Annemin Tarifleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Annemin Tarifleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11 Haziran 2014

SEVDİĞİMİZ BULGUR PİLAVI


Selamlar sevgili dostlar;

Hep fanfini fon, cafcaflı tarifler veriyoruz ya, bir de haftada en az bir defa yaptığımız yemekleri es geçiyoruz. Oysa asıl farklılıklar bu her evde pişen, alışılagelmiş, geleneksel tatlarda. Bin bir çeşit mutfakta, bin bir çeşit bulgur pilavı.

Ben evlenene kadar farklı bulgur pilavı pişirirdim, annem gibi. Evlendikten sonra eşimin annesinin yaptığını da yapar oldum sık sık. Hele kendi çiftliklerinden gelen bulgur ile yapılan pilav şahane...  Anneannem ise daha başka yapardı...

Annem sebzeli yapar bulgur pilavını. Önce soğanını kavurur, sonra orta irilikte doğranmış yeşil biber ve küp doğranmış domatesi ilave eder. Domates suyunu salıp, biberler yumuşayınca göz kararı laynar su ilave edip, tuzunu ayarlayıp 5 dk tencerenin ağzı kapalı sebzeleri iyice yumuşatır. Sonra bulgurları ekler ve bulgurları örtecek şekilde sıcak su ile su miktarını ayarlar. Kapağı kapalı olarak, bulgur suyu çekene kadar pişirir. Besleyici mi besleyici...

Kayınvalidem ise önce tereyağında / zeytinyağında bulgurları bir güzel kavuruyor. Sonra sıcak su ekleyip, tuzunu ayarlıyor. Ağzı kapalı şekilde suyunu çekene kadar pişiriyor. Çok leziz...

Anne annem ise ince doğradığı soğanları zeytinyağında hafif kavurudu. Ardından da bulgurları, ekler ve kavurmaya devam ederdi. Ardından suyunu ve tuzunu ayarlar, kısık ateşte, bulgurlar suyunu çekene kadar ağzı kapalı pişirirdi...

Siz de farklı bir yönteminiz var ise paylaşın olur mu?

26 Kasım 2012

ANNE USULÜ SÜTLAÇ


Merhaba arkadaşlar...

Bazı tatlar var ki insan çocukluğunda nasıl alıştıysa onu arıyor hep. Bilmem nerede, bilmem ne usulü de yeseniz annenizin yaptığının yerini tutmuyor hiç biri. Aaa bak bir daha böyle pişireyim dediğimiz nice yemek oluyor ki yine elimiz gidip anne tarifiyle yapıveriyor...

Sütlaç da benim için böyle işte... İllaki de annemin yaptığı, annemin tarifi...

Malzemeler:

* 1kg süt
* 1/2 su bardağı pirinç
* 1 litre su
* 3 yemek kaşığı pirinç unu
* 2 su bardağı toz şeker
* 1 limon kabuğu rendesi
* Tarçın

Yapılışı:

Pirinçleri yıkayıp suyu ilave ederek pişirin. Pirinçler iyice yumuşayana kadar pişirmeye devam edin. Lapalaşmaya dönerken soğuk sütü ekleyin. Kaynayana kadar arada karıştırın. Tencerede ısınan sütle pirinç ununu ayrı bir yerde karıştırın ve pirinç ununu iyice çözdürün. Pirinç unu karışımını, şekeri kaynayan süte ilave edin. Limon kabuğu rendesini de unutmayın. 1 taşım daha kaynatın. Sıcakken servis kaplarına alın. Oda ısısına gelince tarçın ya da istediğiniz başka malzemelerle (ki benim favorim tarçın, nar ve ceviz üçlüsüdür) süsleyin. Buzdolabında soğutun ve soğuk olarak servis edin...

Afiyet olsun...

12 Kasım 2012

HAYAT BİLGİSİ AİLESİ.... YEŞİL ZEYTİN ve SİYAH ZEYTİN YAPIMI...


Selamlar sevgili dostlar;

Epeydir hikaye yazmıyorum...

Bugün yazasım var. Hem hikaye yazasım hem de bir kaç tüyo veresim...

Daha önce size anlattığım üezre küçük ve hayalci bir kızken en sevdiğim ders Hayat Bilgisi dersiydi. Özellikle kış hazırlıklarını anlatan bölüm dün gibi aklımda :) 

Şehirde büyüyen bir çocuk olduğumdan, annem de çalışan bir bayan olduğu için bana masal gibi gelirdi, bu kışa girerken yapılan mutfak hazırlıkları. Bizde salçalar marketten alınır, tarhana, reçel İzmir'den anneanneden, babaanneden gelirdi. Erişteyi de hiç tatmamıştım o yaşlarda... Kitap öyle ballandıra ballandıra anlatırdı ki... "Annemiz turşu kurar, tarhana, salça yapar..." diye. Turşu deyince ağzım sulanır ve gözümün önünde kol kola girmiş kornişonlar dans ederdi...
Anneannem İzmir'de yapıp gönderirdi bize; ama ben hiç bilmezdim o zamanlar erişte nasıl yapılır, reçeller güneşte nasıl olur diye... Sadece bir kere ipe dizilip güneşe bırakılan bamyaları görmüştüm aynı boncuk kolyeler gibi...

İşte bunlar benim tatlı anılarım... Şimdi bile kitabın sayfası, resimler, bu hazırlıklar için koşuşan Hayat Bilgisi Ailesi gözümün önündedir....

Sahi şimdi bu ders var mıdır, var ise de kış hazırlıkları için neler yazıyor merak ettim şimdi. Bileniniz varsa yazsın n'olur. 

Oğluma hamile olduğumu öğrenir öğrenmez çalışma hayatıma son verdim. Çok da iyi yapmışım ki huzurlu, sakin bir hamilelik geçirdim. İlk yıl acemi annelik, koşturmaca derken ancak günlük, karın doyuracak yemekleri yapardım. Geçen yıl oğlum biraz daha büyüyüp serpilince yıllardır annemden, anneannemden, babannemden biriktirdiğim, okuduğum, öğrendiğim "geleneksel mutfak işlerine" ufak ufak başladım. Evden çalışıyor olmanın verdiği yük de tabii ki o konuya tamamen odaklanmamı engelliyor; ancak bulduğum her fırsatta şehirde yaşayan çoğu genç bayanın bilmediği, unuttuğu belki de varlığından bi-haber olduğu  geleneksel tatları hayata geçirdim. Önce yoğurt mayalamayı öğrendim, sonra peynir yaptım. Reçeldi, turşuydu, şerbetti becerdim. Tereyağı yapabilir miyim derken buldum kendimi sonra... Eh mis gibi tereyağına ev yapımı ekmek de gerek... Hem elde hem de makine de çeşit çeşit ekmekler denedim... Hatta oğluma erişte bile yaptım...

