Annelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Annelik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

14 Şubat 2016

HER SEVGİNİN BİR HİKAYESİ VARDIR...




Gelenek edindiğim üzere yine yazıyorum aynı yazıyı...
Bugün evlilik teklifi almamın üzerinden tam 6 yıl geçti.
Yaşıtım bir çok genç kızın yaşadığı gibi 14 Şubat' ta evlilik teklifi aldım ben de :))

Aslında bu altı yıl içinde hayatımda ne kadar çok şey başladı ve bir o kadar şey de bitti...
En başından başlamalıyım belki de anlatmaya...
Genç kızlığın o ilk hülyalı yıllarında bir sürü hayaller peşinde koşardım. Pembenin elli tonu 💕 Bambaşka, daldan dala hayaller. Hepsini anlatmayayım da konumuz ile ilgili olanı seçeyim bari sizin için..
Ömrümü, sevgimi armağan edeceğim, seveceğim ve sevdiğinden bir an bile şüphe etmeyeceğim bir adam çıkacaktı karşıma evvela.
Onunla tanışma hikayemiz türlü türlüydü. İlle de masalsı gerçeküstü ama...
Bir at sırtında karşılaşmalıydım onunla. Dağ bayır gezerken yolunu kaybetmiş bizim yakışıklı da at üstünde. Ben ona kaybettiği yolunu tarif edecektim, o da bana yıllardır sevilmemekten yosun tutmuş kalbimi yıkayacak güneşini verecekti...
Ya da balık avlamaktan dönerken yorgun sandalımı onarmama yardım eden bir balıkçı olacaktı kalbimin sahibi... Dünyanın kahpeliğine inanmış, yaşamın özünü denizlerde, sakin limanlarda bulmuş bir balıkçı... O benim sandalımı onaracaktı, ben de onun aşka inanmayan kalbini...
Bir Zeytindağlı çoban hikayem var ki ona hiç girmeyeyim. Annem bile inanıp ağzımdan "Zeytindağ" çıkmasını yasaklar olmuştu o yıllarda.smile ifade simgesi Yan gözle bile minibüslerine baktırmıyordu billahi. Zeytindağ Bergama'ya bağlı bir minik Ege kasabasıdır. Çandarlı körfezinin tüm güzelliğini tepeden sakince seyreder durur. Taa evlendikten sonra eşimle bir görmeye gittim, gerçekten çobanı var mıdır diye :)) Çobanını bilmem ama 5kg kasap sucuğu aldık geçenlerde 😀
Üniversite, master yılları bitti. İyileşmiş ancak yaşanılan hüzünleri unutmamış, "gerçek" aşkı arayan kalbimle bir başıma kalakaldım...İş hayatına atılınca hayat koşturmacası beni hayallerden uzaklaştırmadı, tam tersine daha da sıkı sarıldım hepsine... Atlıyı da, balıkçıyı da, çobanı da unutmadım...
Sonra ne mi oldu, gittim hiç bir genç kızın tabii ki hayalini kurmadığı gibi, klasik, dümdüz ve hiç bir aşk romanında yazmadığı şekilde çalıştığım şirkette, çalışma arkadaşıma aşık oldum. :))
Onu çok sevdim...
Onda biraz gezgin atlıyı, biraz boş vermiş balıkçıyı, biraz da aşkını dağlarda arayan şy bizim Zeytindağlı çobanı gördüm... Ve benim bile hayal edemediğim yüzlerce güzel şeyi...
Evlendik, el ele, gönül gönüle verdik...
İşte hayallerimde bu yüreği de bileği kadar güçlü delikanlıyı tanıyıp bir yuva kurduktan sonra sıra miniş ve tatlı bir bebeğe geliyordu. Gürbüz, mis kokulu, tatlı bir bebeğimiz olacağını hayal ederdim...
Ancak şimdi dönüp bakıyorum ki bir bebek olduktan sonrasını hiç hayal etmemişim. Bende son sahne mutlu anne, gururlu baba ve kucakta nur topu gibi bir bebek. Hiç devamını kurmamışım o ilk gençlik yıllarımda.Keşke kursaymışım devamını da.
Çocuk sahibi olmak dünyanın en güzel şeyi belki de... Güzelliklerini yaşayan herkes bilir. Ancak şöyle de bir gerçek var ki; çocuk dediğin yüze inen bir Osmanlı tokadı gibi. Şrakk diye şaklayarak adamı hayal dünyasından gerçek aleme bir anda döndürüverir...
smile ifade simgesi
Selametle canlar.....

27 Nisan 2015

ÇOK EKONOMİK... GÜVEÇTE HİNDİ



Merhaba sevgili arkadaşlar;

Hem ekonomik, hem besleyici, hem sağlıklı, hem pratik, hem de lezzetli yemekler pişirmek; üstelik de bunu her gün yapmak başlı başına bir dert. Tüm kadınların ortak derdi. Şapkadan tavşan çıkarmak  belki bir "tık" daha kolay :)

Tavuklar tavukluktan çıkalı mutfağımıza pek girmez oldu. Beyaz eti özleyince hindi alır olduk.

Güveç tenceresinde hindi kapama ise çok lezzetli, ekonomik, besleyici, pratik, sağlıklı. :)

Malzemeler:

1 adet kuru soğan
4-5 diş sarımsak
2 adet sivri biber
1 adet kırmızı biber
1 çay bardağı ev yapımı domates konservesi
Yarım çay bardağı zeytinyağı

Yapılışı:

Kuru soğanları küp küp doğrayarak zeytinyağında çevirin. Sarımsak, doğranmış yeşil ve kırmızı biberleri de ekleyin. Domatesi de ilave edin. Tuzunu karabiberini dilerseniz kekik ve kimyonunu damak zevkinize göre ayarlayın. Hindi boyun etlerini sebzelerin üzerine dizin. 1 çay bardağı su ekleyerek tencerenin ağzı kapalı olarak kısık ateşte etler yumuşayarak pişene kadar tutun.

Afiyet olsun.

01 Şubat 2015

ANA OĞUL TATİLDEYİZ...KREM ŞANTİLİ KURABİYELER



Merhabalar sevgili dostlar,

Okullar ara tatile girince ana babalar da ister istemez bir tatil havasına giriyor.

Çalışan anneler için pek bir değişiklik yok sanırım. Zaten tüm gün işteler.

