12 Aralık 2014

KEFİR NASIL MAYALANIR?






Selamlar sevgili dostlar;

Vallahi hafta sonu mutfağım mandıra gibi çalışıyor desem yalan olmaz. Silivri'den gelen süt önce kaynıyor fokur fokur. Bir kısmı oğlana içmelik diye ayrılıyor. Bir kısmı ile yoğurt mayalıyorum. Bazı haftalar lor yapıyorum. Bir ara peynir de yapıyordum ya bu sene yapmadım.

Şimdilerde her hafta bir litre kadar "kefir" de mayalıyorum kendime kadar. 

Aslında kefirle tanışmam pek hoş olmamıştı. Bundan tam on sene önce bir gıda fuarına katılmıştım çalıştığım firma adına. O fuarda ortaokul yıllarımdan, annemin de öğrencisi olan çok sevdiğim bir ablayla karşılaştım. Şimdi kendisi çok bilinen bir gıda firmasında genel müdür yardımcısıdır. Her neyse, o zamanlar yine çok bilinen bir firmanın üretim müdürüydü, onlar da fuara katılmıştı ve beraber hem sohbet edip, hem de stantları dolaşıyorduk. 

O zamanlar hazır kefir pek bilinmiyor ve market raflarında yeni yeni yer buluyordu. Şimdilerde gayet aşina olduğumuz bir kefir üretici firmanın standına geldiğimizde stant görevlisi yanımdaki ablama "Cildiniz çok sivilceli, bol bol kefir için, çok iyi gelir" deyiverdi pat diye. Firmanın sahibi o sırada ablayı tanıdı ve hürmetle selamlaşınca, epey mahcup oldu hem o abla hem de amirince azarlanan görevli. Ben de onun adına epey utanmıştım... Bir süre ne zaman kefir görsem o olay aklıma geldi ve alıp da tadına bakmadım...

Sonra piyasaya çeşit çeşit kefir çıktı. Aromalıları falan. Oğluma hamileyken bir tane aldım böğürtlenlimiydi ne, hiç hoşuma gitmedi. Almadım da içmedim de bir daha...

Dikkat ediyor musunuz bilmem ama kıyafetler, ayakkabılar gibi, yiyecekler, evde bu yiyecekleri yapma furyası var kadınlar arasında, moda akımı gibi :)

Son günlerin gözdesi de evde kefir mayalamak.Bir denemek istedim ben de. Özellikle de son zamanlarda süt içmek bana rahatsızlık verince.

Ancak kefir mayalamak için öncelikle olgunlaşmış kefir tanelerine ihtiyacınız var. Bunu sürekli kefir mayalayanlardan alabilirsiniz. Sonra bundan kendi mayanızı üretebilirsiniz. Çevremde olmadığı için ben başka alternatifler ararken Gıda Mühendisi, arkadaşım, Makarnacı Tuğbanın ürünleri arasında aşağıdaki hazır mayayı gördüm. 




Satın aldım ve haftalardır kendi kefirimi mayalıyorum. Bayıla bayıla da içiyorum. Kefirsiz geçen günlerime de aklıma geldikçe oturup ağlıyorum :P

Uygulama çok basit aslında. Önce mayayı aktif hale getirmek gerek. Ilık süt içinde yaklaşık on saat oda ısısında bekletmek kafi. Daha sonra cam bir kavanoz içine bir litre ılık süt ve aktif maya ekleniyor. Oda ısısında kabaca yirmi saat mayalanmaya bırakılıyor. 4-5 saatte bir karıştırmak gerek.


Süre sonunda zaten o kefirin kokusu ve kıvamını hissediyorsunuz. Kavanozdaki kefiri plastik bir süzgeçten bir sürahiye süzün. Kavanozu bir gece buzdolabında dinlendirin ve soğuk tüketin kefiri.



Süzgecin üzerinde minik karnabahar tanelerine benzer tanecikleri göreceksiniz. Her mayalama sonunda tanecikler hem sayıca artacak, hem de irilik olarak büyüyecek.


 Süzgeçte toplanan kefir taneciklerini bir sonraki mayalama için bir minik cam kaba alın. Üzerine yarım çay bardağı yeni mayalanan kefirden ve yarım çay bardağı ılık süt koyarak buzdolabında saklayın. Mayayı bu şekilde bir hafta saklayabilirsiniz.



