Önemli Günler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Önemli Günler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Mayıs 2017

AHH ANILAR...




Günaydın, tüm annelerin günü kutlu olsun... 

Fotoğraftaki havlu kenarı oyasını ben örmüştüm. Ortaokuldaydım sanırım. Yaz tatillerinde Menemene aaneanne ve babannemi ziyarete giderdik her sene mutlaka. Yaz akşam üstlerinde, bütün gün kavuran güneş etkisini yitirince, anneannemin bahçesi soğuk soğuk sularla bir güzel yıkanır, asmanın gölgesine eski bir Uşak kilimi serilirdi. Koca bir sürahi koruk suyu, yanına döndürme, bükme artık Allah ne verdiyse... Belki bahçeden koparılmış üzümler, gününe göre karpuz, kavun. Bir de illaki anneannemin elişi çantası. Hem yer içer, hem sohbet eder bir yandan da elindeki işi yapardı. Ben ona çok özenir, güzel güzel elişleri yapabilmeyi hayal ederdim. Sanırım bu hevesim ve tutkumun temeli o yaz ikindilerinde, o asmanın altında saklı...

Bu vesileyle rahmetli, becerikli anneanneme rahmet eder, yaşayan babanneme de sağlıklı uzun seneler için dua ederim. Sizlerin de kutlu olsun anneler günü.

18 Mart 2016

HALİL OĞLU HALİL... 18 MART ANISINA



Senelerden bir sene bir Ege kasabasında üç kuşak Halil isminde bir aile yaşarmış...

Dede Halil, oğul Halil ve torun Halil.

Gün gelmiş düzen bozulmuş, gavur düşman, fakir ama kendi kendine yeten, Anadolu insanının bir tarih yazacağını bilmeden ucu çivili sopasını böğrüne böğrüne batırmış. İşte o günlerde Baba Halil'le oğul Halil Çanakkale'de gövdelerini siper etmeye çağrılmışlar beraberce. Dede Halil zaten çoktaan ölmüş gitmiş.

İkisinin künyesi de Halil Oğlu Halil...

Günlerden kara bir gün, kasabaya bir künye gelmiş. İşitmişler ki Halil oğlu Halil şehit düştü. İki üç sene kasabalı acaba şehit düşen baba Halil mi, oğul Halil mi diye beklemiş durmuş. Zaten kaç erkek kalmış ki. Dişsiz üç beş dede bir kaç kucakta bebe.

Kocadan mı geçsin evlattan mı bilemeyen kadın inşallah ölen kocamdır evladımı bana bağışla diye dua eder dururmuş boyuna. Duasımı yetmedi, çilesi mi bitmedi bilinmez üç beş sene sonra sallanıp gelmiş kocası.

Anlamışlar ki şehit olan Halil torun Halil.

Sığnıdere'de şehit olmuş sabi.

Dedemin dayısı olur Halil...

Uşak Ulubeyli Halil oğlu Halil...

RUHU ŞAD OLSUN...

14 Şubat 2016

HER SEVGİNİN BİR HİKAYESİ VARDIR...




Gelenek edindiğim üzere yine yazıyorum aynı yazıyı...
Bugün evlilik teklifi almamın üzerinden tam 6 yıl geçti.
Yaşıtım bir çok genç kızın yaşadığı gibi 14 Şubat' ta evlilik teklifi aldım ben de :))