Ev hanımı olan evde oturan annelere sormalı asıl cümbüşü :)

Benim gibi evinden çalışan, doğan görünümlü şahin misali, ev hanımı görünümlü çalışan anneler için ise bu on beş gün ideal bir kafa sıyırma süreci... Evde minik bir adam var, sürekli ilgi, oyun, birlikte vakit geçirmek istiyor. Eh anne de özledi onunla tüm gün olmayı. Gel görelim ki işler tatile girmiyor :)

Böyle beraber geçirilen, tadına doyulmayan amma illa da sonu bağırış çağırışla biten günlerin en ideal yatıştırıcısı ise ılık bir süt yanında yenilen kurabiye...

Geçtiğimiz gün oğul böceğimle beraber yaptığımız kurabiyeyi sizlerle de paylaşalım...

KREM ŞANTİLİ SADE KURABİYE

Malzemeler:

2 paket sade krem şanti 
1 su bardağı zeytinyağı
2 su bardağı tam buğday unu
1/2 su bardağı damla çikolata


KREM ŞANTİLİ KAKAOLU KURABİYE

Malzemeler:

2 paket kakaolu krem şanti 
1 su bardağı zeytinyağı
2 su bardağı tam buğday unu
1 su bardağı iri çekilmiş ceviz içi

Yapılışı: (Sade ve Kakaolu aynı yöntemle yapılıyor)

Krem şantileri derin bir karıştırma kabına alın. Zeytinyağını ekleyerek çırpma teli ile çırpın. Unu ekleyin. Hamur kıvamını bulana kadar yoğurun. Ceviz / damla çikolataları ekleyerek biraz daha yoğurun. Hamuru 30 dk kadar nemli bez örterek buzdolabında dinlendirin. Süre sonunda hamurdan ceviz iriliğinde parçalar koparıp yuvarlayın, üzerine hafifçe çatalla bastırarak şekil verin. Yağlanmış tepsiye aralıklı dizin. Önceden 180 dereceye ısıtılmış fırında 20 dk pişirin.

Afiyet olsun.


07 Ocak 2015

KISA GÜNÜN KAR TATİLİ....



Kar tatili bizde böyle geçiyor işte... 

Cicili bicili artık kumaşlardan mutfak havluları diktim ve dumanı tüten cevizli, kuş üzümlü kurabiyeler yaptım. 

Çok kitap okudum, oğlumla bol bol oyun hamuru oynadım :))

Siz neler yaptınız?

Sevgiler...

12 Eylül 2014

BİR CAILLOU KLASİĞİ.... KÖFTELİ SPAGETTİ

Merhaba can dostlar;

Samimi olarak söylemeliyim ki sizleri çok özledim...

Tatil bitti, kış hazırlıkları yapıldı, eee okullar da açılıyor... Şimdi işime, kendime, hobilerime ve pek tabii sizlere zaman ayırma vakti geldi kabul buyurursanız. 

Bu sene, Allah izin verirse yapmayı planladığım pek çok şey var. 

Sırası geldikçe paylaşırım sizlerle canım dostlarım...

Bizim evde pek televizyon izleme alışkanlığı yok. Eşim ve ben koskoca tatil boyunca evimizde geçirdiğimiz zamanlarda neredeyse hiç tv izlemedik. Oğlum da şimdilerde yeni yeni çizgi filmlere ilgi duysa da belirli bir süreden sonra sıkılıp kapatıyor. Biz bir kısıt koymadan o kendi sınırını çizdi yani. Gerçi kuzenleri ve babaannesinde vakit geçirdiği zaman anladığım kadarıyla televizyon dünyasının o büyüsüne biraz kapılmış. Ben üzerinde durmadım pek. Çünkü kendiliğinden bu eğitimi aldı. Normal düzenimize dönünce, okul açılınca zaten tv. başında geçireceği süre sınırlı olacak.

Her neyse. Geçtiğimiz günlerde şu çizgi filmdeki kel kafalı Amerikalı oğlanı izlemiş. Hani çok kibar olan, nenesine, dedesine boyuna teşekkür eden :)) Caillou işte canım...

Köfteli spagetti yiyorlarmış da bizim paşanın da canı istemiş...

Amaan ondan kolay ne var dedim. Bir yandan da Allah'a Çin çizgi filmlerini izleyip de portakallı pekin ördeği istemediğine şükrettim :))



Yapımı çok kolay. 

Köftesi için

Malzemeler:

500 gr kıyma
1 adet kurusoğan
tuz, karabiber,kimyon,kekik

Spagetti için

1 paket yassı spagetti
3 domates rendesi
4 adet sarımsak
zeytinyağı
kekik, tuz, karabiber,fesleğen

Yapılışı:

Kıymayı ve incecik doğranmış soğanı baharatlarla beraber yoğuruyoruz. Karışımı yarım saat buzdolabında dinlenmeye bırakıyoruz. Bu arada bir tencerede bol su kaynatıyoruz ve yassı spagettileri haşlıyoruz. Küçük mandalina boyutunda yuvarladığımız köfteleri az zeytinyağında önlü arkalı çevirerek kızartıyoruz. Haşlanan makarnaları süzüyoruz.

Bir tencerede 1/2 fincan zeytinyağında doğranmış sarımsakları öldürüyoruz. Rende domates ve baharatları da ekleyerek biraz pişiriyoruz. Spagettileri ekleyerek iyice sosa buluyoruz.

Servis tabağına önce soslu spagettiyi üzerine de top köfteleri koyuyoruz...


Not: Geleneksel kış hazırlıklarım kapsamında kullanmadığım domates çekirdeklerini değerlendirdim...

Afiyet olsun...

18 Ağustos 2014

TATİL ANILARI 2014/ 6 MARMARİS

Selam sevgili dostlar;

Gezi anılarımı anlatmaya devam ediyorum hele bir kulak verin bana. Hikayenin başı burada.

Patara içim sızlayarak ayrıldım senden. Ben bu köyü cidden çok sevdim :)

Yine bir sabah güzel bir kahvaltı sonrası düştük yollara. İstikamet Marmaris...




Antalya il sınırından çıkıp tekrar Muğla il sınırına girdik ve yeşil ağaçlar tüm sevimliliğiyle sağlı sollu bizi selamladılar yol boyu. Marmaris'de gezilecek yer çok olduğu için, bizim de kalan vaktimiz sınırlı olduğu için yolda pek oyalanmadık bu sefer. 