Afiyet, şifa olsun...

Selamlar

09 Aralık 2014

Silverline ve Yağız İzgül ile “Hikayesi Tadında Yemekler”

Bugüne kadar teknolojik, fonksiyonel, şık ve çevreci ürünler ile mutfaklarımıza ulaşan Silverline, şimdi de “Hikayesi Tadında Yemekler" ile yine bizlerle.


Bir boomads advertorial içeriğidir.

25 Kasım 2014

MOBİLYALARDAKİ SICAK LEKELERİNE PRATİK ÇÖZÜM


Merhaba sevgili dostlar;

Ev eşyası dediğin insana hizmet etmeli, insandan hizmet beklememeli...

5 yıl bitti evleneli...

Mütevazı, şirin bir evim var. Eşimle evimizi kurup eşya alırken gayet makul seçimler yaptık, abartmadık.

Ekonomik, birden çok amaca hizmet edecek, temizliği bakımı kolay, çoluk çocuğa da karışınca bize problem çıkarmayacak şeyleri tercih ettik.

Gel gelelim ki kullanmaya başladıkça "eğer bir daha ev düzersem şunu şunu almam..." diye listeler hazırladım.

Daha az ve daha öz eşya olacak prensibim.

Aslında hiç halım olmasın, kilim sereyim; perdelerim basmadan olsun, kendim dikeyim, süs, püs eşyası olmasın, mobilyalarımı eşim kendi tezgahında yapsın isterim...

İşte gelelim konu başlığımızın yaşandığı güne.

Günlerden bir gün annemiz elinde çok da sıcak olmayan, ılınmış bir demlik ile salona gelir. Evin küçük oğlu anne kakam var diye feryadı basınca, nihale mihale bulmaya fırsatı kalmadan nasılsa ılık diye demliği mobilyaya bırakıverir annemiz. Olan her şey bu beş dakikada vuku bulur.

Tuvalet faslından sonra salona gelen kahramanımız mobilya üzerinde bu bembeyaz lekeleri görür...

İşte aynen böyle oldu olay. Bu beyaz leke nasıl yok olur diye epey araştırdım. Leke üzerine kolonya döküp yakarak çıkıyormuş ama bana çok güvenilir gelmedi.

Ben de önce lekenin fiziksel olarak neden oluştuğunu araştırdım. Ağaç mobilyalarda, odunsu doku rendelenip sonra vernikleniyormuş. Yüksek ısılar sonunda bu verniğin altındaki odunsu dokuda nemlenme ve şişme olup, neticesinde vernikli yüzey odunsu yüzeyden ayrılıyormuş. Bu da beyaz bir görüntü veriyormuş.

Dokularda şişme yapan suyu bir şekilde buharlaştırırsam ayrılma kaybolur ve leke de silinir diye bir mantık yürüttüm. Kolonya döküp yakma da suyu buharlaştırıyordu zaar.

Daha tehlikesiz ve pratik bir çözüm olarak saç kurutma makinesi ile lekeyi ısıttım. Yaklaşık 15 dakika tuttum, beş dakika ara verdim. Aynı şekilde üç uygulama yaptım. Şekilde görebilirsiniz.

Olayın üzerinden haftalar geçti ve leke şu an tamamen kayboldu. Aynı uygulamayı kolonya vs dökülünce de yapabilirsiniz, etkili oluyor...


Aklınızda bulunsun...

18 Kasım 2014

DENİZ ESİNTİLERİ...TARATOR SOS, KALAMAR TAVA ve SOSLU SARIKANAT



Selamlar sevgili seyirciler :)

Büyük şehirde yaşayıp da doğal, sağlıklı ve katkısız ve ekonomik beslenmek neredeyse Mandrake sihirleri sırrını öğrenmek kadar imkansız... 

GDO, katkı maddeleri, boyalar, sentetikler, kimyasallar, kanserojenler, çevreye ve bize toksik maddeler... 

Hepsi bir kaşığın içinde. 

Doğal hayatı desteklemek, tarıma yönelmek, hayvancılığı arttırmak yerine daha çok harap edip, kesip biçip, kılıfına uyduruyoruz pek güzel. 