Aslında bu altı yıl içinde hayatımda ne kadar çok şey başladı ve bir o kadar şey de bitti...
En başından başlamalıyım belki de anlatmaya...
Genç kızlığın o ilk hülyalı yıllarında bir sürü hayaller peşinde koşardım. Pembenin elli tonu 💕 Bambaşka, daldan dala hayaller. Hepsini anlatmayayım da konumuz ile ilgili olanı seçeyim bari sizin için..
Ömrümü, sevgimi armağan edeceğim, seveceğim ve sevdiğinden bir an bile şüphe etmeyeceğim bir adam çıkacaktı karşıma evvela.
Onunla tanışma hikayemiz türlü türlüydü. İlle de masalsı gerçeküstü ama...
Bir at sırtında karşılaşmalıydım onunla. Dağ bayır gezerken yolunu kaybetmiş bizim yakışıklı da at üstünde. Ben ona kaybettiği yolunu tarif edecektim, o da bana yıllardır sevilmemekten yosun tutmuş kalbimi yıkayacak güneşini verecekti...
Ya da balık avlamaktan dönerken yorgun sandalımı onarmama yardım eden bir balıkçı olacaktı kalbimin sahibi... Dünyanın kahpeliğine inanmış, yaşamın özünü denizlerde, sakin limanlarda bulmuş bir balıkçı... O benim sandalımı onaracaktı, ben de onun aşka inanmayan kalbini...
Bir Zeytindağlı çoban hikayem var ki ona hiç girmeyeyim. Annem bile inanıp ağzımdan "Zeytindağ" çıkmasını yasaklar olmuştu o yıllarda.smile ifade simgesi Yan gözle bile minibüslerine baktırmıyordu billahi. Zeytindağ Bergama'ya bağlı bir minik Ege kasabasıdır. Çandarlı körfezinin tüm güzelliğini tepeden sakince seyreder durur. Taa evlendikten sonra eşimle bir görmeye gittim, gerçekten çobanı var mıdır diye :)) Çobanını bilmem ama 5kg kasap sucuğu aldık geçenlerde 😀
Üniversite, master yılları bitti. İyileşmiş ancak yaşanılan hüzünleri unutmamış, "gerçek" aşkı arayan kalbimle bir başıma kalakaldım...İş hayatına atılınca hayat koşturmacası beni hayallerden uzaklaştırmadı, tam tersine daha da sıkı sarıldım hepsine... Atlıyı da, balıkçıyı da, çobanı da unutmadım...
Sonra ne mi oldu, gittim hiç bir genç kızın tabii ki hayalini kurmadığı gibi, klasik, dümdüz ve hiç bir aşk romanında yazmadığı şekilde çalıştığım şirkette, çalışma arkadaşıma aşık oldum. :))
Onu çok sevdim...
Onda biraz gezgin atlıyı, biraz boş vermiş balıkçıyı, biraz da aşkını dağlarda arayan şy bizim Zeytindağlı çobanı gördüm... Ve benim bile hayal edemediğim yüzlerce güzel şeyi...
Evlendik, el ele, gönül gönüle verdik...
İşte hayallerimde bu yüreği de bileği kadar güçlü delikanlıyı tanıyıp bir yuva kurduktan sonra sıra miniş ve tatlı bir bebeğe geliyordu. Gürbüz, mis kokulu, tatlı bir bebeğimiz olacağını hayal ederdim...
Ancak şimdi dönüp bakıyorum ki bir bebek olduktan sonrasını hiç hayal etmemişim. Bende son sahne mutlu anne, gururlu baba ve kucakta nur topu gibi bir bebek. Hiç devamını kurmamışım o ilk gençlik yıllarımda.Keşke kursaymışım devamını da.
Çocuk sahibi olmak dünyanın en güzel şeyi belki de... Güzelliklerini yaşayan herkes bilir. Ancak şöyle de bir gerçek var ki; çocuk dediğin yüze inen bir Osmanlı tokadı gibi. Şrakk diye şaklayarak adamı hayal dünyasından gerçek aleme bir anda döndürüverir...
smile ifade simgesi
Selametle canlar.....

25 Ekim 2014

BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN....

Yaklaşık 90 yıldır Avrupalı muhasır medeniyet seviyesine ulaşmaya çabalıyoruz. Gerçi o konuyu da külliyen yanlış anladığımız aşikar...

Doksan yılda ne kadar "çağdaşlaştık", "Avrupa'lı" olduk,geliştik onu bilmem de son beş altı yıldır pek de güzel Ortadoğulu oluverdik. Mayamız benziyormuş zaar.

Ne zaman kendimizi bulup kendimiz olacağız, ben onu bekliyorum.

Biz güzeliz kendi kendimize, özel...

Biz gençler;

İstiyoruz ki daha özgür olalım, insana layık bir şekilde yaşayalım, itişmeyelim, kakışmayalım.

Çocuklarımızın, kendimizin sağlığından endişe ederek, her an kandırıldığımızı düşünerek yaşamayalım...

Kendi öz bağrımızda yetişeni yiyelim. En saf, en doğal, en temiz haliyle...

Düşüncelerimiz, yaşam tarzımız, inançlarımız, etnik kökenimiz bizim insanca yaşamamızda, ülkenin maddi manevi kaynaklarından pay almamızda olumlu / olumsuz etkili olmasın. Koskoca ülke gözünüzü seveyim, hepimize yeter...

