayı odası misali, görevlilerce begonvillerle süslenmiş bulduk. Eşyalarımızı bembeyaz, sabun kokulu çarşafları olan odamıza bırakıp Patara'yı keşfe çıktık. 

Patara plajı antik ören yerinin içinde yer aldığı için giriş ücretli. Müze Kart ya da Maksimum kart ile ücretsiz girebiliyorsunuz. Denize girme işini ertesi güne bırakıp plaja şöyle bir bakmaya gittik. Yalnız öyle garip ki ziyaretçilerden ücret alınıyor ama bölgede keçiler,koyunlar otluyor, köylüler geziyor ve sera çadırları var :) Giriş kime yasak kime serbest anlamadım ben?

İster denize girebilir, aynı zamanda antik kalıntıları gezebilirsiniz. 






Plajı ve antik kenti şöyle bir gezdik ve ertesi gün tüm günü plajda geçirmeye karar verdik. Sonra Kaş'a doğru yollandık.

Kaş kalabalık bir yer. Tepeden bakınca oldukça hoş görünüyor; ancak şehir havasında. Ev, insan, araba çok :) Benim tatil anlayışıma çok uyan bir yer değil. Fotoğraflarını çektim sizin için. 




Akşam inerken köyün içinde şirin bir pidecide bir şeyler yedik. 

Begonvillerle süslü balkonumuzdan otelin bahçesini, otlayan koyunları, limon ağaçlarını, dallardaki narları, yavaş yavaş gücünü kaybeden güneş ışıklarını seyrettim. O sırada pansiyonun hemen dibindeki köy camisinden etkileyici bir ezan sesi duyuldu. Bu Ege'deki hocalar o kadar munis bir sesle, güzel ezan okuyorlar ki etkilenmemek imkansız. Hele de esen hafif melteme karışan güzel kokularla beraber her gönlün tellerini titretir eminim. Ayrıca bu camii gördüğüm en şirin köy camilerindendi. 





O kadar büyüleyici geldi ki her şey ailece bir gece gezmesi yapalım dedik. Gelemiş köyü gece de bir başka güzel...









Biz dolaşırken elektrikler de kesiliverdi ve köy iyice karanlıklara gömüldü. Ortam daha da romantik ve şahane oluverdi :))

Ertesi gün vaktimizin çoğunu Patara sahilinde geçirdik. Sahil aynı zamanda Caretta carettaların yumurtlama alanı. Dalgalı, tertemiz bir denizi var.




Patara bence kafa dinlemek, bir karar almak, kitap yazmak, kitap okumak, aşık olmak, aşk tazelemek, imana gelmek, doğayı sevmek, kötü hislerden arınmak, sevmek, sevilmek, doymak, denize girmek için ideal bir yer...

Haydi bakalım kalın sağlıcakla... İçiniz ısınsın...

Devamı sonraya...

Selamlar

03 Ağustos 2014

TATİL ANILARI 2014 / 4 PAMUKKALE / BULDAN

Merhaba çocuklar;

Kaldığımız yerden çok da ara vermeden devam edelim isterseniz. Tatil anılarıma ait önceki yazıları merak ederseniz buyurun buraya.

Pamukkale travertenlerine yaklaşık 30 metre uzaklıkta bir tesiste konakladık. Tesis çok kapsamlı inşa edilmiş. Türk hamamı, sauna, yüzme havuzu vs mevcut. Ancak bakımsızlıktan çok eskimiş biz de kullanmayı tercih etmedik. Ayrıca hizmet anlayışları da vasat. Zira bu tesis Ege turu yapan tur firmalarının bir gece konakladığı bir otel. Yani akşam üzeri otele belki 100 den fazla turist geliyor, sabah erken saatlerde de otelden ayrılıyorlar. Sanki koskoca tesis bize aitti tatil süresince :) Ziyaretçilerin yüzde doksan yedisi yabancı desem abartmış olmam.

Neyse biz bir koşu bavulları odamıza attık, (Artık bu valiz boşalt, valiz topla konusunda da ultra süper bir usta oldum diyebilirim :)) ) kabaca yerleştik ve elimizi uzatsak tutacakmışız gibi duran travertenlere doğru yürümeye başladık.

Ören yerine giriş 25 TL. Müze Kartınız var ise ücretsiz. Ayrıca İş Bankası Maksimum kartınız varsa onu da senede bir ay müze kart gibi kullanabiliyorsunuz ve müze kartın geçerli olduğu yerleri ücretsiz ziyaret edebiliyorsunuz. Biz tatilimiz süresince maksimum kartı kullandık. Bu hayırsız kredi kartının bir hayrını görmüş olduk sonunda :)

Girişte terliklerinizi çıkarıyorsunuz ve tepeye tırmanana kadar hep çıplak ayaklısınız. Yanınızda bir çanta bulundurursanız iyi olur. Yoksa terlik / ayakkabı elinizde taşımak zorundasınız benim cefakar eşim gibi...






Bembeyaz bir kar yığınını andıran travertenler ilk bakışta insana çok kayganmış hissi veriyor ve her an kayacağınızı düşünerek tedirgin oluyorsunuz yürürken. Ancak kireci yüksek suyun özelliği nedeniyle gayet pütürlü ve düşmüyorsunuz merak etmeyin. 3,5 yaşındaki oğlum bile el tutmadan ceylan gibi sekti tepeye kadar. Hatta o kutuplarda olduğunu ve bir kaç penguen gördüğünü de iddia etti bize :))






Yol epey uzun, yanınızda su olsun. Tepeye varınca yorulduğunuzu hissediyorsunuz biraz.











Akşam saatlerinde orada olduğumuz için muhteşem gün batımı renklerini yakaladık. Tavsiyem bu saatlerde ziyaret etmeniz. Hem öğlen güneşinin kavuruculuğu yok, hem de kalabalık azalmış oluyor. Gece 20.00'a kadar geziye açık nasılsa .




Sürekli akan su kimi yerde sıcak, kimi yerde soğuk. Bu ayaklarınıza harika bir masaj gibi geliyor. Bazı havuzlarda suya girenler de vardı. Biz mayolu olmadığımız için suya girmedik. Tüm havuzlarda su zaten en fazla dizinize geliyor.







Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...