Konakladığımız yer Marmaris Armutalan' daydı. Gece eğlencelerinin ve turistlerin çok olduğu bir yer. Pataradaki ıssız ve sakinlikten sonra oy Kezban'ım köyden indim şehre olduk resmen :)

Otomobilimizin sıcaklık göstergesi 42 dereceyi gösterirken biz kalacağımız yere vardık. Yine yabancı turistlerin doldurduğu bu sefer çok kalabalık bir tesis bizi karşıladı. Odamıza kabaca yerleşip, elimizi yüzümüzü yıkayıp yeniden arabamıza döndük. 

Herkeslerin diline düşmüş Selimiye'yi bir yakından görerek Marmaris gezimize başlayalım istedik. 



Yine geze geze, gördüğümüz her mavilikte, her yeşillikte hayran hayran etrafa bakına bakına vardık Selimiye köyüne.

Açıkçası ben çok büyük hayal kırıklığına uğradım. Mavi, yeşil harika ancak doğallık, sadelik adına pek bir şey kalmamış. Belki bundan bir on sene evvel rüya gibi bir küçük balıkçı köyüydü kim bilir. Şimdilerde sayıca az olsalar bile evlerin, pansiyonların, butik otellerin kıyı boyu sevimsizce sıralandığı, şirin köy havasından çıkmış bir yer. Arabadan inmek bile istemedi canım doğrusu. 




Tam köyün çıkışındaki eski bir taş evin önündeki duvara oturup temiz hava kokladık. Bu sırada oğlum da bir aslan heykelini gıdıkladı gönlünce :)




Tıngır mıngır Marmaris yoluna çıktık. Tepeden Marmaris'in o beton beyazı dokusu göründü bile işte...



Öğleden sonra tekrar Armutalan'a döndük. Biraz da konakladığımız yerin civarında turlayıp dinlenmek için odamıza çekildik. Zira bizi ertesi gün güzel bir gezi bekliyordu :)

Sabah dipdiri uyanıyorum Muğla'da... Havası çok hafif. Siz zahmet etmeseniz bile burnunuza kendiliğinden doluveriyor sanki :) Erkenden uyandık, kahvaltımızı yapıp günümüze başladık. Niyetimiz sırasıyla Amazon ve Bördübet koylarını görmekti. 

10 Nisan 2014

DOĞAL YAŞAMA ŞEYSİ....



Yaş 30'u geçti bende... Sizde nasıl?

Matematiksel hesap yapınca hal böyle ancak ben sanki kendimi bildim bileli hep aynı yaştayım. Hep 30... Hep olgun, vakur, ağır... Lakabım da "ağır kız" idi uzun yıllar :))

30'un ilk yarısındayım, pek fark hissetmedim geçen yıllara bakınca; ancak 35'ten sonrayı çok merak ediyorum. :))

33 yıllık hayatım boyunca hep doğanın, doğallığın, doğal olanın peşinden koştum. 

Sokaklardaki yer karolarının arasından fışkırmış otlara aşık olup onları bile suladım. O nedenle ağacı sevmeyen, onu "üç - beş" diye küçümseyeni sevmedim hiç. Allah'ın değer verip vücuda getirdiğine saygı duyup, hayran olmamak imkansız.

Doğal davranan, yapmacıksız, içini görebildiğim insanları seçmeye çalıştım hep çevreme. Az ve öz...

Doğal olmayı da bir o kadar sevdim. Sürprizlerim yoktur, bana güvenebilirsiniz gözünüz kapalı. İyi bir insan mıyım, onu çevremdekilere sormak daha doğru ; ancak doğal, içimden geldiği gibi, açık, yalın ve sade bir insan olduğum şüphesiz. Bir gün öyle bir gün böyle değilim... Belki sıkıcı bile biraz .

Heh işte doğal olmanın bir başka yönü var ki o da fiziksel doğallık :))

Konumuz da bu zaten.

Bebeklikten çocukluğa geçişten itibaren doğal beslenme, giyinme ve yaşama dünyasına adım attım. Annem kırk yılda bir heveslenip oğlumun tabiriyle "paketli ürünler" i satın alsa bile babam karşı çıkardı muhakkak. Yedirmezdi. 

Bol et, meyve, sebze, süt ve baklagil yedik. Bir subay olan ve prensiplerinden ödün vermeyen babamın sofrasında onu yemem, bunu beğenmem deme ve yemek seçme hakkımız yoktu. Pazı, ıspanak, pırasa ve bakla... Öğürerek de olsa o tabak bitecek... Anneciğim de en güzel, en sağlıklı yemekleri ve makul aralıklarla kekimizi, kurabiyemizi pişirdi.

Neredeyse liseye gidene kadar haftada 1 adet çikolata alıp onu 5'e bölerdik. İlk hamburgerimi lisede yedim. 1 kutu kolayı tamamen bir içişte de sanırım üniversitede bitirmiştim. Ondan önce hep yarım...

Annem master hayatımın sonuna kadar her gün sağ olsun içi bol marullu sandviç hazırladı, yanına da bir meyve...

Falan da filan...

Ben de şimdi oğlumu öyle büyütüyorum, siz de öyle yapın olur mu?

İtiraf edeyim iş hayatıyla beraber biraz sapıttım. Hazır ürünler, dışarıda yemek, abur-cubura merak, hareketsiz saatler, yorgunluk, iş stresi kilo almama sebep oldu. Evlilik ve doğum sonrası iyice ipin ucu kaçtıydı. Neyse ki onu da kontrol ediyorum ve eski doğal yaşantıma dönmeye çalışıyorum çok şükür... Bildiğim ama uygulayamadığım, uygulamaya üşendiğim, unuttuğum, kolayıma gelen nice şey var.

Bu sene 10 kg verdim, kendime daha çok vakit ayırdım. Ruhumu besledim.

İlk makyajımı yaptığım günü hatırlıyorum da :)) Üniversite birinci sınıftaydım. İlk makyaj malzemem beyaz bir göz farı, rimel ve mavi bir göz farıydı. Denemek için sabırsızlanmış ve sürüp fakülteye gitmiştim. Ben arkadaşlarımdan "Aaa ne güzel olmuşsun" demelerini beklerken görenler "Ne oldu hasta mısın? " demiş, kimileri de sadece yüzüme bakmıştı anlamsız. Artık nereme nasıl bir boya sürdüysem hasta, yorgun ve komik görünüyordum :))

Epeyce bir sürede yapmadım makyaj. 

Sonra kulakları çınlasın, gözlerine bir hareketle kalem çeken, kirpiklerini tek tek ok gibi rimelleyen, koyu far nereye, açık far nereye sürülür bilen dostum bana da öğretti yavaş yavaş. 

