Besin Tablosu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Besin Tablosu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

13 Eylül 2011

DOMUZCUK BEBEK BİSKÜVİLERİ









Oğlum 9 ayını devirdi bile. Ek gıdalara çoktan başladık. Yeni yeni tatları deneyip öğreniyoruz yavaş yavaş. Bu aralar özellikle akşam üzerleri değişik bir şeyler yemek istiyor meyve ve yoğurt sonrası. Eline bebek bisküvisi verdim geçen gün çok hoşuna gitti. 

Oğluma mümkün olduğunca her şeyi kendim hazırlamaya çalışıyorum. Hazır, yapay şeyleri eve sokasım gelmiyor hele de bebeğim için. Elimde bebek bisküvisi adı altında bir kaç tarif vardı. Ben kendime göre şekillendirip bu tarifi uygulamaya karar verdim. Bu bisküvi hem bebekler, hem de bütün gün çocuk peşinde koşup yorulan annelerin çay-kahve 
molaları için... Şimdiden afiyet olsun...




Haa bu arada yeniden Gıda ArGesine dönüş yaptım. Şimdilik evden çalışacağım. Bu aralar muffin denemeleri yapıyorum elinizde değişik tarifler varsa paylaşımlarınızı beklerim...





Malzemeler


2 çay bardağı tam buğday unu
1 çay bardağı pirinç unu
1 çay bardağı mısır unu
1/2 çay bardağı irmik
2 yemek kaşığı tereyağı
1/2 çay bardağı zeytinyağı
2 yemek kaşığı pekmez
1/2 şeftali püresi
Süt



Yapılışı


Süt hariç tüm malzemeleri bir kapta karıştırın. Kulak memesi kıvamında bir hamur elde etmek için süt ile ayarlama yapın. Ben 1 çay bardağı kullandım. Hamuru merdane ile inceltip kurabiye kalıbı ile şekil verip yağlı kağıt serdiğiniz fırın tepsisine dizin.

Önceden 180 dereceye ısıtılmış fırında 20-25 dakika tutun. Pişen kurabiyeleri 

fırından çıkartın, zira çabuk sertleşiyor


Bebeğinize ister atıştırmalık olarak ya da mamalarına ezerek verebilirsiniz.



20 Haziran 2007

DİYABETİK MANTAR KURABİYEM




Sevgili arkadaşlar,

Daha önce de bahsetmiştim diyet ve diyabetik gıda maddelerinin geliştirildiği bir firmada ArGe biriminde çalışıyorum diye. Yani bu ayın etkinlik konusu tam benlik...

Aşağıda da diyabetik bir kurabiye tarifi var...

MANTAR KURABİYE

Malzemeler:

- 1 su bardağı sıvı yağ
- 2 yumurta
- 1 su bardağı diyabetik şeker (Benim geliştirdiğim tatlandırıcıyı kullandım ;-) )
- 500 gr nişasta
- 2 kaşık kepekli un
- 1 paket vanilya
- 1 paket kabartma tozu


Yapılışı:


Malzemeleri karıştırarak yoğurun. Bir pet şişe kapağını kuru kakaoya batırın ve minik toplar kopardığınız hamura bastırın. Yağlı kağıt serdiğiniz fırın tepsisine dizin ve önceden 180 C' ye ısıttığınız fırında 40 dk pişirin. Afiyet olsun....
------------------------------------------------------------------------------------------------

12 Mart 2007

BİR OYUN ve MÜZEYYEN HANIMIN AŞURESİ


Sevgili dostlarım merhaba.

Anneannemin tarifiyle annemin yaptığı aşureyi anlatacaktım bugün size; ama bir de ne göreyim Zerrin beni sobelemiiişş. Eeee bu oyunları kim sevmez? Ben de önce oyuna katılayıım sonra da tarifi yazayım istedim.

Oyun şöyle,

Evet burada gerçekten birbirimizi göremiyoruz, seslerimizi duyamıyoruz belki ama "dost", "arkadaş" olabiliyoruz. Çünkü yüreğimizden dökülenleri yazıyoruz sayfalarımıza, belki seslerimizi birbirimize hiç duyurmadan. Tariflerimizi, yaptığımız yemekleri paylaşıyoruz bloglarımızdan o nefis kokuları koklamadan. Kızgınlıklarımızı, hüzünlerimizi belki gizli gizli aralara serpilmiş sevdalarımız bile var bu sayfalarda. Her sabah büyük bir merakla okuduğumuz, sanki o anlatıyor da biz dinliyormuş edasıyla gelsin de konuşalım dediğimiz dostlarımız var bu sayfalarda. Oyun istiyor ki bu dostlarımızı, arkadaşlarımızı başkaları da tanısın, okusun, öğrensin...

Ne mutlu bana ki Zerrin beni de seçmiş dostları arasına . Tekrar teşekkür ederim ben ona...

Şimdi ben de tanıtayım size buradan edindiğim dostlarımı teker teker.