Bilim yapalım ciddi anlamda, bilim aşkıyla yanıp tutuşan gençleri anlamsız egolarınıza kurban vermeyin.

Sanat anlayışımız yaz düğünlerinde göbek attıran şarkıları beğenmekten az öteye gitsin.

Tek tek insanları sevemesek de "insanlığı" sevelim, hümanist olalım. İkinci karımı da öldürdüm, üçüncüye talibim diye ortalıkta görünmekten ar duyalım, çıkanı da günlerce dilimize pelesenk etmeyelim...

Demokrasi, Allah inancı ve Allah sevgisi çok ulvi değerler. Bunları hiç unutmayalım, neye inanıyorsak hayatımızı bu doğrultuda huzurla yaşayalım; ancak bu ne çok övünülecek ne de utanılacak bir mevzudur, hatırlayalım...

Doğayı sevelim... Suyun iki hidrojeni bir oksijenine bile kurban olmalı beşer. O kadar değerli yani... Hayvan, bitki ve insan... Birinden biri olmazsa Dünya durur... Doğa sevgisinden yoksun, açgözlüleri sevmeyelim... Evet gerekirse üç beş ağacın avukatı olalım....

Bu vesilelerle Cumhuriyet bayramımız şimdiden kutlu olsun...

Bizi biz yapan, insan yapan değerlerimizi kaybetmeyelim....

15 Nisan 2014

KEREVİZ DOLMASI



Merhabalar sevgili dostlar;

Geçtiğimiz hafta sonunda 33. yaşımı devirdim çok şükür. Sağlıkla, sevdiklerimle güzel, mutlu ve huzurlu bir ömrüm olsun isterim. Eşime de güzel hediyesi için ayrıca teşekkür ederim.

Hafta sonu yemek tercihim hafif şeylerden yana oldu. Ne de olsa bir dilim pastayı hak etmiştim ve buna yer açabilmek için kalorisi az ve lezzetli yemekler yapmaya çalıştım.

Hem mevsimi geçmeden şifa olsun diye, hem de sevdiğim bir zeytinyağlı olduğu için "Kereviz Dolması" nı tercih ettim.

Yapılışı gayet kolay.

Malzemeler

Kişi sayısına göre irice kereviz
Bezelye
Havuç
Patates

Yapılışı:
Bezelye, küp doğranmış havuç ve patatesleri (ben bu sefer patates kullanmadım. ancak patates de yakışıyor.) kaynamış suyun içine alın. Biz kerevizleri hazırlarken onlar biraz yumuşasın.

Kerevizlerin yeşil yapraklarını kesin. Dış kabuğunu kazıyın. Enlemesine ikiye bölüp, ortasını biraz oyun. Çıkan içleri daha sonra çorbaya koymak için saklıyorum ben. Limonlu suda bekletin biraz. Genişçe bir tencereye kerevizleri dizin. Ortasına bezelye, havuç ve patates karışımından paylaştırın. İsterseniz kerevizin yeşil yapraklarını da ince kıyıp serpebilirsiniz. Üzerine zeytinyağı ve kerevizleri beklettiğiniz limonlu sudan ilave edip, tuzunu ayarlayın. Ağzı kapalı olarak sebzeler yumuşayana kadar pişirin.


Afiyet olsun.

Diğer kerevizli tarifler için tık


14 Şubat 2014

ADET YERİNİ BULSUN, SONRA BU KONU HAKKINDA YAZMADI DENMESİN...

Bugün evlilik teklifi almamın üzerinden 5 yıl geçti. 

Bir çok genç kızın yaşadığı gibi 14 Şubat' ta evlilik teklifi aldım  :))

 
Aslında bu beş yıl içinde hayatımda o kadar şey başladı ve bir o kadar şey de bitti... 

En başından başlamalıyım belki de anlatmaya... 

Genç kızlığın o ilk hülyalı yıllarında bir sürü hayaller peşinde koşardım. Bambaşka, daldan dala hayaller. Hepsini anlatmayayım da konu ile ilgili olanı seçeyim bari sizin için..

Ömrümü armağan edeceğim, seveceğim ve sevdiğinden bir an bile şüphe etmeyeceğim bir adam çıkacaktı karşıma evvela. Onunla tanışma hikayemiz türlü türlüydü. İlle de masalsı ama... 