Bu sene sonbaharda İzmir'e gidince ellerimle tek tek ağacımızdan hem yeşil hem de siyah zeytinleri topladım. Her sene zeytinimizi annem yapar bize hazır getirirdi. Bu sene gözümü kararttım ve kendi zeytinimizi yaptım...

Taa anneannemin babaannemin büyüklerinden miras gelen geleneksel tarif aşağıda. Gerçi tüm Ege'de üç aşağı beş yukarı aynıdır tarif. Ben aşama aşama yazdım.

Henüz olmadı zeytinler bir kaç haftaya olacaklar. O zaman da size fotoğraflarım son hallerini...




...Güzelim zeytinler...

Zeytin deyip geçmemeli, zeytin tüm diğer yaratılan nimetler gibi bir mucizedir. Ben zeytini çok sever çok da yerim...

Bilmeyenlerimiz var ise yazayım ki zeytinler kabaca "yağlık" ve "sofralık" diye iki cinse ayrılır. Tabii kendi aralarında da kalitesine göre çok çeşitli adlarla anılır. Trilye, domat, memecik, uslu, çelebi, erkence.... Böyle uzaar gider. 

Yeşil ve siyah zeytinler olgunlaşma dönemlerinin uzunluğuyla orantılı olarak bu isimleri almışlardır. Yeşil zeytinler geç kararır ve kararınca pek de lezzet vermez. Siyah olarak tüketilen zeytin daha erken kararır ve siyah zeytin olarak işlenerek tüketilir.

Aslında hem yeşil, hem de siyah zeytin farklı şekillerde yenecek hale getirilir. Kırma, çekişte, çizik, salamura, sele vs...

Ben yeşil zeytin için çizik ve siyah için de salamura yöntemlerini anlatacağım size...

Bu arada unutmadan dalından toplanan yeşil zeytin de siyah zeytin de oldukça acıdır.

ÇİZİK YEŞİL ZEYTİN YAPIMI

Yeşil zeytinler toplanır veya toplanmış olarak satın alındıktan sonra keskin bir bıçakla boylamasına üç yanından çizilir. Sade suyun içine konularak ağzı kapalı olarak bekletilir. Böylece zeytinlerin acısı biraz çıkar. 10 gün kadar ağzı hiç açılmaz. Zeytinler 10 günün sonunda sararmaya suyun rengi de bulanmaya başlar. Zeytinin suyu dökülür ve tekrar sade suya konur. Günde iki kere olmak kaydıyla (sabah-akşam) suyu değiştirilir. 1 hafta ila 10 gün içinde zeytinler o acımsı tadını kaybetmeye, tatlanmaya; doldurulan su da günden güne daha berrak olmaya başlar. 

Zeytinlerin iyice tatlandığına kanaat getirilince (hem de zeytinler yumuşar) Kaynamış soğumuş su, iri tuz ve limon tuzundan ibaret salamurası hazırlanır. (1 litre suya 3 yemek kaşığı iri tuz ve dövülmüş 1 /2 çay kaşığı limon tuzu eklenerek hazırlanır.)  Zeytinler sudan çıkarılır iyice yıkanır ve bir örtünün üzerinde biraz kurumaya bırakılır. Zeytinin yapılacağı bidon / kavanoza zeytinler alınır, üzerine salamura suyu eklenir. Aralara dilimlenmiş limon dizilir. ( 5 kg zeytin için 1/2 kg limon) Ağzı kapalı olarak bekletilir. Arada kontrol edilir, yenecek lezzete ulaşınca bidonun / kavanozun ağzı açılır. Açıldıktan sonra serin bir yerde saklanır...




SALAMURA SİYAH ZEYTİN YAPIMI

Zeytinler bir bidona alınır. 1 kg zeytine 70 gr iri tuz olacak şekilde tuz miktarı ayarlanır. Her gün, gün içinde bir kaç kere bidondaki zeytinler alt üst olacak şekilde bidon dairesel sallanır.Zamanla zeytinler kara suyunu salmaya başlar. Bu su dökülür. 4-5hafta içinde zeytinler tatlanmaya başlar. Bu süre ortam ısısı, zeytinin cinsine göre uzayıp kısala da bilir. Arada kontrol edip, tatmakta fayda var. 


Kolay gelsin...

31 Ekim 2012

TURŞU YAPALIM....




31 yıllık hayatım boyunca ilk defa, çeşit çeşit turşular kurayım istedim şu fani dünyada...

Anneme sordum, kayınvalideme danıştım, kitaplara baktım, interneti taradım... 

Anneminkinin tuzu çok geldi, ama kerevizi bol tutması hoşuma gitti. Kayınvalidem de sarımsağa hiç acımıyor zaten turşuda. Hepsini harmanlayıp kendimce bir yöntem belirledim ve dedim ki eğer güzel olursa her sene bu tarifle yapacağım... 

Kavanoza  sebzeleri bir bir dizerken, dualar okudum besmeleler çektim. Bu benim elim değil Fatma anamızın eli bile dedim vallahi :))

Turşuların olmasını beklemek, oğlumun doğumunu beklemekten daha heyecan verici geldi bana neredeyse. 

Geçtiğimiz hafta kurufasülye pişirince resmi bir törenle açtım turşu kavanozlarını :))

Devlet erkanı Anıtkabire, Ata'mızın ebedi istirahatgahına çelenk koymuş mudur bilmem ama ben evde küçük çaplı bir saygı duruşunda bulundum :)

Yiyen herkes tam kıvamında buldu turşumu. Eğer bu  acemi şansı değilse; kızlarıma, torunlarıma aktaracağım formülümü buldum...

Sırrı ben de kalacak değil ya...

TURŞULARIMDAN SATIN ALMAK İSTERSENİZ LÜTFEN ZİYARET EDİNİZ....