Verilen zarar ziyan malesef nesiller, nesiller sonrasını bile etkileyecek. İnsan, hayvan, bitki tüm beşeri kapsayacak şekilde...

Gücümüz yettiğince, biz doğru olanı yapalım, söyleyelim, yazalım... Yanlışı yapanlar, destekleyenler ve kötülerin de cezasız kalmayacağını; Allah'ın, sistemin, doğanın (artık her kim neye inanıyorsa) adil ve iyi bir intikam alıcı olduğunu unutmayalım. 

Ben her gün asıl sahibi yaradan olan ama bizim korumamıza, himayemize, kullanımımıza sunulmuş; su, hava, toprak, börtü, böcek, ağaç, ot için dua ediyorum, şükrediyorum ve onları kendi elim kolum, gözümmüşçesine çok seviyorum. Kıymetini bilip evlatlarıma da öyle öğütlüyorum...


Şimdi gelelim sevindirici bir habere...

Bu sene balık bol vesselam...

Ben de çeşit çeşit tazecik ve ekonomik alıp pişiriyorum sık sık. Severek de yeniyor evimizde. Şimdi size eşimin deniz ürünleri spesyallerinin tariflerini yazayım sırasıyla...

Eşim iyi bir balıkçıdır da bu arada. Geçen hafta elimiz boş döndük ama ziyanı yok :))



İlk tarif balık ve diğer deniz ürünlerine en çok yakışan TARATOR SOS





Malzemeler:

5 yemek kaşığı galeta unu
4-5 diş sarımsak
3-4 adet ceviz
1 su bardağı yoğurt
1 çay kaşığı limon suyu
1 yemek kaşığı zeytinyağı
1 tatlı kaşığı sirke


Yapılışı:

Tüm malzemeleri rondodan geçirin, kıvamı için galeta unu  ya da yoğurt suyu kullanın. İsteğe göre pul biber de ekleyebilirsiniz.

İkinci tarif ise KALAMAR TAVA




Malzemeler:

250 gram taze ya da donuk kalamar. (Donuk ise çözünmesini bekleyin.)
1 yemek kaşığı toz şeker
1 yemek kaşığı karbonat
1 limon suyu

zeytinyağı, un, tuz

Yapılışı:

Şeker, karbonat ve limon suyunu çukur bir ksede karıştırın. Kalamarları bu karışıma iyice bulayarak 4-5 saat buzdolabında dinlendirin. Suyunu iyice süzgeçten süzdürerek kızdırılmış yağda un-tuz karışımına bulayarak kızartın. Tarator sos ile servis edebilirsiniz.

Son tarif ise son günlerde eşimin özel tarifi ve bizim mutfağın da gözdesi. SOSLU (AJVAR) SARIKANAT 





Malzemeler:

1 kg temizlenmiş sarıkanat ( çinekopun ağabeyi )(isterseniz başka balık da olabilir)
1 su bardağı mısır unu
zeytinyağı

5-6 diş sarımsak
1 su bardağı ajvar sos (közlenmiş patlıcan, kırmızı biber, domates içeriyor)
1 çay bardağı zeytinyağı

Yapılışı:

Temizlenip yıkanmış balıkların suyunu iyice süzdürün. Yğğ kızarken balıkları teker teker mısır ununa bulayın. Bir yandan da iri doğranmış sarımsakları zeytinyağında kokusu çıkana kadar kavurun sonra ajvar sosu ekleyerek pişirin.

Balıklar kızarınca tavadaki yağı azaltın, pişen ajvar sosu kızartma tavasına alın, balıkları da ekleyerek birbirine tadının geçmesini bekleyin... Servis tabağına alın...

Afiyet olsun....

25 Ekim 2014

BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN....

Yaklaşık 90 yıldır Avrupalı muhasır medeniyet seviyesine ulaşmaya çabalıyoruz. Gerçi o konuyu da külliyen yanlış anladığımız aşikar...

Doksan yılda ne kadar "çağdaşlaştık", "Avrupa'lı" olduk,geliştik onu bilmem de son beş altı yıldır pek de güzel Ortadoğulu oluverdik. Mayamız benziyormuş zaar.

Ne zaman kendimizi bulup kendimiz olacağız, ben onu bekliyorum.