Bir at sırtında karşılaşmalıydım onunla, dağ bayır gezerken yolunu kaybetmiş yakışıklı da at üstünde. Ben ona kaybettiği yolunu tarif edecektim, o da bana yıllardır sevilmemekten yosun tutmuş kalbimi yıkayacak güneşini verecekti...

Ya da balık avlamaktan dönerken yorgun sandalımı onarmama yardım eden bir balıkçı... Dünyanın kahpeliğine inanmış, yaşamın özünü denizlerde, sakin limanlarda bulmuş bir balıkçı... O benim sandalımı onaracaktı, ben de onun aşka inanmayan kalbini...

Bir Zeytindağlı çoban hikayem var ki ona hiç girmeyeyim. Annem bile inanıp ağzımdan "Zeytindağ" çıkmasını yasaklar olmuştu :) Zeytindağ Bergama'ya bağlı bir minik Ege kasabasıdır. Çandarlı körfezinin tüm güzelliğini tepeden sakince seyreder durur. Taa evlendikten sonra eşimle bir görmeye gittim, gerçekten çobanı var mıdır diye :)) Elim boş döndüm tabii...

Üniversite, master yılları bitti. İyileşmiş ancak yaşanılan hüzünleri unutmamış, "gerçek" aşkı arayan kalbimle bir başıma kalakaldım...İş hayatına atılınca hayat koşturmacası beni hayallerden uzaklaştırmadı, tam tersine daha da sıkı sarıldım hepsine... Atlıyı da, balıkçıyı da, çobanı da unutmadım...

Sonra ne mi oldu, gittim hiç bir genç kızın tabii ki hayalini kurmadığı gibi, klasik, dümdüz ve hiç bir aşk romanında yazmadığı şekilde çalıştığım şirkette, çalışma arkadaşıma aşık oldum. :))

Onu çok sevdim...

Onda biraz gezgin atlıyı, biraz boş vermiş balıkçıyı, biraz da aşkını dağlarda arayan çobanı gördüm... Ve benim bile hayal edemediğim yüzlerce güzel şeyi... 

Evlendik, el ele, gönül gönüle verdik... 

İşte hayallerimde bu yüreği de bileği kadar güçlü delikanlıyı tanıyıp bir yuva kurduktan sonra sıra miniş ve tatlı bir bebeğe geliyordu. Gürbüz, mis kokulu, tatlı bir bebeğimiz olacağını hayal ederdim...

Ancak şimdi dönüp bakıyorum ki bir bebek olduktan sonrasını hiç hayal etmemişim. Bende son sahne mutlu anne, gururlu baba ve kucakta nur topu gibi bir bebek. Hiç devamını kurmamışım o ilk gençlik yıllarımda.Keşke kursaymışım devamını da.

Çocuk sahibi olmak dünyanın en güzel şeyi belki de... Güzelliklerini yaşayan herkes bilir. Ancak şöyle de bir gerçek var ki; çocuk dediğin yüze inen bir Osmanlı tokadı gibi. Şrakk diye şaklayarak adamı hayal dünyasından gerçek aleme bir anda döndürüverir...

:)


Selametle canlar.....

30 Aralık 2013

GELEN ve GELECEK OLAN TÜM DİĞER YILLARA GELSİN SIRADAKİ ŞARKIMIZ....





Büyüdükçe insanın kurduğu hayaller de şekil değiştiriyor. 

Daha gençken, hayata atılmamışken, annemin dizi dibinde, babamın güçlü, güvenli yuvasında, kardeşlerle kah gülüp, kah eğlenirken ne de çok hayallerim vardı. Başarılı bir üniversite hayatı, güzel bir iş-kariyer. Aşk dolu bir evlilik, pembe tosuncuk bebekler, İzmir'de bir kasabada güneşli, kocaman bahçemde bembeyaz , tertemiz mis kokan çamaşırlarımı rüzgara karşı asmak .... 

Gerçi her yeni gün bambaşka bir hülyanın peşinden gittiğimi de buradan ilan edeyim cesurca. Hatta adım bu kapılıp gitmelerim yüzünden "her şey SENİN başının altından çıkıyor" oluvermişti ailede :)) 

Ne yapayım ben bir hayaletim. Hayal ederim :)) 

Sırayla oldu hepsi, kimi tam istediğim gibi olmasa da "olsun buna da şükür yarabbim" dedirtti; kimini de ben bile bu kadar güzel hayal etmemiştim diye tadından yenmedi... 