Yine de çok makyaj yapmayı sevemedim. Hala da öyle...

Saçlarımı da üniversite son sınıfta mavi-siyah renge boyadım ilk olarak. Bir kere de düğünden önce. Sanırım arada bir ya da iki kez daha... Genelde kına yaktım. Şimdi onu da bıraktım, gri teller belirdi üç beş.

Hal böyleyken  kremlerim, nemlendiricilerim, losyonlarım, toniklerim, maskelerim olmadı. 

Ancak doğum, yaş ve yaşam koşulları cildimin ve saçlarımın tazeliğini etkiliyor doğal olarak. Sadece sağlıklı beslenme, temizlik, mutluluk yetmemeye başlıyor. Takviyelere gereksinim duyuyorsunuz zamanla. (Mutluluk ve huzurun da güzellik için çok gerekli olduğuna inanıyorum.) 

Ben de doğal çözümler üretmeye giriştim. Yıllardır uyguladıklarım ve yeni geliştirdiklerimle.

İşte bugün doğal cilt bakımı yöntemlerimi yazacaktım size ama çok konuştum ona sıra gelmedi...

Kızmayın ne olur. Bir sonraki postta yazacağım söz...

Sevgi, selam ve sağlıklar....

28 Şubat 2014

DEREOTLU POĞAÇA


Merhaba sevgili dostlar...

Bu aralar oğlumla her gün didişiyoruz. Okuldan kurt gibi acıkmış geliyor. Akşam yemeği öncesi çok miktarda bir şey yesin istemiyorum. Çünkü o atıştırmak nedir bilmiyor, iyice karnı doysun istiyor. O yiyeceğim diye tepiniyor ben yedirmeyeceğim diye. Bugün o gelmeden bari poğaça yapayım da ondan bir kaç tane yesin, yemeği de geç yeriz artık diye düşündüm, iyi etmiş miyim?

İşte aşağıda dereotlu poğaça tarifim... 



Malzemeler:

2 adet yumurta
1 su bardağı zeytinyağı
250 gr beyaz peynir
dereotu
1 paket kabartma tozu
1 tatlı kaşığı tuz
çörekotu

Yapılışı:

Yumurtayı, yağı, kabartma tozu ve tuzu bir kaba alalım. (Un ve kabartma tozu ayrı bir kapta önce elenerek karıştırılacak.) Karıştırarak yoğuralım. Hamurdan iri mandalina büyüklüğünde toplar koparıp yuvarlayalım ve elimizle ya da merdaneyle biraz inceltelim. Arasına peynirli dereotlu harçtan koyup, istediğimiz şekli verelim. Ben biraz pay bırakıp kapattım ve kalan hamurdan da paralel tarağımsı kesikler yaptım. Yağlı tapsiye dizelim ve önceden 180 dereceye ısınmış fırırnda üstü kızarana kadar pişirelim.

Afiyet olsun....

14 Ocak 2014

3 YAŞINDA KİMYASAL DENKLEMLER KURAN OĞLUM :))

3 yaşını deviren oğlum, her geçen gün beni şaşırtmaya ve güldürmeye son hızla devam ediyor.


Bu günlerde yeni ortamlar ve tanıdığı yeni insanlar ona bir çok "değişik" alışkanlık kazandırıyor. Ben her ne kadar tasvip etmesem de o çok eğleniyor bu değişik alışkanlıklardan. 

Bunlardan biri de ağız dolusu "OHAA" ve "LAN" demek :))

Ben de ona bu tip kötü kelimeleri kullanırsa dilinin aşınacağını ve yazın maalesef dondurma yerken dilinin acıyacağını söylüyorum...

Şimdilik inandı ve pek söylemiyor artık eskisi kadar...

Ancak geçenlerde dayanamadı ve "OHAA" deyiverdi...

Ben hiç bir şey söylemeden şöyle bir yüzüne bakınca da:

"ANNE MERAK ETME OHAA DEMEDİM OHAŞ DEDİM OHAŞ" diye beni teselli etti :))

Keşke tüm hayatı boyunca söyleyeceği tüm yalanlar bu OHAŞ kadar masum ve tatlı olsa :))

06 Aralık 2013

6. GÜNÜN ÖDEVİ... HAYATIMIN YÖNÜNÜ DEĞİŞTİREN DALGALI "DENİZ"...



“Mutfakta penceremin önünde duruyorum…” Başlangıç cümlesi bu, gerisi serbest.

Konu bu 6. gün Blog fırtınası yazılarında...

Nisan ayının ortaları, sene 2010... Şirketin mutfağında yine buzdolabını karıştırırken yakalanıyorum bizim kızlara. Yahu güzel bir şeyler kokuyor burnuma diyemedim de... Kem küm ettim, kapattım dolabı. Kızlar gidince mutfak penceresinin önünde durup parmak hesabı yaptım... Evet bir kaç günlük gecikme vardı da, hamile olmam imkansızdı kardeşim. Yasmin sağolsun...

Gerçi kız kardeşimin planlarımı bozup benden önce hamile kalmasını kıskanmadım desem azıcık yalan olurdu ya yine de çok takılmamıştım, sevincine ortak olmuştum sadece...

Pencerenin önündeki eczaneyi görünce garip bir heyecana kapıldım. Gidip bir test almak ve o test çubuğunun üstüne çiş yapmak hevesine kapıldım. Bir oyun olduğunu sonucunun ne çıkacağını bile bile annecilik oynamak isteyiverdi canım. Bal gibi de korunuyordum ve şimdilik hamile kalmak gibi bir niyetim de yoktu. Benimki bu aralar açılan iştahım ve kardeşime duyduğum kıskançlıktı sadece.

Bir koşu mutfak penceremden görünen eczaneye gittim.

Testi alıp tuvalete kapattım kendimi. İşlem bitince test çubuğunu bir kenara bırakıp ellerimi yıkadım. O sırada dahili telefonumun çaldığını duyunca zaten çok da önemsemediğim çubuk lavabonun kenarında öylece unutup telefona koştum...

Bir kaç saat sonra bunalıp, bir elimi yüzümü yıkayayım diye tuvalete girince anammm ben ne ettim bu burada kalmış diye dövünürken o an ofiste başka bayan olmadığını ve bayanlar tuvaletine benden başka giren olamayacağını düşünüp rahatladım. Eh şu çişli şeyi atayım diye elime alınca 2 çizgi göründü gözüme. Bu ne ola ki diye çöpe attığım açıklama kağıdını okudum. Gözlerime inanamadım. Kesin çok bekledi ya o yüzdendir diye cahilce yorumumu da yapıp bir koşu bu sefer gerçek bir kalp gümbürtüsüyle mutfak penceremden görünen eczaneye başka bir marka gebelik testi almaya gittim. 