Biz güzeliz kendi kendimize, özel...

Biz gençler;

İstiyoruz ki daha özgür olalım, insana layık bir şekilde yaşayalım, itişmeyelim, kakışmayalım.

Çocuklarımızın, kendimizin sağlığından endişe ederek, her an kandırıldığımızı düşünerek yaşamayalım...

Kendi öz bağrımızda yetişeni yiyelim. En saf, en doğal, en temiz haliyle...

Düşüncelerimiz, yaşam tarzımız, inançlarımız, etnik kökenimiz bizim insanca yaşamamızda, ülkenin maddi manevi kaynaklarından pay almamızda olumlu / olumsuz etkili olmasın. Koskoca ülke gözünüzü seveyim, hepimize yeter...

Bilim yapalım ciddi anlamda, bilim aşkıyla yanıp tutuşan gençleri anlamsız egolarınıza kurban vermeyin.

Sanat anlayışımız yaz düğünlerinde göbek attıran şarkıları beğenmekten az öteye gitsin.

Tek tek insanları sevemesek de "insanlığı" sevelim, hümanist olalım. İkinci karımı da öldürdüm, üçüncüye talibim diye ortalıkta görünmekten ar duyalım, çıkanı da günlerce dilimize pelesenk etmeyelim...

Demokrasi, Allah inancı ve Allah sevgisi çok ulvi değerler. Bunları hiç unutmayalım, neye inanıyorsak hayatımızı bu doğrultuda huzurla yaşayalım; ancak bu ne çok övünülecek ne de utanılacak bir mevzudur, hatırlayalım...

Doğayı sevelim... Suyun iki hidrojeni bir oksijenine bile kurban olmalı beşer. O kadar değerli yani... Hayvan, bitki ve insan... Birinden biri olmazsa Dünya durur... Doğa sevgisinden yoksun, açgözlüleri sevmeyelim... Evet gerekirse üç beş ağacın avukatı olalım....

Bu vesilelerle Cumhuriyet bayramımız şimdiden kutlu olsun...

Bizi biz yapan, insan yapan değerlerimizi kaybetmeyelim....

15 Ekim 2014

İSTANBUL'DA "MUHTAÇ" OLMAK...

Belki beş yıldır toplu taşımayı neredeyse "hiç" kullanmıyorum. 

Lise öğrenciliğim, üniversite, master iş hayatı derken nereden baksan 15 yıl sabah akşam çile doldurdum çiş kokan iett duraklarında bir keşiş misali. 

Şimdilerde senede üç bilemedin beş çok şükür. 

Bugün bir vesileyle mesai saatinde tıkış tıkış bir iett otobüsüne bindik dört yaşındaki oğlumla. 

Bir sosyolog gözüyle çevremi inceledim ve resmen ürktüm bu şehirden ve insanlarından. 

- Otobüslerin kalabalıklığı, rutubet kokan havasızlığı, kavgası aynı. Bir adım ileri gitmemişiz.

- "Beyler arkaya ilerleyelim", "orta kapı kaptan", "ay beni elledin" replikleri aynı.

- Aman biri bana dokunur da oturduğum yerimden olurum diye gözünü mıhlamış gibi yummuş "uyuyan güzeller"

Değişen şeylerse ellerden düşmeyen "akıllı telefon" ve "zikirmatikler" Bir de yitirilmiş insanlık... 


Tamam bizim zamanımızda da insanlıktan nasibini almamışlar çoktu ancak bu kadar değildi vallahi.

Sabah sabah bir kadın havasızlıktan, sıkışıklıktan pat diye bayıldı gözümüzün önünde. Tabii oğlum ve ben ayaktayız bu arada, hadi bana acıyan yok anladık be Müslümanlar da her frende bir ileri bir geri yalpalayan, kafasını tutunma direklerine çarpan oğluma da bir acıyan çıkmadı. Yaklaşık iki saat o da benimle beraber ayakta durdu. 

Neyse kadın bayıldı, yere düştü. Hava alsın diye kapılar açıldı. Otobüs durdu, kadını indirip hemen karşıdaki hastahaneye götürmek için.Yolcuların ikisi üçü kadını ayıltmaya uğraşırken çoğunluk da duran şoföre söylenmeye başladı. Ne duruyorsun kardeşim alt tarafı bayıldı, işimiz gücümüz var. Ayılır birazdan. Bas git, hazır trafik de açıldı... Şaştım kaldım...