1) Chemistry: Hindistanlı bir arkadaş geldi buldu beni bir kaç ay önce. İnceledikçe sevdim sayfasını. Yemek tarifi yok blogunda, yaşadığımız dünyayı ilgilendiren ağırlıklı olarak çevre sorunlarını anlatıyor. Güzel, hoş araştırmaları var.

Selamlar sana Mr Saini... DUYARLI SAINI

2) Elit: Elit'i blogumu yeni yazmaya başladığım acemi yazarlık günlerimden beri tanıyorum. Tatlı mı tatlı ve cici bir dost. İdealleri var koskocaman ve yılmadan peşinde koşuyor. Kurslara gidiyor, okuyor, öğreniyor, dinliyor. Kendini aşmaya çabalıyor. Bir de en son trendleri biliyor. Yeni çıkanlar, işe yarayan ve yaramayanlar. Koular, takılar, filmler, kitaplar...

Başarı seninle olsun Elit...TREND ELIT

3) Deniz: Biz birbirimiz çok iyi anlıyoruz onunla. Dillerimiz aynı ve de söylediklerimiz. İçten bir dost, akıllı bir anne ve şairane, masalımsı bir deniz o. Sıradan yemekleri bile sıradışı şekillere sokabiliyor. Güzel, pratik tarifleri ve ilginç hobilerini siz de görün isterim. Ben onun İzmir kokan yanaklarından öpmeyi seviyorum...

Kordon rüzgarı yanağını okşasın Deniz... YARATICI DENİZ

4) Zerrin: Nasıl tanıştığımızı ben tam hatırlayamadım. Sen hatırlıyor musun Zerrin? Sanırım bir yemek etkinliği olmalı. O günden beri dört gözle yazılarını takip ettiğim akıllı bir dost. Minicik bir olayı bile upuzun bir hikaye olarak heyacanla okunacak dilde anlatıveriyor kendileri. Çoook uzaklardan tarifleri var, bazen de bizlerden değişik tarifler veriyor. Kendini beslenme konusunda aşmış sımsıcacık bir dost. Sayfasını her gün güncellesin istiyorum, istiyorum ki onun tatlı dilinden güzel yazılarından mahrum kalmayayım.

Teşekkürler sana Zerrin, miss gibisin...SANATÇI ZERRİN

5) TaTa: Sevgili TaTa. Bana ilk yazdığında kimdir, nedir bilmiyordum. Ancak yazdığı iki cümle bile ona müthiş saygı duyma dürtüsünü uyandırdı bende. Annem gibi o. Anneme benziyor sözleri. Bazen sofrasını anlatıyor, bazen gördüklerini sonra da düşündüklerini. İlgi ve büyük bir merakla okuyorum, dinliyorum onu.

Saygılar sana TaTa...ANNE TATA

6) Tuba: Uzaklardan bir dost edindim kendime. Yeni kıtadan. Öyle tatlı dilli ki. Bazen yaptığı tatlıları yiye yiye böyle oluyor herhalde diye düşünmekten alıkoyamıyorum kendimi. Her sabah yeni bir tarif, özlü bir yazı ve nefis resimlere bakmak için oturuyorum PC başına. Bazı Pazar günleri evde cici kız edasıyla yaptığım yemeklerin tarifleri ondan. Çünkü çok pratik ve çok lezizler...

Seni seviyorum Tuba...PRATİK TUBA

7) Aybike: Blogunu en sık güncelleyen dostum benim o. Her sabah şirin bir tarif ve Labiate familyasından olduğunu tahmin ettiğim kır çiçekleri arasında gülümseyerek bana merhaba diyor. Türkiyeden tarifleri var, annelerinden öğrendiği püf noktaları ile beraber. Sonra yabancı mutfakları bize yakın kılmaya çalışan değişik tatları tanıtan tarifleri. Çok çalışkan cici bir anne.

Hep gülümse Aybike...ÇALIŞKAN, AZİMLİ AYBİKE

E tarifi de yazayım artık değil mi?





Malzemeler:

- 1/2 kg aşurelik buğday
- 6 su bardağı toz şeker
- 1/2 su bardağı nohut, kuru fasülye, pirinç, çekirdeksiz kuru üzüm
- 6 incir, kuru kayısı
- 1 portakalın kabuğu
- 1 kahve fincanı gül suyu
- 1 paket vanilya
- 3 avuç fındık, ceviz içi
- Tarçın
- Zencefil
- Hindistan cevizi
- Kuru dut
- Nar
- Karanfil
- Damla çikolata

Yapılışı:

Akşamdan yapılacak işlemler

Kuru fasülye ve nohut ayrı kaplarda ıslatılın.

Buğday ayıklanır, yıkanır ve üzerine 1 tatlı kaşığı karbonat dökerek ılık su ile ıslatın. 1-2 saat sonra buğdayın suyunu süzün ve yıkayın. Üzerini biraz geçecek kadar sıcak su ilave edip 15 dk kapağı açık olarak kaynatın. Daha sonra ateşten alarak sabaha kadar ağzı kapalı olarak serin bir yerde bekletin.