Su aksa, yolunu bulsa bile insan yaşadıkça bitmiyor ki hayalleri.  Ancak belli bir olgunluğa ulaşınca insan, hayatındaki temel taşlar da yerine oturunca bir de maddi manevi gençliğe göre daha da güçlenince bu sefer sanırım "kararlar" hayallerin önüne geçiyor. Hesaplar, kitaplar yapılıyor, daha reel istatistik kurallarla hayaller kuruluyor. Ve insan büyüdükçe hayalleri de daha çok maddiyata dayalı oluyor. Alacağım, satacağımlar başlıyor. Oğlan büyüsün de daha büyük bir eve çıkalım, arabayı satıp daha ekonomiğini mi alsak....

Hayııırrrrrrrrr. İstemiyorum...Ben böyle hayallerin adamı değilim ki. Para, pul, altın,salkım... 

Zaten kafadan hızlı dört işlem bile yapamam. Zayıftır aritmatiğim... 

Ben anca ileride bahçesinde domat biber ekip biçeceğim köy evini tasarlayabilirim kafamdan. Ya da kocamla el ele yürüyeceğimiz sahili, arkamızdan torun, torba ne varsa koşarak gelecek bir de.... Belki karı koca küçük bir işte kurarız haa ne dersin? Ekeriz, biçeriz, satıp karnımızı doyururuz. Sağlıklı birer yaşlı olup baş başa sırtımızda birer çanta gidebildiğimiz kadar uzaklara yürüyeceğimizi düşlüyorum bir de.  

İşte ben 2014'ten ve dahi gelecek diğer yıllardan tam da bunu bekliyorum, DAHA ÇOK ve DAHA PEMBE HAYALLER KURMAK. Zamanı gelince gerçek olacağından zerre şüphe duymadan... 

Ve bunları hepimiz için istiyorum, hayalsiz kimse kalmasın diye...

Hepimizin tüm isteklerinin bir bir gerçek olacağı; sağlık, mutluluk ve huzuru her anımızda hissedeceğimiz , sevdiklerimizle beraber olacağımız seneler geliyor olsun  inşallah 2014 ile birlikte. 

Ülkemizde ve dünyamızda açlık, sefalet, savaşlar, haksızlıklar, adaletsizlik ve samimiyetsizlik 2013'de kalsın. Çocuklar çocuk gibi büyüsün. Aç kalmasın, tecavüze uğramasın, anasız babasız kalmasın...

Lütfen Allah'ım 2014 ve sonraki yıllarda ağaçlar daha fazla kesilmesin, hava kirlenmesin,  topraklarımız bereketini yitirmesin, sular bulanmasın. Hayvanlar öldürülmesin...

Yediğimiz, içtiğimiz, ektiğimiz, biçtiğimiz anamızın ak sütü gibi helal ve GDO suz olsun...


Amin

30 Aralık 2012

2013...






Hepimizin tüm isteklerinin bir bir gerçek olacağı; sağlık, mutluluk ve huzuru her

anımızda hissedeceğimiz , sevdiklerimizle beraber olacağımız seneler geliyor olsun 

inşallah 2013 ile birlikte. 

Ülkemizde ve dünyamızda açlık, sefalet, savaşlar, haksızlıklar, adaletsizlik ve 


samimiyetsizlik 2012'de kalsın. Çocuklar çocuk gibi büyüsün. Aç kalmasın, tecavüze 

uğramasın, anasız babasız kalmasın...


Lütfen 2013 ve sonraki yıllarda ağaçlar daha fazla kesilmesin, hava kirlenmesin, 


topraklarımız bereketini yitirmesin, sular bulanmasın. Hayvanlar öldürülmesin...


Yediğimiz, içtiğimiz, ektiğimiz, biçtiğimiz anamızın ak sütü gibi helal ve GDO suz olsun...



Amin

06 Aralık 2012

İŞTE BU BİZİM HİKAYEMİZ....




Bugün benim anneliğimin 2. yılı bitti. 

Aslında bu iki yıl içinde hayatımda o kadar şey başladı ve bir o kadar şey de bitti... 

En başından başlamalıyım belki de anlatmaya... 

Genç kızlığın o ilk hülyalı yıllarında bir sürü hayaller peşinde koşardım. Bambaşka, daldan dala hayaller. Hepsini anlatmayayım da konu ile ilgili olanı seçeyim bari sizin için..