SALATALIK TURŞUSU

2 kg orta büyüklükte turşuluk salatalık
5-6 dallı kereviz yaprağı (çok kalın dallar değil, yaprağı bağlayan ince dallar)
1 baş sarımsak
1,5 su bardağı sirke (üzüm)
3 yemek kaşığı kalın tuz
1 avuç nohut
Kaynamış soğumuş su

Yıkadığınız salatalıkları bir çatalla 3-4 yerinden delin. Turşuyu kuracağınız kavanozun dibine 1 avuç yıkanmış nohutu atın. Salatalıkları sıkı sıkı dizin. Aralara sarımsak ve kereviz yapraklarını sıkıştırın. Üzerine sirke, tuz ve suyunu ilave edin. Sebzelerin üzerini örtecek kadar olmasına dikkat edin. Ağızını sıkıca kapatıp oda ısısında kuytu bir köşede 3 hafta kadar bekletin. Salatalıkların rengi sarımsı olunca turşunuzu açabilirsiniz.

BİBER (ACI,TATLI) TURŞUSU

1 kg biber
1 baş sarımsak
Yarım avuç nohut
3 yemek kaşığı kalın tuz
1 su bardağı sirke (elma/üzüm)
Kereviz yaprağı
Kaynamış soğumuş su

Biberleri yıkayın, tercihe göre saplarını kesebilirsiniz. Kesmeyince çok yer kaplıyor ve kavanoza nizami yerleştirmek zorlaşıyor. Kavanozun dibine yine nohutları koyun. Biberleri dizin. En üste kereviz yaprakları ve sarımsakları koyun. Sirke, tuz ve suyunu ayarlayın. Ağızını sıkıca kapatıp oda ısısında kuytu bir köşede bekletin. Biberlerin rengi sarımsı olunca turşunuzu açabilirsiniz. Salatalık turşusuna göre daha çabuk oluyor.

GÖK DOMATES TURŞUSU

1 kg yeşil domat
1/2 demet maydanoz
1 baş sarımsak
2 adet kalın halka doğranmış havuç
3 yemek kaşığı kalın tuz
Yarım avuç nohut
1 su bardağı sirke (elma)
Kaynamış soğumuş su

Domatesleri yıkayıp çatalla bir kaç yerinden delin. Havuçları temizleyip halka halka doğrayın. Kavanozun dibine sarımsak, maydanoz ve nohutu koyun. Domatesleri yerleştirin. Su, sirke ve tuzunu ayarlayın. Ağızını sıkıca kapatıp oda ısısında kuytu bir köşede bekletin. Hemen hemen salatalıklarla bir oluyor...


Afiyet olsun....

13 Ekim 2012

OLDUKÇA DETAYLI ZEYTİNYAĞLI İÇ BAKLALI ENGİNAR TARİFİM...



Merhaba canım dostlar; 

Epeydir bloglar arası yemek etkinliğine katılmıyordum. 

Kafamda katılmayı planladığım bir kaç farklı tarif var. Yöresel Lezzetler olunca konu, az çok tahmin edersiniz neler yapacağımı :)) İzmir ve Ege mutfağından tabii :)) 

Aslında niyetim; yapabilirsem, fırsat bulabilirsem kayınvalidemden gördüğüm Yozgat ve İç Anadolu'ya ait bir şeyler de hazırlamak. Sahi size anlatmıştım  daha evvel, İç Anadolu'nun yeme içme kültürü benim alışkın olageldiğim İzmir ve Ege mutfağından epey farklı. Hamur işleri, bakliyat ağırlıklı. Yemekler kavrularak, salçalı ve alabildiğine ağdalı. Acılı, sarımsaklı. Hele turşu olmazsa olmazları. Eşim çocukluğundan beri pek alışamamış bu yemek kültürüne. Ona hep daha farklı şeyler yapmışlar. Daha hafif, sebze ve et ağırlıklı. Bir İzmir'li eşi olacağı içine doğuyordu ellaham :)) ( Ellaham kelimesini çok sık kullanıyorlar, anlamı "zannedersem" demek ellaham :)) 

40 yıldır İstanbul'da yaşayınca onlar da buradaki mevcut sebze, meyve, et vs ile ağırlıklı olarak hiç bir yöreye ait olmayan, hepimizin evinde kabaca aynı yöntemle pişen "yöresiz" yemeklerden yapıyorlar; ancak yöresel yemeklere sofralarında her zaman yer var. Ne de olsa kayınvalidem geleneklerine bağlı tam bir Anadolu kadını. Muhakkak bana da tattırıyor yaptığı zaman. Pek de güzel yapıyor. 

Bu güne kadar yediklerim içinde bir daha asla yemem dediklerim, çok beğendiklerim, hatta kendi mutfağıma da taşıdığım, tarifini öğrendiğim yemekler oldu. Arada sizlerle paylaşmak isterim. Dediğim gibi belki bir de İç Anadolu Mutfağından bir tarifle katılırım etkinliğe.

Lafı sözü uzatmadan gelelim tarife....

Size Zeytinyağlı, İç Baklalı Enginar tarif edeceğim. Malzemesi az, hafif, lezzetli bir o kadar da besleyici. Eğer Ege'de yaşıyorsanız oldukça ekonomik, diğer şehir ve bölgeler için belki biraz daha maliyetli.... İzmir dışındaki yerlerde bu yemeği daha farklı yapıyorlar, enginarın sadece çanağını kullanıyorlar hep. Oysa enginarı enginar yapan o yeşil yapraklarıdır. Lütfen siz de enginarı yeşil yapraklarıyla bir tüketin. 





Annem geçtiğimiz ilkbaharda İzmir'den gelirken bu tazecik, körpe enginarlarla, iç baklayı getirmişti. Zeytinyağı komşumuzun zeytinlerinden sıkma...O zaman çekmiştim bu fotoğrafı, renkler, sebzeler o kadar hoşuma gitti ki blog sayfamın fotoğrafı olarak seçtim. 


Şimdi malzemeleri sıralayalım.