Sabah yapılacak işlemler

Buğdayın üzerine su ekleyerek iyice kaynatın. Yapışmasını engellemek için arada karıştırın. Nohut ve fasülyeyi haşlayın, buğdaya ilave edin. Karışıma pirinci ve incecik kıyılmış portakal kabuğunu ekleyin. Karıştırdıktan sonra toz şekeri ve bir avuç kadar haşlanmış kuru üzümü ilave edin. Karanfilleri bir cezve içinde kaynatın. Süzdüğünüz suyunu aşure tenceresine koyun. 1 tatlı kaşığı zencefil ekleyin. Ateşten almadan 10 dk önce doğranmış kuru incir, kayısı, karadut, gülsuyu, vanilya ekleyin.

Kaselere boşalttıktan sonra soğumaya dönünce süslemek için fındık, ceviz içi, tarçın, hindistan cevizi, nar ve damla çikolata ile süsleyin.

Afiyet olsun...



-----------------------------------------------------------------------------------





19 Şubat 2007

TÜRK KAHVELİ NESCAFELİ BROWNİE





Sevgili dostlarım merhaba hepinize. 

Yeni bir mutluluğun, yeni umutların, güzel günlerin habercisi olsun başlayan yeni hafta. Sevenler sevdiklerine kavuşsun, yağmur toprakla buluşsun diyelim...


Gelelim bu ayın etkinliğine...Ev sahibi Ayşenur. Bakalım beğenecek misiniz?



Malzemeler:


- 250 gr margarin (1 su bardağı)
- 300 gr toz şeker (1 su bardağı + 1 kahve fincanı)
- 1 paket vanilya
- 3 yumurta
- 250 gr un (1 su bardağı)
- 150 gr kakao (1 paket)
- 10 gr türk kahvesi (1 tatlı kaşığı)
- 10 gr nescafe
- 1 paket kabartma tozu
- 10 gr tuz
- 200 gr iri dövülmüş fındık (1 su bardağından biraz az)




Yapılışı:



- Fırınınızı 180 C' ye getirin ve ısınmaya bırakın. Kek kalıbınızı bir miktar margarin ile yağlayın. Bir kapta yağ (eritilmiş), şeker ve vanilyayı mikserin yüksek devirinde 7 dk çırpın. Yumurtaları teker teker ilave ederek 5 dk daha çırpın. Başka bir kap içinde un, kakao, kabartıcı, kahve, nescafe ve tuzu eliniz ile iyice harmanlayın. Bu karışımı sıvı karışıma ilave ederek mikserin hamur karıştırma ucu ile yoğurun. Fındıkları da ekleyerek karıştırmaya devam edin. Sonra karışımı kalıba dökün. 180 C'lik fırında 30 dk tutun. Fırını kapattıktan sonra 5 dk daha fırından çıkarmadan bekletin. Sürenin sonunda keki dışarı alın ve iyice soğuduktan sonra kalıptan çıkarın. Kekiniz afiyetle yenmeye hazırdır.



Afiyet olsun, sevdiklerinizle paylaşın...



------------------------------------------------------------------------------------







06 Şubat 2007

GEÇ KALMAYIN, DOLMA YAPIN






Merhaba sevgili dostlarım;

Şimdi kar yağıyor lapa lapa İstanbul sokaklarına; ama ne yerlerde, ne çatılarda ne de arabaların üzerinde birikmiyor. Sadece yağıyor. Daldım gittim ben de yağan kar tanelerini izlerken. Önce yan binada oturan adamı seyrettim biraz. Eline bir sigara almış, kapalı pencereden bakıyordu yağan kara. Sanki esip duran rüzgar binanın duvarlarını geçebilecekmiş gibi dehşetle bakıyordu savrulan ağaçlara. Karşıdaki kuaförde bir kadını gözüme kestirdim sonra. Sürülen ojenin kırmızısı atkısının tonundaydı...

Ben geç kalmıştım. Aslında karşıdaki adamı, kar tanelerini, kırmızı ojeleri seyrederken unuturum sandım. Hayır unutmadım hatta daha çok farkına vardım. Hem de çok geç kaldığımın. Söylenmesi gereken şeyi "en uygun zamanı" kollamak derdine düştüğüm için söyleyemedim, duyamadım...

Neyse ki herkesin ikinci şansı belki de üçüncü şansı var. O döndüğünde söylerim kayıp değil ki bu...

Siz de geç kalmayın olur mu? Sonra üzülürsünüz. Dolma yapın ama çeşit çeşit. Soğanları doğrarken, sebzeleri yıkarken de düşünün bir yandan " ya hayat bize ikinci bir şans vermeseydi" diye.



Mutlulukla kalın,

Acele etmeyin ama çok geç de kalmayın...