Ömrümü armağan edeceğim, seveceğim ve sevdiğinden bir an bile şüphe etmeyeceğim bir adam çıkacaktı karşıma evvela. Onunla tanışma hikayemiz türlü türlüydü. İlle de masalsı ama... 

Bir at sırtında karşılaşmalıydım onunla, dağ bayır gezerken yolunu kaybetmiş yakışıklı da at üstünde. Ben ona kaybettiği yolunu tarif edecektim, o da bana yıllardır sevilmemekten yosun tutmuş kalbimi yıkayacak güneşini verecekti...

Ya da balık avlamaktan dönerken yorgun sandalımı onarmama yardım eden bir balıkçı... Dünyanın kahpeliğine inanmış, yaşamın özünü denizlerde, sakin limanlarda bulmuş bir balıkçı... O benim sandalımı onaracaktı, ben de onun aşka inanmayan kalbini...

Bir Zeytindağlı çoban hikayem var ki ona hiç girmeyeyim. Annem bile inanıp ağzımdan "Zeytindağ" çıkmasını yasaklar olmuştu :) Zeytindağ Bergama'ya bağlı bir minik Ege kasabasıdır. Çandarlı körfezinin tüm güzelliğini tepeden sakince seyreder durur. Taa evlendikten sonra eşimle bir görmeye gittim, gerçekten çobanı var mıdır diye :)) Elim boş döndüm tabii...

Üniversite, master yılları bitti. İyileşmiş ancak yaşanılan hüzünleri unutmamış, "gerçek" aşkı arayan kalbimle bir başıma kalakaldım...İş hayatına atılınca hayat koşturmacası beni hayallerden uzaklaştırmadı, tam tersine daha da sıkı sarıldım hepsine... Atlıyı da, balıkçıyı da, çobanı da unutmadım...

Sonra ne mi oldu, gittim hiç bir genç kızın tabii ki hayalini kurmadığı gibi, çalıştığım şirkette, çalışma arkadaşıma aşık oldum. :))

Onu çok sevdim...Onda biraz gezgin atlıyı, biraz boşvermiş balıkçıyı, biraz da aşkını dağlarda arayan çobanı gördüm... Ve benim bile hayal edemediğim yüzlerce güzel şeyi... 

Evlendik, el ele, gönül gönüle verdik... 

İşte hayallerimde bu yüreği de bileği kadar güçlü delikanlıyı tanıyıp bir yuva kurduktan sonra sıra miniş ve tatlı bir bebeğe geliyordu. Gürbüz, mis kokulu, tatlı bir bebeğimiz olacağını hayal ederdim...

Ancak şimdi dönüp bakıyorum ki bir bebek olduktan sonrasını hiç hayal etmemişim. Bende son sahne mutlu anne, gururlu baba ve kucakta nur topu gibi bir bebek. Hiç devamını kurmamışım o ilk gençlik yıllarımda.Keşke kursaymışım devamını da.

Çocuk sahibi olmak dünyanın en güzel şeyi belki de... Güzelliklerini yaşayan herkes bilir. Ancak şöyle de bir gerçek var ki; yüze inen bir Osmanlı tokadı gibi. Şrakk diye şaklayarak adamı hayal dünyasından gerçek aleme bir anda döndürüverir...

:)


Selametle.....

22 Ekim 2012

İYİ BAYRAMLAR...






Bayram süresince uzaklardayım.... Özlediğim yerlerde....


Hepinize sakin, huzurlu ve güzelliklerle dolu bir bayram 

dilerim şimdiden....

Bayramınız mübarek olsun...
Tekrar görüşmek üzere....

30 Aralık 2011

BEN BİR HAYALETİM...


Büyüdükçe insanın kurduğu hayaller de şekil değiştiriyor. Daha gençken, hayata atılmamışken, annemin dizi dibinde, babamın güçlü, güvenli yuvasında, kardeşlerle kah gülüp, kah eğlenirken ne de çok hayallerim vardı. 