Döndüm, testi yaptım ve sonuç yine aynı. İki pembe çizgi...

Aneyy ben hamile miyim şimdi diyerek, İzmir'de bulunan eşimi aradım. Tabii ona konuyu anlatmak ve onu inandırmak epey zor oldu :))

6 Aralık 2010 tarihinde yani bundan tam üç sene evvel de nurtopu gibi bir oğlum oldu....

Şimdi tam da bu gün diyorum ki...


Vursun davullar, çalsın zurnalar.... 

Diz çöksün efeler... 

Duyduk duymadık demeyin bugün Deniz Bora 3 yaşına değdi.... :)) 

Allah ömrünü uzun, bahtını açık, şansını bol, sıhhatini iyi, kalbini pür-ü pak eyleye....

Tüm çocuklar için de diliyorum...

Amin...

11 Kasım 2013

MİNİKLERLE ETKİNLİK... KİRPİ KURABİYE...



Merhaba sevgili dostlar;

Minik oğlum artık büyüdü... Büyüdü de okullu oldu...

Okullarında haftanın bir günü bir kaç saati sırayla her çocuğun anne-babası ile paylaşılan bir etkinliğe ayırıyorlar. Genelde anneler katıldığı için ben buna anne etkinliği diyorum. Bu anne etkinliklerinde, misafir anne çocuklarla beraber kurabiye ya da kek yapıyor, başka bir anne hikaye okuyor veya basit dikiş işleri vs gibi paylaşımlarda bulunuyor. Geçtiğimiz hafta ben davet edildim kurabiye yapmak üzere. 

Kurabiyeyi sık sık gözü kapalı yapıyor olmama rağmen açıkçası beni bir heyecan sardı. Ne yapsam diye düşünüp dururken internette yurtdışı kaynaklı bir çok sitede rastladığım, sonra araştırınca Türk sitelerinde de karşılaştığım "kirpi kurabiye"de karar kıldım.

Yapılışı çok basit ve çocuklar da kolaylıkla size yardım ederek işe dahil olabilirler.

KİRPİ KURABİYE

Malzemeler:

150 gr tereyağı
1 yumurta
2,5 su bardağı un
1 su bardağı buğday nişastası
1 su bardağı pudra şekeri
1 paket kabartma tozu
1 paket vanilin
1 portakal kabuğu rendesi

Çikolata (Ben dr. oetker glazür çikolata kullandım)
Süslemek için kurt çikolata

Yapılışı:

Tüm malzemeleri hamur haline getirip şekil verin. Üzerine nemli bir bez örtüp 30 dk dinlendirin. Dinlendikten sonra hamurdan ceviz iriliğinde parçalar koparıp yumurtaya benzer bir şekil verin. Damla çikolatadan göz yapın. Fırın tepsisine dizin ve önceden  175 dereceye ısınmış fırında 15 dk pişirip ılıtın. Çikolatayı ambalajı üzerinde belirtilen tarifince hazırlayın. Her bir kurabiyeyi önce erimiş çikolataya bulayıp, çikolatalı kurt şekerleme ile süsleyin. 

Afiyet olsun.





25 Ekim 2013

SICAĞI SICAĞINA HAMSİLİ PİLAV


Merhaba arkadaşlar;


Bundan bir 15 sene evvel bana hamsili pilav deseydiniz böğğk derdim size ön yargılarla dolu bir şekilde... Hamsi ve pilavın yan yana gelmesi, el ele bir tencereyi doldurmasını aklım bir türlü almazdı.

Hiç tatmadım, aramadım, sormadım merak da etmedim senelerce...

Karadenizli arkadaşımın sofrasında yedim içtim annesi babası ve kardeşleriyle beraber bir çok Karadeniz yemeğini ancak, hiç hamsili pilava denk gelmedim.

Sonra bir Karadeniz turuna da çıktım kız başıma orada da kayganasından, kuymağına yedim de bir buna denk gelmedim yine...

Çalışma hayatına başladım ardından. Bazen üretim kısmına geçer ve çalışanlarla sohbet ederdim. Bir gün sen nerelisin, ben nereliyim diye konuşurken gördüm ki çalışanların neredeyse yüzde sekseni Ordu'lu. İçlerinde bir Nurten ablamız vardı. Gelinleri de İzmirliymiş. İşte evlendikten sonra Karadeniz mutfağını öğrenmişmiş de hepsini geçmiş diye anlattı. Konu yine döndü dolandı hamsili pilava dayandı. Ben yine iki lezzeti bir arada tahayyül edemediğimi söyledim.

Bir sabah ofise gelince mis gibi kokular karşıladı beni... Meğer Nurten ablamız benim için kocaman bir tepsi yapıp göndermiş... Sigarasının ilk nefesini çekenler gibi ürkek ve kararsız aldım ilk çatalı... Sonra hamsili pilavsız geçen yıllarımın acısını çıkarırcasına kaşıkla daldım :D hapır hupur...

Yaa ben yıllarca neyin derdindeymişim de kaçmışım yemekten. Midye dolmaya bayılan biri nasıl olur da hamsi ile pilavı buluşturamaz zihninde diye dövündüm ardından...

O günden sonra bir daha yemedim, ancak benim eski halim gibi yüzünü buruşturana ne güzel bir lezzet olduğunu anlattım dilim döndüğünce.

Sonra yemek antolojilerini karıştırırken hayretle gördüm ki pilavla balık birlikteliği Ege ve bilhassa İzmir mutfağına da hiç yabancı değilmiş....

Geçtiğimiz hafta senenin ilk hamsisini alınca nereden düştüyse aklıma hamsili pilav yapma sevdasına tutuldum...Tarifleri taradım, okudum ve en sonunda bizimkilerin de damak tadına uyacağını düşündüm tarifi uyguladım...

Ancak pişmiş halini ne yazık ki fotoğraflayamadım. Pişerken ortaya çıkan nefis kokuyla mutfağa dadanan (bakınız alttaki fotolar) küçük pisi ve babası olan büyük pisi "aman durun ben daha süsleyip fotoğraf çekecektim" diye ağlanmamı duymamazlıktan gelip sofraya kuruldular...

Size de şimdiden afiyet olsun efem...