Malzemeler:


- 5 adet dolmalık biber
- 2 adet patlıcan
- 2 adet domates
- 2 adet patates
- 2 adet kuru soğan
- 4-5 dal taze soğan
- 1 su bardağı pirinç
- 1/2 su bardağı + 1/2 çay bardağı zeytinyağı
- 1 çay bardağı su
- 1/2 limon suyu
- Maydanoz
- Dereotu
- Kuru nane (Baharda taze nane :-)
- Karabiber
- Tuz


Yapılışı:

Ayıklayıp yıkadığınız pirinci bir kaba alın. Domatesin bir tanesini, taze ve kuru soğanları, dereotu, kuru nane, maydanoz, karabiber, tuzu, zeytinyağını pirinçle iyice karıştırın. Dolmalık biberlerin, patlıcanları, patateslerin ve domatesin içini oyun. Karışımı her birinin içine tepesinde bir parmak boşluk kalacak şekilde doldurun. Dolmaları tencereye dik duracak şekilde dizin. 1 çay bardağı su ile yarım çay bardağı zeytinyağını karıştırıp sebzelerin üzerine gelecek şekilde tencereye dökün. Sebzeler yumuşayana kadar kısık ateşte ağzı kapalı olarak pişirin; ama sakın benim gibi merak edip ikide bir kapağını açmayın....:-)


Afiyet olsun. Haaa yanında bol naneli, sarımsaklı, üzerine kırmızı biber ve zeytinyağı gezdireceğiniz güzel bir cacık da yapıverin olmaz mı?


------------------------------------------------------------------------------------


29 Ocak 2007

HAFTA SONUNDA CİCİ BİR KIZ OLDUM...




Merhaba;

Hafta sonu cici bir kız oldum ve güzel güzel yemekler yaptım. Biraz dikkat ediyorum bu günlerde yediklerime, içtiklerime. [Söylediklerime ise her zaman ;-) ] O yüzden ben yemedim çok fazla bu böreklerden. 

Neyse tarif aşağıda;

Mutlulukla kalın...

Malzemeler:

- 1 kg yufka (5 adet)
- 2 yumurta
- 1 su bardağı süt
- 1 su bardağı yoğurt
- 200 ml mısırözü yağı
- 250 gr kıyma
- 2 soğan
- Maydanoz
- 1 su bardağı bezelye
- Tuz
- Karabiber
- Kimyon

Yapılışı:

Yumurtaları çırpın ve sıvı yağ ile sütü ekleyerek karıştırın.1 adet yufkayı alarak hafif yağlanmış (sıvı yağ ile) fırın tepsisine yufkayı çok fazla gerdirmeden düzgünce kenarları tepsiden sarkacak şekilde yerleştirin ve üzerine sütlü karışımdan biraz yayın. Üzerine ikinci yufkayı serin ve aynı işlemi tekrarlayın. Üzerine önceden hazırladığınız kıymalı içi (soğanlar pembeleşene dek kavrulur, kıyma eklenir ve pişirilir, bezelye, karabiber, tuz, kimyon ve kıyılmış maydanoz eklenerek karıştılır .) eşit şekilde yayın. Yufkalardan birini küçük küçük parçalara bölerek kıymalı için üzerine serpiştirin. Yumurtalı karışımdan biraz dökün. Üzerine 4. yufkayı kapatın ve yumurtalı karışımdan yaydırın. İlk yufkanın kenarlara taşan kısımlarını tüm yufkaların üzerine kapatın ve en üste 5. yufkayı serin. 1 yumurta sarısı ve yoğurdu fırça ile üzerine yaydırın. İsterseniz üzerine susam, keten tohumu, çörekotu vs serpebilirsiniz. Önceden 200 dereceye ısıttığınız fırında üzeri kızarana kadar (yaklaşık 35 dk) pişirin.

------------------------------------------------------------------------------------


Sonra da afiyetle yiyin...


18 Ocak 2007

BİR ZAMANLAR İZMİR SOKAKLARINDA NELER SATILIRDI NELER...





Küçükken İzmir sokaklarında camekanlı arabalarda satılırdı şambali. Tüm İzmirliler bilir bu tatlıyı. Adı neden böyledir ya da başka bir adı var da bizler söyleye söyleye mi bu hale getirdik bilmiyorum. Ama bildiğim tek bir şey var ki o da çok lezzetli olduğu...

İstanbul' da sokaktan hiç bir şey almamaya çalışıyorum ben. Hele açıkta satılan şeylerin ne koşullarda hazırlandığını çok iyi biliyorum sektörde olduğum için. Size de hiç mi hiç tavsiye etmem. Hatta mümkünse eviniz dışında yememeye özen gösterin diyeceğim bana gülmeyeceğinizi bilsem...

Ama ben bu büyük kuralı bozdum bir kaç ay önce :-) Çandarlı tatilinde. Orada arabasıyla şambali satan bir amca var. Severim kendisini çok. Sadece orada alıveriyorum canım işte sokaktan...

Durun size anlatayım hikayesini...