Başarılı bir üniversite hayatı, güzel bir iş-kariyer. Aşk dolu bir evlilik, pembe tosuncuk bebekler, İzmir'de bir kasabada güneşli, kocaman bahçemde bembeyaz , tertemiz mis kokan çamaşırlarımı rüzgara karşı asmak .... Detayları çooook ama kabaca böyleydi özeti... Gerçi her yeni gün bambaşka bir hülyanın peşinden gittiğimi de buradan ilan edeyim cesurca. Hatta adım bu kapılıp gitmelerim yüzünden "her şey SENİN başının altından çıkıyor" oluvermişti ailede :)) Ne yapayım ben bir hayaletim. Hayal ederim :)) Sırayla oldu hepsi, kimi tam istediğim gibi olmasa da "olsun buna da şükür yarabbim" dedirtti; kimini de ben bile bu kadar güzel hayal etmemiştim diye tadından yenmedi... Ama hepsi su aksa, yolunu bulsa bile insan yaşadıkça bitmiyor ki hayalleri. 

Ancak belli bir olgunluğa ulaşınca insan, hayatındaki temel taşlar da yerine oturunca bir de maddi manevi gençliğe göre daha da güçlenince bu sefer sanırım "kararlar" hayallerin önüne geçiyor. Hesaplar, kitaplar yapılıyor, daha reel istatistik kurallarla hayaller kuruluyor. Ve insan büyüdükçe hayalleri de daha çok maddiyata dayalı oluyor. Alacağım, satacağımlar başlıyor. Oğlan büyüsün de daha büyük bir eve çıkalım, arabayı satıp daha ekonomiğini mi alsak....

Hayııırrrrrrrrr. İstemiyorum...Ben böyle hayallerin adamı değilim ki. Para, pul, altın, salkım... Ben zaten kafadan hızlı dört işlem bile yapamam. Zayıftır aritmatiğim... Ben anca ileride bahçesinde domat biber ekip biçeceğim köy evini tasarlayabilirim kafamdan. Ya da kocamla el ele yürüyeceğimiz sahili, arkamızdan torun, torba ne varsa koşarak gelecek bir de.... Belki karı koca küçük bir işte kurarız haa ne dersin? Ekeriz, biçeriz, satıp karnımızı doyururuz. Sağlıklı birer yaşlı olup baş başa sırtımızda birer çanta gidebildiğimiz kadar uzaklara yürüyeceğimizi düşlüyorum bir de.  

İşte ben 2012'den tam da bunu bekliyorum, daha çok ve daha pembe hayaller kurmak. Zamanı gelince gerçek olacağından zerre şüphe duymadan... 

Hepimiz için istiyorum, hayalsiz kimse kalmasın diye...

HEPİMİZE İYİ YILLAR...

03 Ocak 2010

2010 ...



2006 yılında sizlerle tanıştım bu satırlarda. Yazdım, yazdım, anlattım durdum. Beklediklerim vardı, olanlar olmayanlar. Kayıplarım da oldu, kazançlarım da az değil.

Artık çok sık yazmıyorum; sanırım satırlarda, hayallerde değil ben gerçeklerde yaşıyorum o Mahzun Prenses düşlerimi....

Sonra vakit oldu 2009. Seni tanıdım, seni sevdim.

Ömrümü seninle geçirmeye, artık bitmek tükenmek bilmeyen hayallerimi sana anlatmaya karar verdim.

Ellerin ellerimde olduğu zaman sanki kendimi daha ısınmış hissediyorum. Bu sadece ellerin benim ellerimden çok büyük olduğu için değil bence. Bence yüreğin de büyük senin ve o ikimizi de ısıtıyor.

Ne çıkar ki biz hep birlikte olunca yıl olmuş 2010, 2050...

Beraber nice yıllara, böyle güzel sofralarda yiyip içmeye gözümün bebeği....

21 Temmuz 2009

PRENSES EVLENİYOR...



Sevgili dostlarım,

Mahzun Prenses hayallerinin kasabası olan Çandarlı'da bir kır düğününde evleniyor...
Prensini buldu sonunda...

Yakında yeni maceralarım, düğünüm yeni evimin mutfağı ile huzurlarınızdayım...
Hepinizi kucak dolusu selamlıyorum...

13 Mayıs 2007

YAZ GELİYOR KOMŞULAR




Yaz mevsimini seviyorum, müjdecisi baharı da. Sebzeleri bile hoş. Dün ilk defa annemsiz bir anneler günü geçirdim. O İzmir'de ben İstanbul'da... İstedim ki o buradaymışçasına bir şeyler yapayım. Buzluktaki enginarları çıkardım sonra taze yaprak aldım ve sardım...

Sevgiler...