MALZEMELER:

1 kg kılçığı ayıklanmış hamsi
1,5 su bardağı pilavlık pirinç
2 adet kuru soğan
1 tatlı kaşığı kuş üzümü (bir dahaki denememde koymamayı düşünüyorum)
1 tatlı kaşığı dolmalık fıstık
1/2 demet dereotu
tuz, karabiber, tarçın, yenibahar
zeytinyağı
2 bardak sıcak su


YAPILIŞI:

Bir tencerede ince doğranmış soğanı zeytinyağı ile pembeleştirin. İçine yıkanıp sıcak suda bekletilmiş ve suyu iyice süzülmüş pirinci ekleyerek kavurmaya devam edin. Dolmalık fıstığı da pirinçle beraber atabilirsiniz. Daha sonra sıcak su, kuş üzümü, baharatları da ekleyip, sıcak suyunu koyup kısık ateşte iç pilav gibi pişirin. Suyunu çekince altını kapatın. Bir kağıt havlu örterek ağzı kapalı şekilde ılınmaya bırakın. Bir fırın kabının dibini çok az yağlayın hamsileri açık olarak sırt kısımları tabana gelecek şekilde birer parmak da kabın yanlarını örterek sıkı sıkı dizin. Boşluk kalmaması önemli. Ilınan pilava ince doğranmış dereotunu ekleyip karıştırın. Pilavı hamsilerin üzerine güzelce yayın ve üzerini düzleyin. Kalan hamsileri pilavın yüzünü örtecek şekilde, (sırtları dışarı gelsin) sıralayın.  ( Benim hamsim bu noktada biraz az geldi, bir 10 tane daha olsaydı çok daha iyi örtecekti. ) Üzerine biraz zeytinyağı gezdirip 200 derecelik fırında hamsiler kırmızılaşana kadar pişirin. Ters çevirerek servis kabına alın ve afiyetle yiyin...



19 Mart 2013

CEVİZLİ SUCUK...



İnsanoğlu doğan her yeni günde neler neler yaşıyor. 

Yenileniyor, tazeleniyor, öğreniyor.

Doğru sandığının, arkasına sığındıklarının yanlış ve yalan olduğunu görüyor. Korktuğu başına geliyor. Yapmam dediğini yapıyor. Başkasında güldüğüne, kendinde ağlıyor; evvelden ağladığına gün geliyor gülüyor. 
Kaybettiklerine üzülüp, kazandıklarını kar sayıyor. Yiyiyor, içiyor, çalıp, söylüyor.

Kin güdüyor, gönülden seviyor. Değer veriyor, hiçe sayıyor.

Kalpler kırıyor, gönüllere taht kuruyor. 

"Bir" iken "hiç" oluyor...

Üç günlük yalan dünya dedikleri bu olsa gerek. 

Üzmeden, üzülmeden; kırmadan, kırılmadan; çokça severek, biraz da sevilerek geçirmek gerek.

Uzun zamandır yazılmayı bekleyen CEVİZLİ SUCUK tarifimin girizgahına daha şenlikli şeyler yazmayı dilerdim; ancak bugün ruh halim bana bunları yazdırıyor.

Şimdi efendim gelelim cevizin nimetlerine... :))

Benim 2 yaşını 3 ay geçmiş miniminnacık bir canparem oğlum var. Her işi birlikte yapıyoruz. Evimizi süpürüyoruz, yemek yapıyoruz, oyunlar oynayıp, resimler boyuyoruz. Her hafta pazartesi günleri o da benimle tıpış tıpış semt pazarına çıkıyor; ve her hafta çerezciden muhakkak bir adet cevizli sucuk aldırıyor :) 
Paketli ürünler konusunda onun deyimiyle "kızgın anne"yim. Yani çikolata, bisküvi, meyve suyu, cips vs gibi hazır her türlü ürünü neredeyse "hiç" tanımıyor. Arada alıyorum tabii; ancak zamanında alışmadığı için çok düşkünlüğü yok. Tek bir hazır ürün zaafı var ki o da cevizli sucuk. Sana bir sürprizim var diyen herkese "bana cebizli sucuk mu aldın?" diye soruyor yavrucuk. :)) 

Ben de acaba bu Cevizli Sucuk denen mereti kendim evde yapabilir miyim diye araştırdım. Gördüm ki aslında çok basit ve zevkliymiş. Sonuç da gayet güzel oldu. Hatta yaptığım zamandan, ben bu yazıyı yazana kadar geçen süreçte tüm stoğumuz tükendi bile :))

Annelere tavsiye ederim...

Öncelikle ihtiyacımız olan malzemeleri yazayım;

MALZEMELER:

1 KG İÇ CEVİZ
1,5 KG ÜZÜM PEKMEZİ
250 GR BUĞDAY NİŞASTASI
100 GR TOZ ŞEKER
3 LİTRE SU
700 GR TAM BUĞDAY UNU
YORGAN İPİ


YAPILIŞI:

KIRDIĞINIZ CEVİZ İÇLERİNİ YARIM YA DA DÖRTTE BİR OLACAK ŞEKİLDE YORGAN İPİNE GEÇİRİN. CEVİZİNİZ TAZE İSE KOLAYLIKLA GEÇİYOR, SERTLEŞMİŞ İSE CEVİZLERİ HAFİF NEMLENDİRİP ÖYLE DİZİN. DİZERKEN MÜMKÜN OLDUĞUNCA ARALARDA BOŞLUK BIRAKMAMAYA ÖZEN GÖSTERİN. BEN DİZERKEN BELİRLİ BİR UZUNLUKTAN SONRA BİR KARIŞ KADAR BOŞLUK BIRAKIP YENİDEN DİZMEYE DEVAM ETTİM. BÖYLECE KURUTURKEN O BOŞLUKTAN ASMAK KOLAYLIK SAĞLADI. 




BU ARADA KALORİFERİMİN ÖNÜNE FOTOĞRAFTAKİ SEYYAR ÇAMAŞIR ASKISINI ASTIM. O ASKI MUTFAKTA O KADAR İŞİME YARIYOR Kİ SORMAYIN. MAKARNALARIMI KURUTURKEN DE ÇOK FAYDASINI GÖRÜYORUM. ALTINA DA İÇİNE STRECH FİLM SERİLMİŞ GENİŞÇE BİR TEPSİ KOYDUM. NE İŞE YARADIĞINI İLERİDE ANLATACAĞIM.