Bir zamanlar ben de yaptığım incik boncuğu satmaya çalışmıştım Çandarlı sokaklarında yaz boyu. Daha tezgahlar yoktu ve henüz belediye izin vermiyordu sokak boyunca satış yapmaya. Sadece Deniz Cafe'nin önünde satabiliyorduk birşeyler. İşte o günlerde sokakta 4 satıcı vardı. Ben, kardeşim, şambalici amca ve hala kaynamııııışş süt darı diye bütün Çandarlı sokaklarını dolaşan mısırcı amca.

Küçük bir lise öğrencisiydim o zamanlar. Neyse her gece selamlardık birbirimizi. Bir de yaşlı mı yaşlı Kemal Amca vardı. Evi hemen orada olduğu için akşam yemeğinden sonra sandalyesini alır, ağır aheste adımlarla yanımıza gelirdi.

İlk geldiği gün şöyle bir bakmıştı bize. Bir tarafta muhtarın kahvesinden tanıdığı ve harıl harıl satış yapan mısırcı ve şambalici diğer tarafta henüz bir şey satamamış "mahzun prenses" ve kız kardeşi... Dediklerini aynen onun ağzından yazıyorum "Aaaa durun kızlar ne boynunuzu büküvereyonuz hemencecik. Daa alıveren çıkar. Hadi gari şefteniz de benden".İşte güzel bir dostluğun "şeftesi de" atılmıştı böylece. Sonradan mısırcı amca ve şambalici de katıldı bize. Hep birlikte her gece çok eğleniyorduk. İki genç kız ve 3 yaşlı ton ton amca... 

O parayı hala saklıyorum cüzdanımda. O günden sonra satışlar açıldı. Gerçi laf aramızda Kemal Amca zorla yakışıklı mı yakışıklı bir kasaba delikanlısı torununu mecbur etmişti bizden her hafta bir şeyler almaya...

O seneden sonra bir daha satış yapmadım ama yazlığa her gidişimde mutlaka ziyaret ettim Kemal, mısırcı ve şambalici amcayı... Sonra bir sene göremedim Kemal Amca'yı. Pazarda yakışıklı mı yakışıklı bir kasaba delikanlısı olan torununa rastladım ve sordum dedesini. Dedemi dedi Ocak ayında kaybettik....

Çok üzüldüm....Bir dostum gitti....

Her Ocak ayında yapıyorum bu tatlıyı, Kemal Amca ile geçirdiğim esintili Çandarlı günlerinin anısına... Allah rahmet eylesin.... (Şambalici amcanın anlatımıyla anneannemin klasik tarifini birleştirdim.)

İşte aşağıda o güzel günlerden kalma tatlı mı tatlı anılarla dolu bir tarif...

ŞAMBALİ (İZMİR TATLISI)

Malzemeler:

- 2,5 su bardağı irmik
- 1 su bardağı toz şeker
- 1 su bardağı yoğurt
- 1 paket vanilya
- 1 paket kabartma tozu
- 1 avuç soyulmuş yer fıstığı

Şerbet

- 3 su bardağı şeker
- 3,5 su bardağı su
- 1/4 limon suyu


Hamur yoğurma kabına; yoğurt, şeker, vanilin ve kabartma tozunu ekleyip bir güzel çırpın.  İrmiği de ekleyip kıvamlı hamur haline gelene kadar karıştırma işlemine devam edin. Fırın tepsisini yağlayıp altına biraz mısır unu serpin. Hazırladığınız kek hamuru gibi olan kıvamlı şambali hamurunu  üzerine yayıp, üstünü düzgünleştirin. Hamurun üstüne soyulmuş yer fıstığı sıralayın. Önceden ısıtılmış 190 derecelik fırında altı ve üstün pembeleşene kadar pişirin. Fırından çıkarır çıkarmaz sıcakken önceden hazırlayıp ( Şerbet: Şeker, su ve limon suyunu 10 dk kaynatıp, ateşten alarak soğumaya bırakın. ) soğumaya bıraktığınız şerbeti dökün. Pişen tatlıyı sönmüş fırının içinde biraz bekletip şerbetini iyice çekmesini sağlayın.


Afiyet olsun tatlı günlerin anısına...

------------------------------------------------------------------------------------

15 Ocak 2007

PİLAV YEDİM TAŞ ÇIKTI... EMİNE BEDER'İN İÇ PİLAVI




Merhaba;

Konusu özenle seçildiği her halinden belli olan yeni bir #YE# etkinliğinde bir arada olmak çok hoş. Yaban güllerini bu yüzden severim ben. Güzel kokusu etrafına bir sürü çalışkan arıyı toplar...

Pirinç denilince benim aklıma bembeyaz pilav geliyor . E onu da çok bilindik bir tarif olması yüzünden es geçtim. Ne hazırlamalıyım, ne hazırlamalıyım derken Osmanlı Mutfağına has olan biraz ağır olduğunu düşündüğüm "iç pilavı" denemeye karar verdim. Tarif Emine Beder'e ait. Yapması benden... Eee takdir de sizden...