Malzemeler:

* 1 çay fincanı zeytinyağı . 
* 6-7 dal ince taze soğan.
* 1 adet orta boy kuru soğan.
* 1 su bardağı ayıklanmış iç bakla.
* 3 adet enginar. (içleri ve en dışındaki sert yaprakları, dikenleri temizlenmiş, dörde bölünmüş) (Körpe olanları bu yemek için daha makbuldür. )
* 1/2 demet dereotu
* 3/4 su bardağı ılık su
* 4-5 diş sarımsak
* Tuz
* Enginarların kararmaması için limonlu, unlu su.
* Ayıklanmış enginar sapı.
* 2 yemek kaşığı limon suyu


Yapılışı:

Size işi taa başından anlatayım ben en iyisi. Öncelikle güzel enginar seçmeyi bilmek gerek. İzmir ve Ege'de yetişen enginarlar kapalı ağızlı, diğer tip enginarlar ise (Bursa, Kıbrıs) açık ağızlıdır ve daha iri yapılıdır. Ben genelde İzmir tipi enginarları tercih ediyorum, daha az dikenli ve körpe oluyorlar.


Asla "tabak" diye tabir edilen enginarı satın almam. Muhakkak bütün alır kendim temizlerim. İçinden çıkan püsküllü kısmı hariç diğer tüm artıklarını değerlendiririm. (Sonra yeri geldikçe yazarım size de bu yöntemleri, konu uzamasın) Neyse biz enginar seçme işine geri dönelim....Enginarlar sapından tutularak ileri geri sallanır. Kafası sağa sola eğilerek sallanan enginarlar körpe ve makbuldür. Sallanmadan ok gibi duranlar kartlaşmıştır.

Gelelim enginarı ayıklama işine. İşte bu alışkın olmayanlar için epey meşakkatli bir adım. Ben de annemi izleye izleye, yapa yapa öğrendim. Hatta bir keresinde annemden rica ettim, babam videosunu çekti annem ayıklarken, bir yandan da tarif etti.Bize de mail attılar. Önceleri annemden uzaktayken onu sık sık izliyordum:)

Önce dıştaki kaba yaprakları kesin ve bir yere ayırın. Sapını kesin ve başka bir yere ayırın. Dikkatli inceleyecek olursanız enginarın yapraklarının uç kısımlarında dikenimsi yapılar vardır. Bu kısımları da bıçakla aldırın. Körpe ve dikensiz yapraklar kalmalı. Daha sonra enginarı tezgahın üzerine yatırın ve en uca toplanmış yaprakları topluca kesin. Böylece enginarın orta kısmı meydana çıkacaktır. Dolma yapmak için daha farklı bir yöntem izleniyor, onu artık başka bir bahara anlatırım.. :)) Enginarı boyuna olacak şekilde dört parçaya bölün. Bir tatlı kaşığı yardımıyla orta göbekteki püsküllü kısmı, çiçeğini aldırın. Bembeyaz tabak kısmına ulaşana kadar temizleyin. Bu göbekten çıkan tüm içi atabilirsiniz. Sonra temizlediğiniz ve yukarıdaki fotoğraftaki enginara benzer hale gelen parçaları limonlu, unlu suda biraz bekletin.

Ayırdığınız yeşil yaprakların tümünü yıkayın ve suyunu süzdürün. Bu yaprakları su ile kaynatıp çay gibi içebilirsiniz. Karaciğer enzimlerinin fonksiyonlarını düzenlemeye, karaciğer yağlanmasının iyileştirilmesine faydalıdır.

Sapları da dıştaki sert odunumsu yapıyı soyarak temizleyin. 4-5 cmlik parçalara bölün ve bunları da unlu, limonlu suya atın.

Enginarlar dinlenirken, yemeği pişireceğiniz tencereye zeytinyağını alın. Çok ince doğranmış kuru soğan, taze soğan ve sarımsağı koyun. 5 dk karıştırın. Enginarları süzerek alın, tencereye koyun. Sapları, baklayı ve dereotunu koyun. Suyu, limon suyunu ve tuzu ayarlayın. Bir kere karıştırıp, kapağını kapatın. Ağır ateşte kapağı kapalı olarak pişmeye bırakın. Baklalar pişince yemek pişmiş demektir. İhtiyaç olursa arada su ilave edebilirsiniz ancak bu yemek sulu bir yemek değil. Ona göre su ilavesi yapın.

Yemek ılınınca üzerine biraz çiğ zeytinyağı gezdirin...

Mis gibi ev yapımı yoğurtla, afiyet ve mutluluk içinde sevdiklerinizle, şükrederek yiyin...

Eh tarifi beğenip yapacak olursanız kulaklarımı da çınlatırsınız artık :))

Selamlar...




27 Eylül 2012

ACEMİLERE, BEKARLARA, BAYLARA, BAYANLARA...İZMİR KÖFTE


Selamlar sevgili dostlar...

Bugün size detaylı, bol fotoğraflı bir tarif vereyim istiyorum. Hem yapması çok kolay, hem lezzetli hem de sağlıklı...

İzmir Köfte yapalım mı bugün?

Belki siz başka şekilde de yapıyor olabilirsiniz. (Tüm sebzeleri kızartmak, fırınlamak...) Bir de böyle deneyin bence. Hafif ve leziz olduğunu siz de göreceksiniz.... (Tarif annemden)

Gelelim malzemeler listemize...

Malzemeler:

Köfte için
500 gr kıyma
1 adet kuru soğan
4 yemek kaşığı galeta unu
1 adet yumurta
1 avuç yıkanmış ayıklanmış maydanoz
Tuz, karabiber, kimyon

2 adet patates
5-6 adet sivri biber
2 adet kırmızı biber (bu sefer kullanmadım.)
1 adet domates
1 yemek kaşığı domates salçası
1 yemek kaşığı biber salçası
1 çay bardağı sıcak su
1 fincan zeytinyağı

Yapılışı:

Köfte malzemelerini bir kapta yoğurun. Ben soğanı ve maydanozu beraberce rondodan geçirdim. Galeta unu yerine bayat ekmek içi de kullanılabilir. Baharatların miktarını kendinize göre ayarlayabilirsiniz. Başka baharatlarda ekleyebilirsiniz. Ancak orjinali kimyon kokulu bir köftedir.

Yoğurduğunuz harçtan irice bir mandalina büyüklüğünde parçalar kopararak rulomsu uzun ve kalın köfteler yapın. 

Yemeği pişireceğiniz tencereye 1 fincan zeytinyağını dökün. Orta ateşte yağı ısıtın. (Kızartma yapar gibi cızırdatmadan.) Sonra köfteleri tencereye dizin ve hafif rengi dönene kadar çevirerek pişirin. (Kızartma değil )



Köfteler ağır ağır pişerken bir yandan patatesi soyup parmak, parmak doğrayın, biberleri yıkayıp tohumlarını çıkarıp ikiye bölün. Domatesi soyup rondodan geçirin. (Rendelene de bilir. İçine az miktar taze kekik atılabilir.)