BİR TENCEREYE PEKMEZ ve SUYU DÖKÜN. KARIŞTIRIN. BU SULANMIŞ PEKMEZİN KABACA 1 LİTRESİNİ BAŞKA BİR TENCEREYE ALIN. SULANDIRILMIŞ PEKMEZİ ARADA KARIŞTIRARAK KAYNAMAYA BIRAKIN. AYIRDIĞINIZ KISIMA NİŞASTA ve UNU EKLEYEREK BİR TEL ÇIRPICI İLE TOPAKLANMASINI ENGELLEYECEK ŞEKİLDE İYİCE ÇIRPIN. BU NİŞASTALI UNLU KARIŞIMI KAYNAMAKTA OLAN PEKMEZE AĞIR AĞIR ve SÜREKLİ KARIŞTIRARAK EKLEYİN. BİR TAHTA KAŞIKLA DEVAMLI KARIŞTIRARAK KOYULAŞANA KADAR KAYNATIN. KIVAMINI BULUNCA İPE DİZİLMİŞ CEVİZLERİ TENCEREYE BATIRARAK İYİCE HER TARAFINA BULANMASINI SAĞLAYIN. 



SONRA DİKKATLİCE ÇAMAŞIR ASKISINA ASIN. BEN SUCUKLAR HAFİF SOĞUYUNCA TEKRAR BULAMACA BATIRDIM ve DAHA KALIN BİR SUCUK ELDE ETTİM BÖYLECE.


YUKARIDA GÖRDÜĞÜNÜZ GİBİ KALAN PEKMEZLİ BULAMACI ve UFALANMIŞ CEVİZ İÇLERİNİ TEPSİYE STREÇ ÜZERİNE İNCE BİR TABAKA HALİNDE YAYDIM.HEM DE BU TEPSİ OLA Kİ İPE DİZİLİ SUCUKLARDAN AKMA OLURSA DİYE DURDU ORADA. ANCAK BULAMAÇIN KIVAMI YOĞUN OLDUĞU İÇİN AKMA OLMADI. BİR GÜN BURADA BEKLEYEN SUCUKLARIMI DAHA SONRA CAMLI BALKONUMA ALDIM. 5 GÜN KADAR DOĞRUDAN GÜNEŞ ALMADAN AÇIK HAVADA KURUDULAR. SONRA STRECE SARARAK BUZDOLABINDA SAKLADIM...

İŞTE BU KADAR KOLAY

AFİYET OLSUN...

11 Mart 2013

HİÇ GÜNÜM...




Selamlar güzel dostlarım.

Günler su gibi akıp gidiyor. 

Akşam başımı yastığıma koyunca neler yaptığımı düşünüyorum... Üç çeşit günüm var benim. "Evden çalışma" günü, "Kendim" günü ve "Hiç" günü...

Haftanın üç günü "Evden Çalışma" günüm. İş dışında neredeyse başka hiç bir şey yapamadığım, çok yoğun geçen günler. 

"Kendim" günlerim genelde günlük rutin dışında epeydir yapmayı planladığım işleri kotardığım günler oluyor. Sandık sepet kurcalarım, araştırma yaparım, okur da okurum, çiçek dikerim, kitaplarımı tasnif ederim ya da epeydir elime alamadığım zarif el işlerimle vakit geçiririm. Sonra da sevinirim işte... Böyle günler o kadar az ki...

Evinde vakit geçiren kadınlar bu "hiç"in altında aslında bir dünya iş olduğunu anlamışlardır aslında. Bütün gün nefes almaksızın sizi koşturan; ancak göze görünmeyen işler. 

İşte bir "hiç" günümün özeti...

Sabah kalkarım önce kişisel bakım ardından çocuğumun bakımı. Sonra kahvaltı hazırla, oğlanı doyur, onun artıklarıyla kendini :) Kahvaltı sofrasını topla, bulaşık makinesini boşalt, kirlileri doldur. Tabii ayağımın altında, elimi attığım her yerde evladım var... Bir yandan onunla kamyonlar ve diğer inşaat makineleri üstüne bir sohbet yapıyoruz...

Ardından mutfağı sil, süpür. Çamaşır makinesini çalıştır. Bu arada oğlan altını kirletir onu hallet. Ardından evi genel toparla, odaları havalandır, yatakları ört. Bu arada oğlan "anne bana daadım et, dedim bapalım" diye seslenir. Resim yaparken ona yardım etmemi istiyor yani. İki boya sürüp annecim ben birazdan gelirim deyip tüymece :)
Gerçi oğlumla resim yaparken elimden geldiğince sanatsal çalışıyorum. Zira resim yapmak, boyalarla uğraşmak benim için bir tutku. Ancak kendim için bu işe özel vakit ayıramıyorum. Ne yapayım ben de oğlumun kuş, ot, böceklerini boyarken özlem gideriyorum, kendimi Bob Ross gibi hissediyorum.

Neyse, akşam yemeğini ocağa koyma hazırlıklarına başla.  Bir yandan da oğlanla mutfakta eğlenceli bir şeyler yap. Ona içi su dolu, nohut, fasülye atılmış bir kap verip kepçe ile başka kaba aktarmasını izle. Ya da sebzeleri çeşmede yıkamasına izin ver. Bir yandan da bilmem kaçıncı kez Ali Babanın çiftliğini söyle. Herifin biri parayı bulmuş, çiftlik kurmuş, birileri de adına türkü yakmış. Sen de işin yokmuş gibi deli divane bütün gün söyle dur. Hay Allah'ım yaa.

Yemekler pişerken çöpleri boşalt, yıkanan çamaşırları as. Oğlanın uyku saati yaklaşırken ona güzel bir öğlen yemeği yedir. Elini yüzünü, dişin, .ıçını yıkamasına yardım et :)

Beraber onun seçtiği kitapları okuyup uyumasına da yardım et. Artık uyudu diyerek iki nefes almak için salona git. Bu sırada oğlun anne üstümü ört, anne kakam var, anne ben su içicem. Canımm annemm diye Red Kit'in bar kapısı misali salona girip çıkışını her seferinde sakinlikle karşıla. Bu sefer uyuyunca sabahtan beri rahatça yapamadığın tuvalet işini hallet. İki lokma yemek ye. İnternetten günlük çalışmalarını yap. Çamaşırları çabuk kurumaları için ters yüz et. Yemeğin yanına bir de bulgur pilavı yap. Çocuk uyanınca yesin diye kurabiye pişir.Azıcık şu ağrıyan belim dinlensin diye poponu yatağa koy ki oğlan uyansın. Depoladığı enerjiyi saçacak yer arasın. 