Malzemeler:

- 1 orta boy soğan
- 2 su bardağı pirinç
- 2.5 su bardağı et suyu
- 1/2 çay bardağı sıvı yağ (pilav için)
- 1/2 çay bardağı sıvı yağ (fıstıklar ve ciğer için)
- 250 gr kuzu ciğeri
- 1 çorba kaşığı kuş üzümü
- 1 çorba kaşığı çamfıstığı
- 1/2 demet dereotu
- Karabiber, tarçın, yenibahar (1' er çay kaşığı)
- 2 tatlı kaşığı şeker
- Tuz
- 1/4 limon suyu

Yapılışı:

Pirinçleri ılık, limonlu ve tuzlu suda 30 dk bekletin. Bir tava içine sıvı yağ (zeytin yağı kullandım) alıp, çam fıstıklarını hafifçe pembeleşene kadar kavuralım. Fıstıkları yağdan delikli bir kepçe yardımıyla alalım. Aynı tavaya minik minik doğranmış ciğerleri alalım ve yumuşayana kadar kavuralım. sonra delikli bir kepçeyle alıp bekletelim. Başka bir tencereye pilav için kullanacağımız sıvı yağı (mısır özü kullandım) alıp, küp doğranmış soğanları ekleyerek pembeleşene kadar kavuralım. Pirinçleri süzüp onları da ekleyerek kavurmaya devam edelim. Kuş üzümünü, çam fıstıklarını, şekeri, sıcak et suyunu ekleyip tuz miktarını ayarlayalım. Kısık ateşte pirinçler suyunu çekene dek pişirelim. Pişen pilavı ateşten almadan önce ciğerleri, baharatları ve kıyılmış dereotunu  ekleyerek karıştıralım. Pilav 15-20 dk demlendikten sonra servis yapabiliriz.

Afiyet olsun...


Görüşmek üzere, mutlulukla kalın...
------------------------------------------------------------------------------------

11 Ocak 2007

PORTAKALLI KEREVİZ VE OCAK AYI AMA BEN NEDEN ÜŞÜMÜYORUM?








Merhaba sevgili dostlarım.

Ne ilginç değil mi? Kış sebzeleri tarifleri ekliyoruz bloglarımıza durmadan ama ortada ne kar var, ne yağmur, ne de üşüten fırtınalar. Oysa aylardan Ocak ve onu da neredeyse yarılamak üzereyiz.

Kendi küçük dünyamızda seviniyoruz belki de buna. Oh oh bu sene az üşüdüm, güneşli havalarda gezdim diye. Sadece Türkiye değil bütün dünyada sıcaklık normalin üstünde. Avusturya'dan Arkadaşım Ka. de oralarda havaların inanılmaz sıcak gittiğini söylüyordu geçen gün. Ancak emin olun ki ne Kutup Ayıları, ne Alaska Ren Geyikleri ne de Mavi Balinalar böyle sevinmiyor.


Umarım yapabileceğimiz bir şeyler vardır ve bunların farkında oluruz. Daha da önemlisi elimizden geleni yapabiliriz.

Kerevizin ne tadını ne de kokusunu çok sevmiyorum aslında. Hatta babaannem "Çocukluğumda sırf kereviz kokusunu derin derin koklamak için manavların arka sokaklarında sıralandığı Menemen'in meşhur "Taş Hanı'na" uğrardım her fırsatta. " dediğini duydunca kıkır kıkır gülmüştük sevgili kardeşlerim Pı. ve On. ile. Kerevizin kokusu mu ıyyyy diye.

Geçenlerde ziyaretine gidince Ze. yengemde yedim. Ben nezaket icabı minik bir tabak almıştım; ama o kadar lezzetli olmuş ki dayanamadım ve bir tabak daha istedim.

Sonra anneme de söyledim evde denemesi için. Tarif, aşçılık anneme ait. Ben sadece fotoğrafladım, kalori tablosunu düzenledim ve tabii ki oturup bir güzel yedim.

Malzemeler:

- 5 orta boy kereviz
- 3 kuru soğan
- 2 kerevizin yeşil yaprakları
- 1 çay bardağı zeytin yağı
- 1/4 limonun suyu
- 1 çay bardağı portakal suyu
- 1 yemek kaşığı pudra şekeri
- 1 çay kaşığı tuz

Yapılışı:

Kerevizlerin kabuklarını derin olarak soyup iri iri dilimleyin. Limonlu suda bir süre bekletin. Tencerede ince ince doğradığınız soğanları zeytinyağının yarısı ile kavurun. Üzerine limon suyunda beklettiğiniz ve suyunu süzdüğünüz kerevizleri ekleyin. Kereviz yapraklarını, tuzu, şekeri, portakal suyunu ve zeytinyağının geri kalanını ekleyelip ağır ateşte pişirin. Soğuduktan sonra cam veya porselen bir kaba alıp, soğuk olarak servis yapın.

Afiyet olsun size şimdiden.