Köfteler olunca ateşi kısığa alın. Köfteler tencerenin tabanında düzgün sıralı olacak şekilde; köftelerin aralarına patatesleri sıralayın. Üzerine biberleri koyun. Domates rendesini dökün. Bir çay bardağı sıcak su içinde salçaları eritin. İsterseniz bu meyaneye tuz ve karabiber de atabilirsiniz. Damak zevkinize göre ayarlayın. Sonra bu meyane-sosu da tencerenin üzerinde gezdirin.


Çok kısık ateşte yavaş yavaş, patatesler ve biberler yumuşayana, köfteler pişene kadar tutun. İhtiyaç olursa arada sıcak su takviyesi yapılabilir. Anca bu yemeğin kıvamlı ve suyu az olacağı dikkatten kaçmamalıdır.



Sonra da afiyetle yiyin efem....

13 Eylül 2012

İLK REÇELİM...



Merhabalar sevgili dostlar...

Geçen ilkbaharda yapmıştım bu reçeli. Oğlum dişsiz haliyle yalıyordu kaşıkları ek gıdaya ilk geçtiğimiz günlerde.

Çok mutlu olmuştum, reçel yaptım diye. Bir sağından, bir solundan fotoğraflayıp durmuştum. Bu sene ilkbaharda da yaptım. Hatta vişne, kayısı ve kızılcık da yaptım, nasılsa öğrendim ya :))

Ben reçellerde şeker tadını çok fazla sevmiyorum. Meyvenin tadının önde olmasını tercih ediyorum. Tadını ona göre ayarladım.

Tarifi şöyle;

Malzemeler:
* 1 kg tam mevsiminde ezilmemiş, kokulu çilek. (Mümkünse miniklerini seçin ve ezilmemiş, hırpalanmamış olmasına dikkat edin.)

* 800 gr toz şeker

* 1/2 limonun suyu

Yapılışı:

Çilekleri nazikçe yıkayın. Saplarını koparıp derin bir tencereye bir sıra çilek, bir sıra toz şeker olacak şekilde sıralayın. Geceden hazırlayarak bir gece bu şekilde bekletin. Ertesi sabah, kısık ateşte, kapak açık olarak pişirin. Oluşan köpükleri bir kevgirle toplayın. Şerbeti kaynamaya başlayınca nazikçe taneleri kevgirle toplayarak bir kaba alın. Şerbeti biraz daha kaynatın. (10 dk. kadar.) Sonra çilekleri tekrar atın ve limon suyunu da ilave ederek 5 dk. daha kaynatın. Sıcakken temiz ve kuru bir kavanoza alın. Ortam sıcaksa buzdolabında muhafaza edin.

Afiyet olsun...

13 Mayıs 2007

YAZ GELİYOR KOMŞULAR




Yaz mevsimini seviyorum, müjdecisi baharı da. Sebzeleri bile hoş. Dün ilk defa annemsiz bir anneler günü geçirdim. O İzmir'de ben İstanbul'da... İstedim ki o buradaymışçasına bir şeyler yapayım. Buzluktaki enginarları çıkardım sonra taze yaprak aldım ve sardım...

Sevgiler...

28 Mart 2007

FIŞ FIŞ KAYIKÇI...


Fincan böreği. 

Adı böyle bu böreğin. Neden diye sorarsanız şekli fincan ile keserek veriliyor hamura. Benimkine bakmayın siz. Onun şekli için bir fincan kullanılmadı.

Durun da size hikayesini anlatayım dün pişen bu böreğin.

Annemle aramda inanılmaz bir telepati vardır benim. Canım aşeren kadınlar gibi garip garip şeyler ister arada. Kıymalı nohut yemeği, pirinç çorbası gibi. Dün de şirketten çıktım ve nereden geldiyse aklıma "fincan böreği" geldi. Bizde yılda 2-3defa yapılır. Annemi arasam mı acaba diye düşündüm bir ara. Sonra vaz geçtim. Şimdi uğraşmasın kadıncağız diye. Neyse eve geldim. Apartmanı misss ler gibi kokular sarmıştı. Aaaa anneciğim fincan böreği yapmamış mı bir de ne göreyim. Nereden aklına geldi annecim dedim. O da ne bileyim öğlen biraz uzandım, dön dön dön uyuyamadım. İçim sıkıldı ve aklıma geldi yaptım dedi. Gülümsedim kocaman, eline sağlık dedim ; ama söylemedim onun aklına böreği sokanın ve uyutmayanın ben olduğumu...Heh heh heh...
Tarifi annemden en kısa zamanda öğreneceğim. Onun fincan böreği diye adlandırdığı börek biraz farklı oluyor başkalarınınkinden çünkü...


Sevgiler...

12 Mart 2007

BİR OYUN ve MÜZEYYEN HANIMIN AŞURESİ


Sevgili dostlarım merhaba.

Anneannemin tarifiyle annemin yaptığı aşureyi anlatacaktım bugün size; ama bir de ne göreyim Zerrin beni sobelemiiişş. Eeee bu oyunları kim sevmez? Ben de önce oyuna katılayıım sonra da tarifi yazayım istedim.

Oyun şöyle,

Evet burada gerçekten birbirimizi göremiyoruz, seslerimizi duyamıyoruz belki ama "dost", "arkadaş" olabiliyoruz. Çünkü yüreğimizden dökülenleri yazıyoruz sayfalarımıza, belki seslerimizi birbirimize hiç duyurmadan. Tariflerimizi, yaptığımız yemekleri paylaşıyoruz bloglarımızdan o nefis kokuları koklamadan. Kızgınlıklarımızı, hüzünlerimizi belki gizli gizli aralara serpilmiş sevdalarımız bile var bu sayfalarda. Her sabah büyük bir merakla okuduğumuz, sanki o anlatıyor da biz dinliyormuş edasıyla gelsin de konuşalım dediğimiz dostlarımız var bu sayfalarda. Oyun istiyor ki bu dostlarımızı, arkadaşlarımızı başkaları da tanısın, okusun, öğrensin...

Ne mutlu bana ki Zerrin beni de seçmiş dostları arasına . Tekrar teşekkür ederim ben ona...

Şimdi ben de tanıtayım size buradan edindiğim dostlarımı teker teker.