Dönüş yolunda Allah'tan mesai bitiş saati değildi de otobüs çok kalabalık değildi. Koltuklar tamamen dolu, üç beş de ayakta duran. İlk duraktan altı yedi durak sonra tahminimce altı aylık hamile bir kadın bindi. Belli ki bebek alışverişi yapmış elleri çanta dolu. Biz yine ayaktayız ya bu sefer yaslandık ana-oğul rahat bir yere. 

Kadıncağıza hiç kimsecikler yer vermedi. Yüzüne bile bakan olmadı. Kimi masusçuktan görmemezliğe geldi, kimi hakikaten öyle dalmış öyle dalmış ki duyarsızlıktan göremedi...

Önce elleri zikirmatikli dudakları duadan kıpır kıpır dört genç bayanın yanında durdu. Göz ucuyla bile bakmadılar, aman göz göze gelmeyelim diye hamile hemcinsleriyle. 

Sonra iki üniversite öğrencisi oğlana baktı hamile kadın, onlar da kendilerini akıllı telefona kaptırmışlar otobüs yansa bihaber. Tiner müptelası gibi... İphone bağımlısı...

Arka sırada sorsan halden anlar, görmüş geçirmiş orta yaşlı kadınlar, daha arkalarda öğrenciler....

İçim sızladı.... Aynı durakta indik yaklaşık bir buçuk saat ayakta gitti. İnerken konuştuk bir kaç cümle. Her gün böyleymiş, işten dönüşü...

Yaa işte böyle beyler bayanlar. Yatın kalkın her gün dua edin. Allah bu şehirde belki de ülkede sizi diğer insanlara muhtaç etmesin... Kalırsınız vallahi...

03 Ekim 2014

FİNCAN / TENCERE KEKİ PASTASI





Merhaba sevgili dostlar;

Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı olur da fincanda pişen kekin hiç olmaz mı? :)

Şimdi sizinle geçenlerde yaptığım, fincanda pişen birer kişilik pastalarımı anlatmak istiyorum. Yapımı gayet basit. Sonuç ise leziz ve sevimli :)) Bir lokmada yutmalık...

Malzemeler:

Kek

2 adet yumurta
2 kahve fincanı toz şeker
2,5  kahve fincanı un
1 tatlı kaşığı kakao
1 çay kaşığı kabartma tozu
1 limonun kabuk rendesi

Çikolatalı sos

2 kahve fincanı süt
1 tatlı kaşığı buğday nişastası
2 tatlı kaşığı kakao
2 tatlı kaşığı toz şeker

Krema

2 çay bardağı süt
1 yemek kaşığı un
1 yemek kaşığı buğday nişastası
1/2 kahve fincanı toz şeker



Yapılışı:

Yumurta ve şekeri kar gibi olana kadar çırpın. Diğer kek malzemelerini de ekleyerek karıştırmaya devam edin. Kullanacağınız kalıbı ( çay fincanı, kase ya da normal kek kalıbı kullanarak fırında da pişirebilirsiniz) hafif yağlayın. Hamuru altı iri çay fincanına pay edin. Fincanları genişçe bir tencereye dizin. Fincanların yarısına gelecek kadar kaynar su koyun. Ocağı orta hararette yakın. Tencerenin ağzını kapatın. Ağzına bir havlu ya da kalın bir bez gerip kapağı öyle kaparsanız daha güzel sonuç alırsınız.

Tenceredeki su kaynayıp tıkırtılar gelmeye başlayınca kısık ateşe alın ve 20 dk. daha pişirin. Süre sonunda ocağı söndürün ancak tencerenin kapağını açmak için 7-8 dk. bekleyin. 

Kek pişerken krema ve çikolatalı sosu hazırlayın. Ilınmaya bırakın. (Krema ve sos pişirilerek hazırlanacak.)

Keklerinizi fincanlardan arkasına vurarak çıkarın ve aralarına kremayı sürün. Üstlerine de çikolatalı sosu dökün.

Dilediğiniz gibi süsleyin...

Afiyet olsun