BİR BAŞKA PORTAKALLI KEREVİZ TARİFİ İSE BURADA 


------------------------------------------------------------------------------------




05 Ocak 2007

KETEN TOHUMLU PAZAR OMLETİ






Merhaba;

E bayramda bol bol vakit bulunca mutfağa attım kendimi dedim ya işte ilk tarifim "Keten Tohumlu Omlet" Pazar sabahı maaile beraber kahvaltı yapmak güzel oluyor. Herkes bir araya toplanınca değişik birşeyler yemek ve kahvaltıyı uzattıkça uzatmak gerçekten çok eğlenceli. Ben de bu pazar elimdeki malzemeleri değerlendirmek adına bir tarif uyduruverdim. ama sonuç hoş oldu gerçekten. Siz de deneyin bence...

Malzemeler

- 4 adet yumurta
- 1 tatlı kaşığı tereyağı
- 1 tatlı kaşığı zeytin yağı
- 6 zeytin
- 2 kibrit kutusu kadar beyaz peynir
- 2 dilim dil peyniri
- 2 dilim taze kaşar
- 2 tatlı kaşığı galeta unu
- 1 tatlı kaşığı mısır unu
- 1 kahve fincanı süt
- 1/4 demet maydanoz
- 1-8 demet dereotu
- 2 tatlı kaşığı keten tohumu
- Kekik
- Nane
- Pul biber
- Karabiber
- Tuz

Yapılışı

Çırpıcının kabına yumurta, tereyağı, zeytin, peynirler, galeta ve mısır unu, süt, maydanoz, dereotunu koyup bulamaç haline gelene kadar çırpın. Karışımı zeytin yağı damlattığınız ve biraz ısıttığınız tavaya boşaltın. Ara ara tavayı sarsarak pişmesini sağlayın. Üzerine baharatları ve keten tohumunu serpin. 10 dk sonra üzerine bir kapak kapatarak 3-4 dk. da böyle pişirin. Sonra omleti ters- yüz edin. Kapağını kapatmadan öbür yüzünün de pişmesini sağlayın.

Omletiniz hazırdır.

Afiyet olsun...


------------------------------------------------------------------------------------


25 Aralık 2006

SİZ HİÇ BİR MENEMENLİ ELİNDEN MENEMEN YEDİNİZ Mİ?








Merhaba;

Sıkıcı, yorucu, boğucu günler geride kaldı artık. Mutfağa girdim nihayet ve favori yemeklerimden Menemen yemeğini pişirdim. E tabi tahmin edersiniz ki evde 3 domates, 2 soğan falan kalınca insanın aklına başka alternatif gelmiyor. Hele bir de benim gibi kolu kanadı kırık bir ruh halinde iseniz...

Her evde pişirilir Menemen yemeği hemen hemen. Hatta bazen Melemen diye yanlış olarak da telafuz edildiği oluyor. Türk Dil Kurumu yazım sözlüğünde de aradım, ben yanılmıyorum Menemen diye geçiyor orada da yemeğin adı.

Bu yemeği babaannem çok güzel yapıyor. Sırrını da kimselere vermiyordu. Ama annem öğrenmiş geçenlerde. Yemeğe konulan sebzeler mümkün olduğunca iri iri doğranacakmış. Böyle deneyin gerçekten nefis oluyor. Yıllardır kuşaktan kuşağa, kulaktan kulağa fısıltıyla yayılan büyük sır buymuş. Ben artık böyle deniyorum ve sonuç çok güzel oluyor...

Bu sefer biraz değişiklik yaptım tarifte. Aşağıda farklı renkle yazdığım malzemeleri bu sefer değişiklik olsun diye koydum. Orjinal tarifi de aşağıda bulabilirsiniz...


Malzemeler:


- 3 adet olgun domates
- 2 adet sivri biber
- 1 adet dolmalık biber
- 2 adet kuru soğan
- 2 dal taze soğan
- 3 -4 diş sarımsak
- 1 yemek kaşığı tatlı biber salçası
- 4 yumurta
- 1 kahve fincanı zeytinyağı
- Tuz
- Karabiber
- Kekik
- Nane
- Pul biber

Yapılışı:

Öncelikle bol suyla yıkayıp temizlediğiniz sebzeleri mümkün olduğunca iri iri doğrayın. Genişçe bir tavaya zeytinyağını alın. Yağ hafifçe ısındıktan sonra taze ve kuru soğanları ekleyin. Soğanlar pembeleşmeden sarımsakları ekleyin. Bir iki çevirdikten sonra biber salçasını ekleyin. Salça homojen olarak tavaya yayıldıktan sonra biber (sivri, dolmalık) ve domatesleri ekleyin. 5 dk karıştırarak pişirdikten sonra, tavanın kapağını kapatın ve 10 dk sebzeler suyunu salana kadar bekleyin. Domatesler suyunu salıp çekmeye dönerken yumurtaları kırın ve hafif karıştırarak yumurta sarılarını dağıtın. Ocaktan almadan üzerine tuz ve diğer baharatları serpin.

Afiyet olsun...