1) Chemistry: Hindistanlı bir arkadaş geldi buldu beni bir kaç ay önce. İnceledikçe sevdim sayfasını. Yemek tarifi yok blogunda, yaşadığımız dünyayı ilgilendiren ağırlıklı olarak çevre sorunlarını anlatıyor. Güzel, hoş araştırmaları var.

Selamlar sana Mr Saini... DUYARLI SAINI

2) Elit: Elit'i blogumu yeni yazmaya başladığım acemi yazarlık günlerimden beri tanıyorum. Tatlı mı tatlı ve cici bir dost. İdealleri var koskocaman ve yılmadan peşinde koşuyor. Kurslara gidiyor, okuyor, öğreniyor, dinliyor. Kendini aşmaya çabalıyor. Bir de en son trendleri biliyor. Yeni çıkanlar, işe yarayan ve yaramayanlar. Koular, takılar, filmler, kitaplar...

Başarı seninle olsun Elit...TREND ELIT

3) Deniz: Biz birbirimiz çok iyi anlıyoruz onunla. Dillerimiz aynı ve de söylediklerimiz. İçten bir dost, akıllı bir anne ve şairane, masalımsı bir deniz o. Sıradan yemekleri bile sıradışı şekillere sokabiliyor. Güzel, pratik tarifleri ve ilginç hobilerini siz de görün isterim. Ben onun İzmir kokan yanaklarından öpmeyi seviyorum...

Kordon rüzgarı yanağını okşasın Deniz... YARATICI DENİZ

4) Zerrin: Nasıl tanıştığımızı ben tam hatırlayamadım. Sen hatırlıyor musun Zerrin? Sanırım bir yemek etkinliği olmalı. O günden beri dört gözle yazılarını takip ettiğim akıllı bir dost. Minicik bir olayı bile upuzun bir hikaye olarak heyacanla okunacak dilde anlatıveriyor kendileri. Çoook uzaklardan tarifleri var, bazen de bizlerden değişik tarifler veriyor. Kendini beslenme konusunda aşmış sımsıcacık bir dost. Sayfasını her gün güncellesin istiyorum, istiyorum ki onun tatlı dilinden güzel yazılarından mahrum kalmayayım.

Teşekkürler sana Zerrin, miss gibisin...SANATÇI ZERRİN

5) TaTa: Sevgili TaTa. Bana ilk yazdığında kimdir, nedir bilmiyordum. Ancak yazdığı iki cümle bile ona müthiş saygı duyma dürtüsünü uyandırdı bende. Annem gibi o. Anneme benziyor sözleri. Bazen sofrasını anlatıyor, bazen gördüklerini sonra da düşündüklerini. İlgi ve büyük bir merakla okuyorum, dinliyorum onu.

Saygılar sana TaTa...ANNE TATA

6) Tuba: Uzaklardan bir dost edindim kendime. Yeni kıtadan. Öyle tatlı dilli ki. Bazen yaptığı tatlıları yiye yiye böyle oluyor herhalde diye düşünmekten alıkoyamıyorum kendimi. Her sabah yeni bir tarif, özlü bir yazı ve nefis resimlere bakmak için oturuyorum PC başına. Bazı Pazar günleri evde cici kız edasıyla yaptığım yemeklerin tarifleri ondan. Çünkü çok pratik ve çok lezizler...

Seni seviyorum Tuba...PRATİK TUBA

7) Aybike: Blogunu en sık güncelleyen dostum benim o. Her sabah şirin bir tarif ve Labiate familyasından olduğunu tahmin ettiğim kır çiçekleri arasında gülümseyerek bana merhaba diyor. Türkiyeden tarifleri var, annelerinden öğrendiği püf noktaları ile beraber. Sonra yabancı mutfakları bize yakın kılmaya çalışan değişik tatları tanıtan tarifleri. Çok çalışkan cici bir anne.

Hep gülümse Aybike...ÇALIŞKAN, AZİMLİ AYBİKE

E tarifi de yazayım artık değil mi?





Malzemeler:

- 1/2 kg aşurelik buğday
- 6 su bardağı toz şeker
- 1/2 su bardağı nohut, kuru fasülye, pirinç, çekirdeksiz kuru üzüm
- 6 incir, kuru kayısı
- 1 portakalın kabuğu
- 1 kahve fincanı gül suyu
- 1 paket vanilya
- 3 avuç fındık, ceviz içi
- Tarçın
- Zencefil
- Hindistan cevizi
- Kuru dut
- Nar
- Karanfil
- Damla çikolata

Yapılışı:

Akşamdan yapılacak işlemler

Kuru fasülye ve nohut ayrı kaplarda ıslatılın.

Buğday ayıklanır, yıkanır ve üzerine 1 tatlı kaşığı karbonat dökerek ılık su ile ıslatın. 1-2 saat sonra buğdayın suyunu süzün ve yıkayın. Üzerini biraz geçecek kadar sıcak su ilave edip 15 dk kapağı açık olarak kaynatın. Daha sonra ateşten alarak sabaha kadar ağzı kapalı olarak serin bir yerde bekletin.

Sabah yapılacak işlemler

Buğdayın üzerine su ekleyerek iyice kaynatın. Yapışmasını engellemek için arada karıştırın. Nohut ve fasülyeyi haşlayın, buğdaya ilave edin. Karışıma pirinci ve incecik kıyılmış portakal kabuğunu ekleyin. Karıştırdıktan sonra toz şekeri ve bir avuç kadar haşlanmış kuru üzümü ilave edin. Karanfilleri bir cezve içinde kaynatın. Süzdüğünüz suyunu aşure tenceresine koyun. 1 tatlı kaşığı zencefil ekleyin. Ateşten almadan 10 dk önce doğranmış kuru incir, kayısı, karadut, gülsuyu, vanilya ekleyin.

Kaselere boşalttıktan sonra soğumaya dönünce süslemek için fındık, ceviz içi, tarçın, hindistan cevizi, nar ve damla çikolata ile süsleyin.

Afiyet olsun...



-----------------------------------------------------------------------------------





11 Ocak 2007

PORTAKALLI KEREVİZ VE OCAK AYI AMA BEN NEDEN ÜŞÜMÜYORUM?








Merhaba sevgili dostlarım.

Ne ilginç değil mi? Kış sebzeleri tarifleri ekliyoruz bloglarımıza durmadan ama ortada ne kar var, ne yağmur, ne de üşüten fırtınalar. Oysa aylardan Ocak ve onu da neredeyse yarılamak üzereyiz.