Beraber kuruyan çamaşırları toplayıp, katlayın ki bu apayrı bir macera. Sonra onu gezdirmek için giyinmeye ikna et. Çorabını giydir, elinden kaçsın. Yakala, montunu giydir, kaçsın yakala. Şapkasını giydir, ayakkabısını giydir. Evden kendini zor at. Parkta bir saat beraber hoplayıp zıpla...

Eve gelince banyo faslı var ki işte onu hiç anlatmayayım anladınız siz onu :)
Banyodan sonra giydir kurut. Süt ve kurabiye yerken eğitici bir şeylerden bahset. Beraber konuşup, gülüş. Bir yandan da ertesi günkü alışveriş listesini oluştur. 

Kurabiye faslından sonra 20 dk tv izlemesine izin ver. Sen de izle. Sonra arabaları çıkartıp oyun kur. Onun tek oynamasına izin ver. Akşam inerken sofrayı kur, salatayı yap. Babamız gelince hoş, beş, cilve yap :) 

Akşam yemeği ardından sofra topla, bulaşık makinesini kur. Mutfağı sil, süpür.

Oğlanla ve babasıyla sohbet et. Meyve soy, yedir. Yorucu olmayan bir kaç oyun icat et. 

Oğlanı yatmaya hazırla, bir kaç kitap oku ve uyut.

Kocanın yanına geleme çünkü sen de oğlanın yanında sızdın... Kalkınca kocanı salonda bulama; çünkü o da yatmış.

Yatağına dönünce "eee günün nasıl geçti diye uyuyan kocaya sor." "hımm iyi geçti, sen ne yaptın bugün?" diye uykulu tek gözü kapalı soran kocaya cevap ver " HİÇ"


:) 

Öyle güzel günlerimiz olsun ki "hiç" günlerimizi aratmasın....

15 Şubat 2013

TAT' LI BİR YARIŞMA FALAFEL...DOĞUM SONRASI HİKAYEM...




Merhabalar;

Ara sıra, takip edebildiğim yemek yarışmalarına katılıyorum eğer ilgimi çekerse. Geçtiğimiz aylarda da TAT'ın bir yarışmasına katıldım. Epeydir aklımda olan ve yapmayı ertelediğim bir tarifle katıldım. Tarifim beğenilmiş, kazanmışım :) Mutlu oldum, sevindim... Sanırım ürünlerinden oluşan süpriz bir paket olacak ödül. Merakla bekliyorum...

Aşağıda tarif ve bu tarife ilişkin minik bir anım var.

Candan selamlar....



Doğum sonrası depresyonu diye bir şey varmış gerçekten....

Yaşadım ve gördüm... 

Hamileyken doğum sonrası depresyonla ilgili yazıları, anne hikayelerini okur ve kahkahalarla  güler geçerdim. İnsan sınırsız mutlu olur bebeğini doğurunca niye depresyona girsin ki diye omuz silkerdim. Yıllarca hayalini kurup, kucağa alınan pembe ve mis kokulu bir bebek hayatını insanın ne kadar alt üst edebilirdi ki? Saçını başını toplamadan, hayattan bezmiş, pijamalı gezdirirdi ha, inanmam vallahi...

Gel gelelim bebeğim doğunca şiddeti hafif, süresi kısa olmakla beraber bir doğum sonrası depresyon sürecine girdim ben de...  İnsan şu hayatta kimi küçümser, neye burun kıvırırsa başına gelirmiş ya...

Eve, bebeğe, eşime kendime yetememezlik hissi sardı beni. Annem fazla geldi, kayınvalidemin her sözü ağır... Ben böyle olur olmadık şeyleri büyütüp karaları bağlaya durayım; bir gün eşim, elimden tuttu ve romantik, baş başa bir yemeğe götürdü beni. Giyindim, süslendim. Aslında ne kadar da güzelmişim ben dedim yeniden... 
Bir şeyler yedik içtik, çalan romantik şarkılara beraber eşlik ettik...Şimdi unuttum bile menüyü. 

Sadece hatırladığım ara sıcak sınıfında sunulan FALAFEL  :) 

İşte beni depresyondan kurtaran ilaç :)))

Uykusuzluğa, kansızlığa, kabızlığa, yorgunluğa iyi gelir mi bilmiyorum ama depresyona bire bir:)






NOHUTLU BAKLALI FALAFEL (LÜBNAN MUTFAĞI)


Malzemeler:

1 kutu TAT HAŞLANMIŞ NOHUT KONSERVESİ (850 gr)
1 /2 su bardağı haşlanmış kuru iç bakla
1 orta boy kuru soğan
1/2 demet maydanoz
1 tatlı kaşığı kişniş tohumu
5-6 diş sarımsak
1 tatlı kaşığı tuz
1 tatlı kaşığı pul biber
1 tatlı kaşığı kabartma tozu
4 yemek kaşığı tam buğday unu
1 tatlı kaşığı kimyon
2 yemek kaşığı galeta unu
1 yumurta
Kızartmak için sıvı yağ


Hazırlanışı

İç baklaları bir gece evvel suda ıslatın. Ertesi gün diriliği kaybolana kadar haşlayın. Nohut, iç bakla, kuru soğan, maydonoz, tane kişniş, sarımsak, tüm baharatlar, un, galeta unu, kabartma tozu bir mutfak robotu haznesine koyulur. Hepsi iyice ufalanıp, birbirine karışana kadar robot çalıştırılır. 


Oluşan harç bir yoğurma kabına alınır ve ele yapışmayan bir hamur haline gelene kadar yoğurulur. İhtiyaç olursa un eklenebilir. Köfte harcı ağzı örtülü olarak 1 saat buzdolabında dinlendirilir. 




Daha sonra köfte harcından küçük toplar kopartılarak yuvarlanır ve hafif yassılaştırılır. Kızdırılmış yağda köfteler çok sıkışık olmayacak şekilde önlü arkalı kızartılır. İstenirse yoğurtlu naneli sos ile servis edilir.

AFİYET OLSUN...

NOT: ORTADOĞU KÜLTÜRÜNE AİT BU LEZZET, ORJİNALİNDE LAVAŞ TARZI BİR YUFKAYA SULANDIRILMIŞ TAHİN, PANCAR ŞURUBU ve MAYDANOZ EŞLİĞİNDE SARILIP SUNULUYOR. DUBAİDE YAŞAYAN BİR ARKADAŞIMIN NOTU BU.