------------------------------------------------------------------------------------


Not:


-Sebzeleri iri iri doğrayın ve soğanların çok kavrulmamasına dikkat edin.


07 Aralık 2006

BİR DİLİM EKMEK İÇİN...





Merhaba sevgili dostlarım...

Bu aralar yeni yeni ekmek tarifleri geliştirmekle uğraşıyorum tüm gün. Bir firma için prebiyotik lifli ve katkısız ekmek tarifleri deniyorum bol bol. Geçenlerde evde de uygulanabilecek güzel bir tarif oluşturdum. (Bu tarif katkısız ve lif içermeyen bir tarif.) Annemden de geçer not alınca sizlerle de paylaşmak istedim.

Şöyle ailece yapılan bir pazar kahvaltısına diyorum yapsanız sıcacık ekmeklerden. Hani anneler ve babalar erkenden kalkar çayı demler, yumurtaları pişirir ve yanağınızdan öperek "Haydi çocuklar kalkın. Bak güneş çoktan doğdu bile" der de ; çocuklar da artık koca koca adamlar kadınla olsalar bile "Anne noolur beş dakika daha uyuyayım" diye sızlanırlar. İşte öyle sımsıcak, bir arada güzel bir pazar kahvaltısına uygun bir tarif bu.

Deneyin siz de...

Belki ne zamandır aklınızda olan, tadı damağınızda kalmış ve unutmaya başladığınız o pazar kahvaltıları geri geliverir...


Malzemeler


Ölçüleri Sinbo marka ekmek pişirme makinasının ölçü kaplarına göre veriyorum.)


-200 ml + 1/3 cup soğuğa yakın ılık çeşme suyu
-3 cup + 1/8 cup un
-2 tablespoon süt tozu
-2 teaspoon toz şeker
-1 teaspoon tuz
-2 teaspoon maya (kuru instant maya)
-1 tablespoon + 2 teaspoon sıvıyağ

Yapılışı

Bütün malzemeleri yukarıda verdiğim sıra ile ekmek yapma makinanızın kabına koyun ve Program 1' de çalıştırın.

------------------------------------------------------------------------------------------------

21 Kasım 2006

HESAP İŞİ KEK






Kek sever misiniz siz de benim gibi... Ben de çok severim. Yemeyi de severim, pişirmeyi de. Gıda ArGe' sinde çalışıyorum dedim ya, güzel tarifler ve bunların endüstriyel uygulamaları benim işim. 
Aşağıda size detaylı olarak yapılışını anlatacağım. Bazen geliştirdiğim tarifleri evde de uygulamak istiyorum. Ama gramları, dk. ları ev ölçülerine uydurmak zor oluyor. Pişince hazır kekler gibi olacak. Bu tamamen sade ve istenilen gibi süslenebilecek bir tarif. Bu formülü yeni geliştirdim ama kime gidecek bilmiyorum henüz...


Mutfak terazisi olanlar için yuvarlak gramajları da veriyorum.

Hadi bakalım kolay gelsin...


Haaa bu arada bundan sonra siteme eklediğim her tarifin besin değerleri tablosunu da altına ekleyeceğim. İş yerinde geliştirdiğim bir proğram sayesinde zaten hesaplamaları yapıyordum. Bundan sonra eklediğim tariflerin altında besin ve enerji değerlerini görebileceksiniz. Böylece tariflerimi uygulamak istediğiniz zaman kabaca alacağınız kalori ve diğer unsurların miktarlarından haberdar olacaksınız...


Malzemeler:


-1 su bardağı un (240 gr)
-1 su bardağı pudra şekeri (230 gr)
-3 yumurta (170 gr)
-1,5 fincan ılık su (90 gr)
-75 gr margarin
-1 paket kabartma yozu (10 gr)
-1 paket vanilya (5 gr)


Yapılışı:

Yarım saat önce dolaptan çıkardığınız ve oda ısısına gelmiş olan yumurtaların aklarını ve sarılarını birbirinden ayrı kaplarda toplayın. Aklarını mikserin turbo devrinde 5 dk çırpın. Sarıları ve pudra şekerini mikserin en yüksek devrinde 4 dk. çırpın. Sonra akları da karışıma ilave ederek 2 dk. yüksek devirde çırpmaya devam edin. 1 saat oda ısısında yumuşamış margarin, un, kabartıcı, vanilin ve ılık suyu kaba ekleyin ve mikserin en düşük devrinde hamur karıştırma ucu ile 2 dk çırpın. Yağlanmış kalıba karışımı dökün ve 170 C ye ısıtılmış fırında 32 dk tutun. Süre sonunda fırını kapatın ve keki 15 dk daha fırında bırakın. Keki dışarı aldıktan sonra soğumasını bekleyin ve kalıptan çıkararak kesin.


Afiyet olsun...


Umarım güzel sonuç alırsınız. Yorumlarınızı da bana yazarsanız kekin gelişimi açısından çok faydalı olur.




------------------------------------------------------------------------------------