Kendi küçük dünyamızda seviniyoruz belki de buna. Oh oh bu sene az üşüdüm, güneşli havalarda gezdim diye. Sadece Türkiye değil bütün dünyada sıcaklık normalin üstünde. Avusturya'dan Arkadaşım Ka. de oralarda havaların inanılmaz sıcak gittiğini söylüyordu geçen gün. Ancak emin olun ki ne Kutup Ayıları, ne Alaska Ren Geyikleri ne de Mavi Balinalar böyle sevinmiyor.


Umarım yapabileceğimiz bir şeyler vardır ve bunların farkında oluruz. Daha da önemlisi elimizden geleni yapabiliriz.

Kerevizin ne tadını ne de kokusunu çok sevmiyorum aslında. Hatta babaannem "Çocukluğumda sırf kereviz kokusunu derin derin koklamak için manavların arka sokaklarında sıralandığı Menemen'in meşhur "Taş Hanı'na" uğrardım her fırsatta. " dediğini duydunca kıkır kıkır gülmüştük sevgili kardeşlerim Pı. ve On. ile. Kerevizin kokusu mu ıyyyy diye.

Geçenlerde ziyaretine gidince Ze. yengemde yedim. Ben nezaket icabı minik bir tabak almıştım; ama o kadar lezzetli olmuş ki dayanamadım ve bir tabak daha istedim.

Sonra anneme de söyledim evde denemesi için. Tarif, aşçılık anneme ait. Ben sadece fotoğrafladım, kalori tablosunu düzenledim ve tabii ki oturup bir güzel yedim.

Malzemeler:

- 5 orta boy kereviz
- 3 kuru soğan
- 2 kerevizin yeşil yaprakları
- 1 çay bardağı zeytin yağı
- 1/4 limonun suyu
- 1 çay bardağı portakal suyu
- 1 yemek kaşığı pudra şekeri
- 1 çay kaşığı tuz

Yapılışı:

Kerevizlerin kabuklarını derin olarak soyup iri iri dilimleyin. Limonlu suda bir süre bekletin. Tencerede ince ince doğradığınız soğanları zeytinyağının yarısı ile kavurun. Üzerine limon suyunda beklettiğiniz ve suyunu süzdüğünüz kerevizleri ekleyin. Kereviz yapraklarını, tuzu, şekeri, portakal suyunu ve zeytinyağının geri kalanını ekleyelip ağır ateşte pişirin. Soğuduktan sonra cam veya porselen bir kaba alıp, soğuk olarak servis yapın.

Afiyet olsun size şimdiden.



BİR BAŞKA PORTAKALLI KEREVİZ TARİFİ İSE BURADA 


------------------------------------------------------------------------------------




16 Ekim 2006

KABAK ÇİÇEĞİ GİBİ AÇILDIM BU ARALAR, NE OLDUM DELİSİ OLDUM ÇIKTIM





Mevsim kışa dönmek üzere neredeyse ama ben, sanki ilkbahar geliyormuşçasına neşeliyim. 

Uçuyorum kuş misali. Kabak çiçeği gibi açıldım, ne oldum delisi oldum çıktım. Rüzgar nereye savurursa beni oradayım. Hazır dedim uçarcasına daldan dala konarken bir kabak tatlısı yapmalı ve yemeli, değil mi ama? Hem şurada bayrama ne kaldı. Ağır bayram tatlılarından önce yenmeli kabak tatlısı...

(Tarif eski bir anne tarifi)

Malzemeler:

-2 kg balkabağı

-1/2 kg toz şeker

-Bol ceviz (250 gr kadar)


Yapılışı:

Kabakları yıkayıp iri iri doğrayın ve genişçe bir tencereye yerleştirin. Şekeri kabakların üzerine serpip tencerenin kapağını da kapatarak 6 saat kadar bekletin. Kabak şekeri görünce salıverecektir suyunu...Sonra tencerenin altını kapatıp ağır aheste ateşte 1 saat kadar pişirin. Ocağı söndürdükten sonra tatlının ısısının oda sıcaklığına inmesini bekleyin. Bekleyin ki tatlınızı cam bir kaba alabilesiniz ve üzerine bolca iri iri cevizlerden koyabilesiniz...


Afiyet olsun. Aman siz de çok çok kabak tatlısı yiyip de benim gibi olup çıkmayın...

Sevgiler...

-----------------------------------------------------------------------------------------------

11 Ekim 2006

BAYRAM İÇİN TATLI; KALBURA BASTI










15. Ye etkinliğine ben de bizim için bayramlarda klasik bir tatlı olan "Kalbura Bastı" ile katılayım dedim...


Tarif anneme ait... 


Malzemeler




-1 su bardağı süt


-1 su bardağı erimiş margarin


-1 su bardağı sıvı yağ


-1 paket kabartma tozu


-1 avuç toz şeker


-İkiye bölünmüş ceviz içi


-1/2 kg dan biraz fazla un




Şerbeti için;




-3 su bardağı şeker


-2 su bardağı su


-1/2 limon suyu



Yapılışı

Şerbeti hazırlamak için şekeri ilave ettiğiniz suyu bir tencerede kaynatın. Tencereyi ocaktan alıp, limon suyunu ilave edin. Şerbeti soğumaya bırakın.

Derince bir kapta şeker ve sütü ve margarin + sıvı yağ karışımını iyice çırpın. Un ve kabartma tozunu ilave ederek kulak memesi diye tabir edilen kıvamı tutturmak amacı ile hamurunuzu bir güzel yoğurun. Hamuru bir süre özlenmesi için nemli beze sararak dinlendirebilirsiniz.

Dinlenmiş hamurdan iri ceviz büyüklüğünde toplar koparıp yassılaştırdıktan sonra rendenin küçük bıçaklı kısmına hafifçe bastırın. Ortasına dilediğiniz kadar ceviz koyarak hamurun kenarlarını kapatın.




Yağlanmış tepsiye dizerek 175 dereceli fırında üzerleri kızarana kadar pişirin. Fırından çıkan pre- kalbura bastınız üzerine soğuk şerbeti gezdirin ve ısısı henüz düşmemiş olan fırında 5-6 dk tutun.

------------------------------------------------------------------------------------



Not




-Ceviz tadının belirgin olmasını istiyorsanız hamurun içine cevizleri ufalayarak değil iri parçalar halinde koymalısınız.


-Hamur sıcak ve şerbet soğuk olacak...










29 Eylül 2006

SONBAHAR ve GETİRDİKLERİ



Sımsıcak, masmavi, yemyeşil ve güzel mi güzel bir yaz mevsimi geldi ve gitti."Dur ne oluyor" derken İstanbul'da gri bulutlar, yağmur damlaları, sararmış yapraklar dolduruverdi günlerimizi. İlk defa bu yaz 1 haftaya sığdırmak zorunda kaldım İzmir'i ve Çandarlı'yı .Sormayın bu çok acı bir şey. Gerçi ya yardan ya serden misali çalışma hayatı böyle, elden ne gelir.



Annem ve babam da Çandarlı sokaklarında sadece onlar kalana kadar beklediler ve dönmediler. Nihayet hafta başında geliverdiler. Çandarlı güneşinde olmuş biber salçasından tutun da olgun domateslerle yapılmış tarhanaya kadar bize bir nebze olsun oraları anımsatacak şeylerle döndüler.


Annem iki yıl önce emekli oldu ve ardından da hiç denemediği mutfak maceralarına yelken açtı. Tabii bizde onunla beraber maceralar içinde yer aldık ve kimi zaman yaralandık, kimi zaman da parmaklarımızı yaladık....
Aşağıda size anne ve babamın birlikte hazırladıkları; küçük bahçemizin üzümleriyle ilk defa denedikleri üzüm pekmezi tarifini sonra biber salçası hazırlanışını ve tarhana yapımını aktarmak istiyorum.


ÜZÜM PEKMEZİ 

Malzemeler
-Beyaz pekmez toprağı (Kireçli toprak olabilir. Ege yöresinde bu toprağı kolaylıkla doğada bulabilirsiniz.)
-Çekirdekli veya çekirdeksiz üzüm (Bizim pekmezimiz siyah çekirdekli üzümle hazırlandı.)
-# Bir tutam Çandarlı güneşi #


Üzümleri yıkayıp suyunu sıkın. Büyükçe bir kaba 5 lt üzüm suyuna büyük bir ceviz iriliğinde pekmez toprağı ilave ederek kaynamaya bırakılır. Kaynadıkça üstünde oluşan köpükleri temizleyin. Yaklaşık 1 saat kaynattıktan sonra 12 saat kadar dinlenmeye bırakın. Dinlenmiş üzüm suyunu çok ince ve kat kat tülbentle süzerek başka bir kaba alıp, posasını atın. Aktarılan üzüm suyunu tekrar 1-2 saat kaynatıp aynı süzme işlemlerini tekrarlayın. Süzülen üzüm suyunu geniş kaplara alarak (üzeri sıkıca tülbentle örtülecek) koyulaşması için güneşli bir yere koyun. Kıvam alınca (2-3) gün cam şişelere alıp saklayabilirsiniz.




BİBER SALÇASI
Malzemeler


-10 kg kırmızı salçalık biber
-Tuz
-#Bir tutam Çandarlı güneşi#


Biberler yıkayıp, çekirdeklerini ve saplarını ayıklayın.Yaklaşık 8 parçaya ayrılacak şekilde doğrayın. Büyük bir tencereye koyup üzerine 1-2 su bardağı su ekleyip, kapağı kapalı bir şekilde kaynamaya bırakın. Ara sıra karıştırmayı unutmayın. Biberlerin yumuşadığını anladığınız zamanateşten indirip soğumaya bırakın. Soğuduktan sonra süzgüden geçirip üzerine tuz ilave edilin. Genişçe bir veya bir kaç kaba alarak tozsuz ve güneşli bir yere koyun. Kapların üzerine salçaya değmeyecek şekilde tülbent örtün ve aklınıza her geldiğinde değil ama her gün 1-2 defa olacak şekilde karıştırın. Yaklaşık 1 hafta sonra salça koyulaşır ve cam kavanozlara koyarak saklayabilirsiniz.

------------------------------------------------------------------------------------
Not:
-10 kg kırmızı biberden 3 kg salça elde edilir.
-Salçanızın saklarken üzerini zeytinyağı ile örtün.
-Biber salçası yapmak için Ege yöresinde en uygun ay Ağustos ayıdır.



TARHANA


Malzemeler


-4 kg un
-Toplam 2 kg kırmızı ve yeşil biber
-4 soğan
-1.5 kg süzme yoğurt
-1 avuç tuz
-Taze ve kuru nane



Biberleri ve soğanı küçük küçük doğrayarak, kaynatıp süzgeçten geçirin. Taze nane, tuz ve yoğurdu ekleyin. Alabildiği kadar (yaklaşık 4-5kg) un ilave ederek ve iyice yoğurun. (Hamur kıvamı; koyu bir lokma hamuru kıvamı gibi olmalı) Yoğurduğunuz hamuru bir kaba koyup üzerini tülbentle örtün. Her gün sabah akşam tahta bir kaşıkla karıştırın. Hamur zamanla kabaracak ve çökecektir. Çöktükten 2 gün sonra, üzerine un serpilmiş bir bezin üstüne parça parça serin ve ara ara yoklayarak kuruyan hamur parçalarını alt-üst edin. Alt üst etme işlemini 1-2 gün kadar yapmanız yeterlidir. Hamur parçaları kurumaya başlayınca ovun ve iyice ufalayarak eleyin. Toz haline gelince tekrar temiz bir örtüye serin ve güneş görmeyen serin bir yerde kurumaya bırakın.Tam kuruyup kurumadığını anlamak için bir avuç toz tarhana alın ve avucunuzdan akması için bırakın tarhana zerrecikleri avucunuza yapışmıyorsa tamamen kurumuş demektir.Tarhana bez keseye yayılarak koyup ağzı açık olarak 1 hafta daha serin bir odada bekletin. Bu işlemlerden sonra tarhananın içine bolca kuru nane ekleyip ister naylon bir muhafaza içine konulmuş bez torbada isterseniz cam kavanozlar içinde buzdolabında saklayın.

------------------------------------------------------------------------------------
Not

-Tarhana tüm aşamaları boyunca direk güneş ışığına maruz kalmamalıdır.
-4 kg undan yaklaşık 3 kg tarhana elde edilir.
-Ağustos sonu veya Eylül başı Ege yöresi için tarhana yapımı için en uygun zamanlardır.

Sevgiyle kalın...